Sonunda yola çıkmaya hazırdık. Yola ilk çıkacak grup biz değildik. Bu yüzden biraz daha beklemeliydik.
Burada bana dışarıda olduğu gibi garip garip bakmıyorlardı. Bu durum biraz daha yuvam da gibi hissetmemi sağladı.
Bekleme süresi sona ermişti. Bizden önceki grubun peşinden ilerledik.
İlk on beş dakika kimse konuşmadı. Sadece adım sesleri ve hayvan sesleri vardı. Uzun sessizliği ilk bozan bir adam oldu. Uzun boyluydu. Kumral saçları, ela gözleri vardı.
-Sen yeni gelen iki kızdan biriydin.'dedi. Benimle alakalı konuşuyordu."Ah evet... Ben Katherine."dedim.
-Güzel bir adın var Katherine.
-Teşekkür ederim. Senin adın neydi?
-Ben Jimmy.
-Tanıştığıma memnun oldum.
-Bende.
Görünen o ki Jimmy konuşmanın sona ermesini istemiyordu."Nerelisin?" Bense cidden konuyu uzatmak istemiyordum. Yine de cevap verdim "Atlanta'dan geldim."başını onaylar gibi salladı. Jimmy bana bir soru daha soracakken Michael araya girdi.
-Kamp alanımız burası. Eşyalarınızı çıkarabilir siniz ama çok dağılmayın, yarın sabah yine yürüyeceğiz.'arkadan biri konuştu"diğerleri gelecek mi?" Michael düşünüp cevap verdi"bikac grup gelebilir ama herke şurada olmaz. Bir sonraki uzun kalışımızda göreceğiz öndeki grupları."dedi.
Herkes eşyalarını çıkarırken ben Michael'ın yanına gittim."Hey! Sana bir sorum var."arkasını dönüp cevap verdi"Sanada merhaba Katherine, ne soracaksın?"."Donna'nın hangi grupta olduğunu bilip bilmediğini." Vereceği cevabı ölçüp biçti. " Sanırım bizden hemen sonraki gruptalar. Bize yetiştirlerse görebilirsin onları.dedi. Hazır cevap bir insana benziyordu. Büyük ihtimalle öyleydi de.
Bu cevap bana yetmişti o yüzden bende cadirimi açmaya koyuldum.
Çadırımı çoktan açmış, tavanına bakarak oturuyordum. Ben uzun uzun düşünürken Michael çadırıma gelip beni ateş başına cağırdı.
Sıkıldığım için gittim. Marshmallow falan beklemiyordum ama em azından bir konuşma... hiç ses yoktu. Sıfır. Bir süre sonra sıkılıp cadirima geri döndüm. Yorulmuş olmalıyım ki çabucak uyudum.
Ertesi sabah bir kişi hariç herkesten erken kalmıştım. O kişi tabii ki Michael'dı. Çok erken kalkıyor olmalıydı. Sohbet etmek için yanına gittim. Beni görünce garip bir şekilde sevindi.
Biz rastgele konulardan konuşurken diğerlerine uyanmaya başladı.
Bu yürüyüş grubundaki herkesle tanışmıştım.
Dorothy, kısa boylu sarışın, mavi gözlü güzel bir kızdı
Eddie, orta boylu, siyah saçlı ve koyu kahverengi gözlere sahipti.
Jimmy, uzun boylu, zayıf, kumral saçlı ve kahverengi gözlüydü.
Maddison, benden uzundu ama çok uzun boylu değildi. Düz ve uzun saçları oyuna kadar uzanıyordu. Kahve rengi gözleri ve saçları vardı. Gözlük takıyordu.
Son olarak Michael. Uzun boylu, kahve rengi saçlı ve açık kahverengi gözlere sahipti.
Diğer yürüyüş gruplarına göre daha az kişiydik. Ama güzel oluyordu.
Ben yine kendi kendime düşünürken ayağım bir taşa takıldı. Taş büyüktü. Yere düştüm. Ama çabucak kalktım.
Maddison hemen yanıma geldi "Sen iyi misin!?". Onu iyiyim diyerek geçiştirdim. Ama ayağımı burkmuştum. Çok büyük olay değil diyip kendimi oyaladım. Bu günde çabucak geçmiş, yine Kamp alanına ulaşmıştık. Dün ki gibi yine hepimiz çadırlarımızı kurduk ve uyuduk.
Günler normale göre çok hızlı geçiyordu. Sabah olunca yine rutinimizi yaptık. Çadır topla ve yürüyüşe hazırlan.
Yürüyüşe başlamıştık. Ama benim bileğim ağrıyordu. Ayakkabımı başlayacağım bahanesiyle bileğime baktım. Şişmiş ve morarmıştı. Yine de yürümeye devam ettim.
Bir kaç saat sonra acı dayanılmaz hale geldi. Artık Michael'a ya da herhangi birine söylemek zorundaydım.
Maddison olmazdı. Dün bana yardım edemediği için kafayı yerdi.
Jimmy gider Michael'a söylerdi.
Eddie... belki olabilir. Bide Dorothy.
Bense onların beni Michael'a söylemesi riskini almayıp kendim ona söyleyecektim. Zaten ne vardı ki bu kadar söylemeye korkuyordum...
Toparlayacak Michael'ın yanına gittim.
-Hey...
-Ne oldu?
-Dün düşmüştüm ya ben...
-Eee?
-Bileğimi burkmuşum.
-Yürüyemiyor musun?
-Biraz?
-Tamam o zaman çantanı ver bana.'çantamı verdim.
-Şimdi de kolunu omzuma at.'attım. Yürümeye yardım ediyordu.
Kamp alanına vardığımızda kendimi mahcup hissettim. Gidip teşekkür ettim ve çadırıma geçtim. Uyudum.
Yine erkenden uyandım. Bileğim daha iyiydi. Bu sefer Michael'dan erken uyanmıştım. Hava soğuktu. Üstüme bir ceket aldım. Ben kuşların sesini dinlerken biri omzuma dokundu. Bu kişi May'di. Arkasında da Donna duruyordu. May'i görmeyeli uzun zaman olmuştu. Son gördüğümden bu yana büyümüştü.
Bir şey demedim. Sadece duruyorduk. Biz hala boş boş dururken Michael geldi."Birazdan çıkıyoruz. Hazırlan."dedi.
Beş dakika sonra yeniden yürüyorduk. Ama bu sefer aramızdaki grupla aramızda çok mesafe yoktu. Neredeyse birlikte yürüyorduk.
Sakince yürürken arkamızdan bir çığlık sesi duyduk. Etrafıma baktım. Tehlikeli bir şey yok gibi gözüküyordu. Ama bu çığlık sesini bir tek ben duymamıştım. Herkes duymuştu.
Sesin bir daha gelmediğinden emin olup yürümeye devam ettik. Ses bir daha gelmedi. Ama korkmuştum.
Michael çadırlarımızı kurabileceğimiz güzel bir yer buldu. Ateş yakabileceğimiz bir yer seçmişti. Sanki akşamları kimse çadırından çıkıyormuş gibi... Ama o çabalıyordu.
Bu sefer normale göre geç uyanmıştım. Garipti. Hasta değildim, bileğim ağrımıyordu, başım ağrıyor desem o da yoktu.
Boş verdim. Eşyalarımı topladım ve her zamanki gibi yürüyüşe hazırlandım.
Uzun bir süre mola vermeden yürüdük. Jimmy her zamanki gibi sessizliği bozan kişi oldu. Bir şeyler mırıldanıyordu ama onu dinlememiştim.
Yürümeye devam ederken önümüze biçilmiş çimenler vardı. Diğerleri durdu ama ben yürüdüm.
Yürümeye devam ediyordum ki ayağım boşta kaldı.
O biçilmiş çimen boşluğu değildi. Üstü cimen gibi görünen bir dereydi.
Çırpındım. Yukarı çıkmayı denedim. Ben denedikçe daha da dibe batıyordum. Şu soğuktu. Dibe gittikçe daha çok soğuyordu.
Yavaşca pes ediyordum. Umudum kalmamıştı. Bu soğukta boğularak öleceğimi düşündüm. Gözlerim karardı. Artık her yer karanlıktı...
