“Yıldızlar hizalanmaya başladığında, umarım bunu bir işaret olarak algılarsın; İyi olacağını.”
Helluva Boss-Stolas
(Bölüm Şarkısı- Stuck In The Sound/Let’s Go)
Küba/ Miramar/ Cafe Mariposa
Kavurucu bir sıcak. Jorge'nin alnından terler çenesine doğru akıyordu. Yüzünü cebindeki peçetesi ile sildi. Küba her zaman tropikal bir iklime sahip olsa da bugün ayrı bir sıcak vardı. Özenle ütülediği gömlek içinde terlemek istemiyordu çünkü iki tane gömleği vardı. Bugün ise özel bir gündü. Isabella'nın onu biriyle tanıştıracağını söylediğinden seçtiği vakit çarşambaydı. Önceden arayıp ona geleceği zamanı belirtti. Şimdi okuldan çıkmış, eve uğrayıp üstünü başını değiştirmişti. Tuhaf bir şekilde içinden bir ses ona bugünün onun için çok önemli olacağına dair işaretler vermişti. O da özenme gereğinde bulunmuştu. Bisikletinden inip onu cafenin yanındaki direğe park etti. Kilitleyip, derin bir nefes aldı. Isabella ona resimlerini de getirmesini söylemişti. Jorge'de yıllardır biriken resim defterlerinin arasından bir kaçını çantaya atmıştı. Cafenin önünde durdu. Duvara baktı. Geçen bitirdiği " Kelebek Bahçesi" orada duruyordu. Tebessüm etti. Cafenin kapısını itti ve içeri girdi. Gözü Isabella'yı aradı. Aradığı hedefi bir masada oturmuş halde buldu. Önünde, Jorge'ye arkası dönük takım elbiseli biri duruyordu. Buralı olmadığı belli olan adamın beyaz teni, takım elbisesinin içinde parlıyordu. Bu sıcakta takım giymiş bir deli, kesinlikle buranın havasını bilmiyordu. Jorge kendi giydiklerine baktı. Evde bulduğu bej bir kargo şort ve acı yeşil kısa kollu gömlek. Çantalı kemerinde ise boya fırçaları ve birkaç kalem sarkıyordu. Yandan asmalı yarı eskimiş çantası ise kahverengi tonlarındaydı. Omuz silkti. O kendi âlemine dalmışken Isabella ona seslendi. Jorge kafasını kaldırıp Isabella'ya doğru baktı.
"Jorge!"
Gülümseyerek el sallıyordu. Takım elbiseli adam hareket etmeden sigarasını içmeye devam etti. Önündeki bir dergiye bakıyordu. Sert bir yüz ifadesi olan bu adam 50'lerinde, mavi gözlü ve sivri burunluydu. Jorge'nin tahmini adamın Fransız olma yönündeydi.
"Buraya gelsene. "
Jorge Isabella'nın talimatını uyarak, masaya doğru ilerledi. Isabella ayağa kalktı. Ve Jorge'ye sarıldı. Isabella'nin bu samimi davranışı Jorge için oldukça ilginçti ama bir şey demedi, aynı zamanda da put gibi durdu. Isabella devam etti. Elini takım elbiseli adama doğru uzattı.
*(Ana dilleri İspanyolca'yı konuşuyorlar ama Jasmine ile ingilizce konuşuyorlar. Yani bundan sonra olan diyaloglar İngilizce. Ayrıca Jorge’nin İngilizcesi yamuk olduğundan, Jasmine’nin ismi çoğu şeyi eş anlamı veya başka türlü anlıyor.)*
"Jorge, bu bahsettiğim arkadaşım Jasmine. Jasmine, bu da ellerinde sanat tanışayan Jorge."
" Merhabalar efendim. Şey Jasmine, yasemin yani lakap mı?"
"Oh Jorge onun İspanyolcası biraz kötü. Ahahah ve hayır ismi Jasemine."
“Unisex bir isim sanırım.”
“Sen Jorge olmalısın. İsmim ile bir problemin yok herhalde?”
Jasmine sert bir ses tonuna eşlik eden suratıyla konuştu. İsmi gibi nazik ve çiçeği anımsatan bir tipi yoktu.
“Oh Jasemine yanlış anladın. Jorge’nin biraz İngilizcesi pratik istiyor sadece.N eyse ayakta kaldın hadi oturun siz ben size soğuk birer içecek getireyim.”
İsabella bar tarafına doğru giderek gözden kaybolurken tanımadığı ve adıyla anlamadığı için dalga geçtiği adamla yapayalnız kalan Jorge, gerildi. Boğazını temizledi.
“Şey… tekrardan merhabalar. Ah, şey ben-“
“Kem küm etme.”
“Ah! Üzgünüm.”
“Cafenin duvarına resmi sen mi yaptın?”
“Şey, evet.”
“ Herhangi bir referans kullandın mı?”
“Hayır, gözümde bir anda belirdi.”
“Kaçıncı sınıfsın?”
“Son”
“Yaşın kaç?”
“17.”
“Resim yapmaya ne zaman başladın?”
“Hatırlamıyorum, çok küçüktüm. Sokakta, oynayan diğer çocuklardan kalan tebeşirleri alıp yerlere bir şeyler çizerek başladım.”
Jorge tebessüm etti. O zamanlar aklına gelmişti.
“Babamın dediğine göre küçükken de dayanamayıp evin duvarlarını boyarmışım. Hahah.”
“Hayat hikâyeni anlat demedim.”
Jorge, Jasmine doğru baktı. Sigarasını sakince yakan bu adam iyice sinirlerini bozdu. Acaba sorduğu onca soru, formalite icabı mıydı? İş görüşmesinde gibi hisseden Jorge kaçlarını çattı.Sanki öylesine sorulan bu robotlaşmış sorular onu gereksiz biri gibi hissettiriyordu. Isabella’nın geleceği yoktu. Bu muydu tanıştıracağı adam? Sinirlendi. Çantasını önüne aldı içinden hızla boş sayfası olan bir resim defteri ve kalemlerini sıraladığı kalem kutuyu çıkardı. Jorge bir şeyi fark etmişti. Bu adam tüm konuşma boyunca ne ona dikkat kesmişti ne de ona bakmıştı. “Yani ilgi çekici değilim ha..” diye geçirdi içinden ve 2b ucunu bıçak gibi açtığı kurşun kalemi eline alıp defterine bir şeyler karalamaya başladı. Isabella bu arada barda gülümseyerek olanları izliyordu. Jasmine’nin ise umurunda değildi. Jorge adeta bir makine gibi durmaksızın bir şeyler karalamaya devam ediyordu. Bu neredeyse kırk dakika boyunca sürdü. O sırada Jasemine başka bir sigaradan başka bir sigaraya durmaksızın içiyordu. Öyle ki sigarası bitmişti. Ama hala gözleri elindeki dergisindeydi. Neden bilinmez ama Jorge bu adam bir şeyler kanıtlaması gerektiğini hissediyordu. Klimaya rağmen alnından oluk oluk terler akan Jorge elindeki kalemi kalem kutusuna ekleyip kalem kutuyu kapadı. Kalem kutusunu çantasına attı. Resim defterinden çizdiği resmi koparıp, defteri çantaya koydu ve çantanın fermuarını kapadı. Resmi Jasmine’nin önüne fırlatıp ayağa kalktı. Jasmine’nin gözü resme doğru kaydı.
“Buyurun.”
Ayağa kalktı. Önünde başını dalga geçer gibi eğip kapıya doğru ilerledi. Onları izleyen Isabella şaşkın bir şekilde bakakaldı. İlk kez Jorge’yi bu kadar sinirli görmüştü. Tam ona seslenecekti ki, Jorge çoktan kapıdan çıkmıştı. Jasmine’nin önünde karalanmış resimde ise izmaritlerden oluşmuş bir tahta oturan takım elbiseli sıçan vardı. Elinde sigarası, çökmüş suratlı, mutsuz bir sıçan.
Küba/ Miramar/ Yudel’in evi/ 5 Gün Sonra
Jorge kulaklığını takmış bahçede bankta oturup defterine bir şeyler karalıyordu. O günden beri sadece olanlara anlam verememiş Isabella’nın yamuk yumuk özür mesajları telefonda duruyordu. Adamdan ses yoktu. “Hak etti.” dedi içinden. Tüm konuşma boyunca selamlamayı geçip dala geçer gibi konuşan bu adam için az bile yapmıştı Jorge. İlk kez küçümsendiğini hissetmişti. Neyse öylesi biriydi. Gelip geçerdi. İç çekti. Dinlediği şarkının sesini sonladı. Babası Yudel evde yoktu. Kim bilir yine nerelerdeydi? Ev ona kaldığı için rahat olan Jorge tam odak çizdiği resme odaklandı. Bu sefer geçen gittiği gizli yerinde gördüğü bir köstebek ailesi ona ilham vermişti. Gözlerini kapadı ve hayal etti. Ormanın derinlerini düşündü Jorge. Yapraklar rüzgârdan dolayı hışırdarken, öğlen güneşi ise ağaçların arasından geçerek doğa anayı besliyordu. Ormanın sahipleri olan hayvanlar sesleriyle bir orkestra oluşturmuş-
-Telefon Zil Sesi-
Jorge gözlerini açtı. Yüzü düştü. Eline telefonu aldı. Bilmediği bir numara arıyordu. Önce boşvereyim diye düşündü fakat durmaksızın arıyordu. Sinirlendi ve telefonu açtı.
“Evet?!”
“Ne bağırıyorsun?”
Duyduğu sesle bir anda donakaldı. Arayan Jasmine’di.
“Jasmine Bey?”
“Hiç silgi kullanmadın.”
“Ne?”
"Museu Nacional de Belas Artes de Cuba."
"Pardon?"
"Saat 10.30. Haftaya Salı."
"Ne diyorsun-"
Telefon kapandı. Jorge anlamsız bir şekilde telefonla bakıştı. Neydi şimdi bu?
