İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Daydream

Bölüm 6

Güçlü Ol!

“ Yeni başlangıç yapmaya çalışmak, güç ister.”

Cocoa

(コメダワラ様 – Bölüm Şarkısı)

Dipnot: Bölüm içerisinde yıldızladıklarımı en altta açıklıyor olacağım.

Japonya/ İkebukuro/ 20.07/ Pazar

Balkonda sigarasını tüttüren Hanako, bir süre şehri izledi. Kalabalık bir ülke olan Japonya, her zaman ki gibi saat fark etmeksizin capcanlıydı. Dibine gelen sigarasından son bir fırt aldı. Küllüğe bastırdı. Salondan telefonun sesini duydu. Evi bir stüdyo daire olan Hanako’nun bir kedisi vardı. Shushu. Simsiyah bir rengi olan Shushu’nun yeşil renkte gözleri vardı. Kabarık tüylüydü. Onu yavruyken bulmuştu. Acıyıp almıştı. Şimdi ise ayrılmaz ikiliydiler. Hanako balkondan içeri salona geçti.

“Abi ne var bu kadar çaldıracak?”

İç ekti. Telefonu durmaksızın çalıyordu. Salonda duran küçük sehpasından telefonu aldı. Arayan Hanami’ydi. Şaşırdı. Bayan mesajları hariç çokta aramazdı Hanako’yi.

“ Alo?”

“ Ah, Yui-chan. Ben..”

Hanami çok sesli bir ortamdaydı. Sesi bir gidip geliyordu. Cızırtı çoktu.

“ Alo? *Hanami-kun? Sesin cızırtılı geliyor. Ne oldu?”

“ Yui-chan, hay! Bir dur ya!”

Telefon kapandı. Hanako ilk birkaç saniye telefonla bakıştı. ‘ Ne oluyor be?’ diye geçirdi içinden. Birkaç dakika sonra telefon tekrardan çaldı. Bu sefer müzik sesleri uzaktan geliyordu.

“ Hanami-kun? İyi misin?”

“ Şimdi duyuyor musun Yui-chan? Bu saate rahatsız ettiğim için, ah! Hay! Of! Çok ağırsın be!”

“Ha?”

“Kusura bakma tekrardan Yui-chan. Şey başka arayacağım kimse yoktu özür dilerim. Gerçekten!”

“Tamam da ne için aradın Hanami-kun?”

O sırada tanıdık bir erkek sesi arkadan bağırdı. Öyle bağırdı ki, Hanako’nun kulak zarları patlayacaktı.

“ Yuiiiiiiiiiiiiii-chaaaaaaannnnnnn!”

Sesi duyduğu an suratı düştü Hanako’nun. Arkada ki sesin sahibi her gün ona asılan kişiydi. Yoshimoto.

“ Kapıyorum.”

“ Ne dur Yui-“

Telefonu kapadı. Bu bir şakaysa gerçekten her ikisini de yarın işte gebertecekti. Ne için aramışlardı? Dalga geçmek? Ama sanki Hanami zor durumda gibi çıkıyordu sesi. O düşüncelere dalmışken telefon çaldı. Arayan Wang’tı.

“ Alo Wang-chan?”

“Chan mı?? Ne demek chan yaa?? Bize bile böyle *gayri resmi konuşmuyorsun Yui-chaaaan!”

Konuşan Yoshimoto’ydu. Hanako anlam veremedi. Niye Wang’ın yanındaydılar. Sesler geliyordu.

“ Yui, rahatsız etmek istemem ama arkadaşların benim barımdalar. Bu erkek-“

“Yoshimoto! İsmim Yoshimoto!”

“ Ay bir dur da konuşsun adam!”

Konuşmalar birbirine girmişti. Hanami, Yoshimoto ne alakaydı?

“ Neyse evet işte Yoshimoto. O çok içmiş kız olan- ah evet Hanami-san da ne yapacağını bilememiş. Seni aramış. Ama sinirlendiğini düşünüp geri aramaya çekinmiş. Gelip alma şansın var mı? Kız taşıyamıyor. Bende personel olmayanları içeri alamıyorum. Şu an bar çok kalabalık.”

“Ciddi misin? Hah… tamam geliyorum.”

“ Ah sağ olasın. Kusura bakma normalde ben bakardım ama.”

“Sana sıkıntı verdiler sen kusura bakma geliyorum.”

“Neeee?????? Ona karşı neden bu kadar naziksinnnn Yui-chan???”

“Sus be geri zekâlı!”

Hanami’nin çemkirişi ile telefon kapandı. Ah tanrım… Hanami ne kadar sevecen de olsa çok kimseye güvenmezdi. Ailesi ile yaşadığı için de Yoshimoto’yu evine alamazdı. Büyük ihtimalle onun cüssesindeki birini de tek başına kaldıramamıştı.

‘Sadece Hanami’ye üzüldüğüm için.’ diye geçirdi içinden. İç çekti. Onun bu halini gören Shushu, bacağına sürtünüp miyavladı. Hanako eğilip kedisini kucakladı. Odasına giderken kedisinin başını sevdi. Yumuş yumuş tüyleri eline geliyordu. Hanako tebessüm etti. Odaya girince de Shushu’yu yere bıraktı. Dolabını açıp içine baktı. Hana duru güzelliğinin yanında, asi bir tipi de vardı. İş kıyafetleri haricinde genelde ilginç bir giyime sahip olmuştu. Buna sebebiyet verenler ise belliydi. Sakamotolar. Dolabının yarısı onların dünya seyahatlerinden getirdikleri ile doluydu. Elini dolabın içine attı. Eline gelen günlük giyim için uygun olan bir Huan gömlekti. ( Geleneksel Çin kıyafeti) Omuz silkti. Pek de tarz sahibi biri değildi. Onun altına uyacak bir salaş pantolon giydi. Ayna da uzun saçlarını düzeltti. Çantasını ayna önünden alıp içine birkaç şey attı. Odasından çıkıp dış kapıya yöneldi.

Shushu peşinden geliyordu. Kapıda durup terliklerini çıkarıp üstüne uyan bir ayakkabı ile değiştirdi. Shushu’nun yanaklarından öpüp evden çıktı.

Japonya/ Minami İkebukuro Civarları/ 21.13

Japonya bir ada da olsa, ilk bakıldığında çok karışık bir şehir gibi gelebilir. O kadar istasyon vardı ki, kafanız karışabilir. Haricinde Japonya çok kalabalık bir ülkeydi. İkebukuro barlar sokağı ise her daim nefes olan bir yerdi. Capcanlı, ledlerden patlayan ışıklar gözünüzü alabilirdi. Her bir yerden farklı müzikler, cafe ve bar gibi yerlerin önünde broşür dağıtan çeşitli konseptli giyinmiş insanlar.

Hanako yürürken sıcaklamıştı. Metrodan inince 15-20 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan Moonlight Bar, Wang’ın çalıştığı yerdi. Diğer barlara nazaran ikiyüzlü bir bar olarak tanımlanabilirdi. Bir tarafı club bar gibiyken bir tarafı izole, daha sessiz Jazz-Rock bar konseptini taşıyordu. O yüzden iki katlıydı. Altı club, üstü bardı. Wang her iki alanın da müdürüydü. Ama genelde hep üst tarafla ilgileniyordu. Büyük ihtimalle, Hanami ve Yoshimoto ikilisi üst katı hiç görmemişlerdi ve clubta eğlenmeye girmişlerdi. Yoshimoto azıtınca da müdürü yani Wang’ı çağırmışlardı. ‘ Ah gerçekten!’ Hanako içinden Yoshimoto’ya küfürler savuruyordu. Madem içemeyecekti niye kızı da zor duruma sokmuştu?

Düşünceleriyle boğuşan Hanako bara gelmişti. Büyük ihtimalle Wang onları yukarı götürmüştür diyerekten, mekâna girdi. Sonrasında yukarı çıkan merdivenleri tırmandı. Club müziğinden sıyrılmayı başaran üst kata ulaştığında burnuna, sandal ağacı kokusu gelmişti. İkiyüzlü Moonlight. Aşağısı ter ve karışık bütün parfümleri içeren, birbiri üzerine tepinen insanlarla doluyken asıl içi bu sakin, müdavimlerle dolu üst kattı. Wang buranın hâkimiyetinde olduğu belliydi. Bar tarafında aradıkları kişileri gözü ısırdı. Bar tarafında Wang ve iki personel duruyordu. Spot ışıkları Wang’a vuruyordu. Sırtına uzanan yanları tıraşlanmış saçları örgülüydü. Kulağında ona işkence eden piercinglerle donatmış, gömleğinden fışkıran dövmeleri ve takıları ile tam bir ‘ Ben buralı değilim.’ İmajı çekiyordu. Yoshimoto kafasını bar masasına gömmüştü. Hanami ise Wang’la konuşuyordu. Hanako’nun yaklaştığını gören Wang, samimi bir gülümseme ile ona seslendi.

“ Yui-chan!”

Güzel bir ses tonu vardı. Hanako’da ona el yapıp gülümsedi. Adı duyan Yoshimoto kafasını direkt kaldırdı. Onlara yaklaşan Hanako’ya baktı. Hanami’de kafasını çevirip rahatlamış bir yüz ifadesi aynı zamanda ağlamalıklı halde ona baktı. Hanako yanlarına gelip bar taburesine oturdu. Wang’a döndü.

“Kusura bakma cidden.”

“Hahaha bunları denek olmanla ödüyorsun Yui.”

Hanako güldü. Onun güldüğüne ilk kez şahit olan iş arkadaşları ağzı açık bir şekilde baktılar. Çok nadir yanlarında gülümsüyordu.

“ Ne alırsın? Ya da dur. Yeni bir kokteyl yaptım, getireyim.”

“Ah aslında içmeye gelmemiş-“

Wang elini Hanako’nun dudaklarına bastırdı.

“ Ödeme alıyorum öyle düşün”

Gülümsedi ve arkasına dönüp kokteyli yapmaya başladı. O sırada hala ağzı açık bakan iş arkadaşlarına döndü. Onların salak tipine bakarken konuştu.

“Ne?”

Hanami utangaç bir şekilde devam etti.

“Şey siz ikiniz?”

“Hayır.”

Sert ve keskin bir cevaptı.

“ Ah pardon. O zaman arkadaşsınız.”

“Evet.”

Yoshimoto Hanako’dan tarafa eğilip gözlerine dimdik baktı.

“ Seni iş kıyafetlerin hariç ilk kez görüyorum. Gerçekten çok güzel-“

Hanami ona iğrenen bir bakış atıp eliyle yüzünü itti. Sonra hışımla Hanako’ya dönüp başını eğdi.Hızla konuşmaya başladı.

“ Baş belası olduğumuz için özür dilerim. Ben biraz hava almaya çıkmıştım ama Yoshi de ben buralardayım gel takılalım dediği için buraya sürüklendim. Salak- yani Yoshi, o kadar fazla içti ki sonrasında etrafı dağıtmaya başladı. Dozunu kaçırınca birkaç personel arkadaş Wang-san’a iletmiş. Aslında ilk dışarı çıkardım ama taşıyamadım. Aklıma sen geldin. Aptal aptal- yani ehm! Dozu kaçmış hareketlerine devam edince taksi çağırıp evine bırakacaktım ama evinin yerini bir türlü söyleyemedi. Bende evime götüremezdim. Özür dilerim. Gerçekten. Gerçekten. Öhö!”

Hanami o kadar aceleyle nefes almadan konuşmuştu ki, öksürmeye başlamıştı. Wang arkasını dönüp ona su uzattı. Hanami teşekkür edip suyu içti. Hanako düz bir şekilde konuştu. Her şey tahmin ettiği gibiydi.

“ İyi misin?”

“Ah evet, evet eheheh! Üzgünüm Yui-chan.”

“Neyse olan oldu artık. Eee bu salak nerede kalacak?”

Hanako direkt salak deyip yarı baygın yatan Yoshimoto’yu gösterince kendini tutup güldü.

“Ne?”

“ Hayır, sadece sanki hiç ağzından kaba sözcük çıkmayan birine benziyorsun.”

“Ben de insanım.”

“Doğru doğru heheh.”

Kızlar konuşmasına dalmışken Wang elinde iki kokteyl bardakları ile döndü.

“Deneyin bakalım, yeni spesiyalim; Sunrise.”

Wang Hanako’ya gülümsedi o sırada başka müşteri Wang’a seslenince o tarafa gitti.

“Şey, sipariş etmedim ama?”

“Ah Wang senin de denemeni istiyor büyük ihtimalle. “

“Nasıl yani?”

“ Ben deneğim.”

“He?”

“Bu bara bayadır geliyorum. Wang’da yıllardır arkadaşım oldu. İçki seviyem yüksek olduğundan, beni denek yaptı. Ne zaman yeni bir kokteyl yapsa bana denetiyor.”

Kızlar önünde ki buzlaş kıvamında turuncudan sarıya giden üstünde portakal kabukları ve mini pipet olan bir kokteyl duruyordu. Hanami önce Hanako’nun bir erkeğe bu kadar yakın olmasına şaşırdı. Sonra ilk kez dışarıda bu kadar uzun konuşmaları hoşuna gitti.

“ İçkiyle aranın bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum Yui-chan.”

“Eh işte. İçmeyi severim. Hem Wang’ın eli çok lezzetli. Hadi gömülelim.”

Hanami heyecanla elindeki kokteylden bir fırt çekti. Ağzında gezdirdi.Buz yavaşça ağzında erirken portakala karışık karamel tadı geliyordu. Tadı harikaydı! Hanako’ya döndü. O da içiyordu. Aynı zamanda çok sıcak bir şekilde bardağa bakıp gülümsüyordu. Hanami şaşırdı. Bugün onun güldüğünü gördüğü ikinci seferdi. Bu sefer ki çok içtendi. Şöyle bakınca gerçekten çok güzel olduğunu fark etti. Hanako’ya göre Hanami saçlarını kumral tonlarında, kıvırcık kullanıyordu. Ona duru güzel değil de, tatlı denilebilecek minyon biriydi. Sonra bir hışımla önüne döndü. Utanmıştı. İş yerinde hep iş kıyafetleri ile gördüğünden mi, yoksa hep konuşmaya çalışanın o olduğundan mı bilinmez ama bugün Hanako ona daha samimi gelmişti. Kendi kendine gülümsedi.

“ Siz iki bayanı bu kadar gülümsetecek kadar ismini hak eden bir kokteyl olmuş sanırım haha.”

Wang iki elini bar masasına koyup onlara doğru eğilmişti. Sırıtıyordu. Hanami utandı ama Hanako tam tersi Wang’ı burnundan itip ona sataştı.

“ Bunun beyaz romu fazla.”

“ Nasıl ya? 4 *siyel ( Jigger) kullandım?”

“Fazla işte. Karamel, beyaz rom, portakal ve limon suyu kullanmışsın. Ama içinde başka bir şey var sanki?”

Hanami konuşma hızlarına yetişemiyordu. Ayrıca Hanako’nun kokteyl bilgisi şaşırtıcı şekilde iyiydi.

“Malibu da var. *Çok az da elmalı vodka. Ha bir de karanfil yaktım içine. Buz da işin büyüsü oldu.*”

“ 3 beyaz her zaman harikalar yaratıyor.”

“Beğendin hm?”

“ Yani evet.”

“ Kabul et baya iyi.”

“İyi dedik ya.”

“Benim yaptıklarımı seviyorsun.”

“Uğraşma be benle.”

“ Herkese böyle bol keseden içki dağıtırsa batarsın.”

“ Hm.. yoksa kıskandın mı?”

“ Yok ol yoksa seni ezerim.”

“Özür dilerim Hanako-san hahaha!”

Wang bunu dalga geçer bir bir ses tonuyla söyleyip gülmeye başladı. Hanako gözleri ile lazer misali Wang’ı bir süre kesti ama o da gülümsedi. Hanami şoktaydı. Wang ona döndü.

“ Eee sen beğendin mi?”

“Ha? Ah! Evet, çok güzel yapmışsınız Wang-san. Artık içmeye gelirim.”

“ *Yenlerim artıyor hehehe.”

“He?”

Hanako araya girdi.

“ Müşteri olarak dedi.”

“Ah anladım.”

O sırada Yoshimoto yarı baygın haldeyken kafasını bir anda kaldırdı. Üçlü o dönüp baktı. Ağzını şapırttarak esnedi. Aptal aptal etrafına baktı. Üçü de dönmüş onu izliyorlardı. Saçı başı, gömleği dağılmıştı. Gözlerini ovaladı ve üçüne döndü.

“ Günaydın. Çok ilginç, Hanako bile oturuyor. Herhalde rüya.”

Sonra aptal aptal sırıtmaya başladı. Hanako’nun sinirleri bozuldu. Ortalarına oturan Hanami’nin arkasından uzanıp Yoshimoto’ya vurdu. Yoshimoto sırıtmasını kesip, onu öldürecekmiş gibi bakan Hanako’ya baktı. Yanağını çimdikledi. Bu hareketlerine dayanamayan Wang güldü.

“Rüyaya mı benziyor geri zekâlı?”

Hanami, Hanako’nun argoyu bu kadar açık kullanmasına bu sefer güldü.

“ Oha Hanako ağzını bozdu. Kesin rüya.”

Artık kendini tutamayan Hanami gülmeye başladı. Yoshimoto hala etrafa aptal aptal bakıyordu. Wang söze girdi.

“ Hey adamım, bu iki güzel bayanı bekletiyorsun. Evin nerede?”

Yoshimoto Wang’a kafası çevirdi. Bir anda parmağı ile ona gösterip bağırdı.

“ Oha bir *Geong Si!”

Wang yüzünü düştü. Yoshimoto’ nun ağzını Hanami elleriyle kapayıp susturmaya başladı. Hanako hızla Wang’a döndü. Wang sinirli gözüküyordu.

“ Bunu Çin’de söylersen seni orada döverler.”

Hanami, Yoshimoto hatta Hanako bile haretlerini durdurdular. Wang bunu çok sert biçimde söylemişti. Wang tekrardan konuştu.

“ Eee artık geç oldu. Taksi çağırıyorum sizin için.”

Wang arkasını döndü. Telefonu ile taksiyi aradı. O sırada Hanako Yoshimoto’ya döndü.

“ Yarın bittin sen.”

Yoshimoto yutkundu.

Sonrası hızlı bir şekilde gelişti. Wang’a ödeme yapmaya çalışan Hanako’nun ödemesini kabul etmedi. Hanako çokça özür diledi. Wang’da özrüne karşı bir daha bu adamı bara getirmemesini söyleyip tatlıya bağladılar. O sırada Hanami her şey için teşekkür etti. Yoshimoto yine aptal aptal bir şeyler söyledi. En sonunda ev adresini aldılar. Taksi geldi. Wang onları uğurladı. Hanako herkes evlerine gidine kadar takside bekledi eve en sonunda eve girdi. Yıkandı, pijamalarını giydi. Sigara içmek için balkona çıktı. Taburesine oturdu. Saat 00.45 geçiyordu. Sigarayı yaktı. Bu sırada Shushu kucağına çıkıp oturdu. Bir eliyle sigara içerken bir yandan Shushu’yu sevdi. ‘Ne gündü anasını satıyım.’ diye geçirdi içinden. Sakamotolar, Wang ve bir iki arkadaşı haricinde pek dostu yoktu. Bugün onun hayatına göre bayağı dolgun bir gündü. Boş boş baktı. Sonra aklına olanlar geldi. Bir anda kıkırdamaya başladı. Shushu kafasını kaldırıp sahibine baktı. Sonra geri kafasını koydu. Hanako güldüğünü fark edince bir anda yanaklarını sıkıştırdı.

Kendine şaşırdı. ‘ Neyse aman. Fena değildi. Herhalde.’ dedi içinden. İçtiği sigara dumanı geceye karışıyordu o düşünceler havuzundayken…

Yıldızlı Alanlar:

*Japonya Hitap ekleri: Çok samimi olmadığımız, ama gördüğümüz veyahut saygı duyduğumuz kişiye –san, orta seviye artık gördüğümüz ve muhatap olduğumuz kişiye –kun,( erkek- kız olarak hitaplar değişir) çok samimi olduğumuz kişiye ise –chan eki getirebiliriz. Haricinde lakapta takılabilir. Sadece terimler değil, konuşmaya da yansıyabilir. Yoshimoto’yı 7 yıldır tanıyan Hanako ona hep –san eki ile konuştuğu için Yoshimoto Wang’a bu kadar samimi olmasına şaşırıyor.

*Bar İçi Terimler: Siyel-Jigger. Kokteyl Ölçüm bardağı gibi düşünebilirsiniz. Kum saatine benzeyen araç. Kokteyl yapımında konulan içki miktarını ölçer.

*Sunrise Kokteyl Tarifi: Teqila Sunrise’dan esinlendiğim içkidir kendisi. Barmaidlik yaptığım zamandan kalan denemelerimin esintisi. Tatlı-ekşi yaz için canlı bir kokteyl. Denenmesi tavsiye edilir. Kendinizin alkol toleransınıza göre ölçümleri ayarlayabilirsiniz.

* Geong Si: Geong Si - (Jiang Shr, Kuang Shi) Çin mitolojisinde zombi. Onun vücudu var, ama canlı değil. Yoshimoto, Wang’ı Çinli olması başta olarak saçının örgü şeklini ve bembeyaz tenine gelen spottan parlayan teninin cansızlığından dolayı bu yakıştırmayı yapıyor. Her yerinde piercing ve dövme olmasından ötürü de olabilir. Ama alkollü olduğunu unutmayalım!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.