İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Daydream

Bölüm 4

Engeller

"Kalıcı bir hazzın her şeye yeterli oluşunun yol açtığı durgunluk, insan için katlanılmazdır. Engelleri aşmak varoluşunun en büyük hazzıdır."

Arthur Schopenhauer

( Notre Dame- Belle/ Bölüm Şarkısı)

Fransa/ Bourge/ 17.00

"André! Geç kalacağız!”

Patrice merdiven aşağısından ona sesleniyordu. André son bir kez aynada kendini kontrol etti. Hafif kırlar olan jöle ile düzelttiği siyah saçları, mavi gözlerine uyan bir mavi gömlek altına klasik beyaz bir pantolon. 1.80 boylarında olan André ayrıca hafif zayıf bir tipti. Burnu karakteristik bir yapıya sahipti. Klasik bir Fransız’dı kısacası. Masada duran saatini alıp koluna taktı. Parfümünde boynuna ve bileklerine bir iki fıs sıkıp yatak odasından çıktı. Merdivenlerden indi. Karısını kolunda çantası, kapının önünde onu beklerken buldu. Lüle lüle sarı saçlarını açmış, yeşil saten elbisesini giymişti. Elmastan takı takımını takmıştı. Duru güzelliği olan eşini yıllar yaşlandırmamış gibiydi. Ama ne yazık ki yüzünde ki somurtkan yapıdan dolayı kırışıklar vardı. Ve botoks kurtarmıyordu. André bu saten elbiseyi hatırlayamadı.

“Yeni mi aldın?”

“Beğendin mi?”

“Yakışmış.”

“Ne ruhsuz bir iltifat. Evlilik yıl dönümümüzde bu kadar isteksiz olduğunu görünce keyfim kaçıyor.”

“Ben gayet neşeliyim.”

Bunu put gibi bir suratla söylemişti André. Patrice iç çekti, kapıdan André’yi beklemeden çıktı. Arabaya doğru ilerledi. André dışarı çıkıp kapıyı kilitledi ve eşinin peşine takıldı. Eşi arabanın önünde bekliyordu. André ona bakıp göz devirdi. Yanına geçip yolcu kapısını onun için açıp gülümseyerek eliyle koltuğu gösterdi. Patrice saçını kulağının arkasına koyup koltuğa oturdu. André kapıyı kapayıp sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırıp dikiz aynasından bakarak arabayı park halinden çıkardı ve yola koyuldu. Evlilik yıl dönümleri için her şey hazırdı. Çok ünlü Shine hotelin restoranında yer ayırtmışlardı. André aslında bahçeli, yemeğinin daha lezzetli olduğunu düşündüğü şehir dışında bir yer bulmuştu ama buyurun bakın ki karısı bunu reddetmişti. André tüm gece rahatsız olacaktı. Tanınan bir şefi ağırlayacak olan bu yer kesinlikle özel bir şeyler ayarlamıştı bile. Oyunculuk yapıp sanki bozuk olmayan evlilikleri mükemmelmiş gibi davranacaktı. İç çekti.

“ Tanrım yine ne oldu?”

Patrice ona imalı imalı baktı.

“Bir şey yok hayatım.”

“Yalancısın. Ne rahatsız ediyor seni? Şehir dışında bir yeri istemedim diye suçlu ben miyim?”

“Hiçbir şey demedim bile farkında mısın?”

“ Yüzünde ki ifade öyle demiyor André.”

“Durduk yere niye tartışma çıkarma peşindesin?”

“Sana öyle gelmiştir.”

André dikiz aynasından karısına baktı. Patrice dimdik bir şekilde önüne bakıyor ifadesiz bir yüz takınıyordu. André gözlerini yola çevirdi. Bir eliyle telefonunu cebinden çıkarıp ayırttığı hotel odasını kontrol etti. Sarhoş olacaklarını düşünüp bir oda kiralamıştı. Suit bir odaydı. En azından günü güzel bitirmenin peşindeydi. Ne olursa olsun. Evlilik yıl dönümünde tatsızlık istemiyordu. Telefon ekranını kapayıp telefonu cebine geri koydu. Ana şehir Paris’e gidiyorlardı. Önlerinde 3 saat vardı. Normalde Paris’te de mutfağı olan André onu yetiştirdiği başka şefe bırakıp biraz daha uzak Bourges’e taşınmışlardı. Patrice ne kadar karşı da çıksa onu bir şekilde ikna etmişti. Ana şehir onu bayıyordu. En azından biraz kafa dinlerim demişti kendi kendine. Özellikle tarihi bir mimarisi olan ev seçmişti. Önce ki evleri bir rezidansta 15. katta süit iki katlı bir daireydi. Tam Patrice’e göreydi. Patrice ne kadar gösterişten hoşlanırsa André tersiydi. Detayları seviyordu. Detayların yaşattığı incelikten hoşlanıyordu. Tarihi dokuları olan bahçesini tasarlayabileceği bir yer onun için idealdi. Zor ikna etmişti Patrice’i. Yola dalmış giderken 2 saati geçmişti bile. Kestirmeye saptı.

“ Acıktım.”

“Oraya gidince yiyeceğiz.”

André, Patrice’in önündeki torpidoyu uzanıp açtı. İçinden tuzlu krakeri çıkarıp Patrice’e uzattı.

“Bu ne şimdi?”

“Midemi bastırır.”

“Saçmala istersen.”

“Ne olacak yahu? Sanarsın bununla doyacaksın.”

“Ne var çok mu yiyorum?”

“Birtanem bununla ne alakası var?”

“Gayette bana alttan alttan laf sokuyorsun. Kilo mu aldım?”

André, karısına baktı ve ona doğru uzanıp yanağından öptü.

“Alakası bile yok tatlım.”

Patrice bu hareketine tebessüm etti ama soğuk yüzünü de korumaya devam etti. Biraz daha yolda ilerledikten sonra yemek yiyip kalacakları hotele gelmişlerdi.

Paris. Bir nevi dünyaca bilinen aşkın resmi. Gel gör ki öyle bir şey yoktu. Ahım şahım bir güzellikte de değildi ama işte insanoğlu bunu büyütmeyi seviyor. André hotelin önüne geldi. Vale arabaya doğru yanaştı. André arabadan çıkıp Patrice’in kapısını açtı. Onu koluna alıp vale çocuğa gülümsedi. Karizmatik bir adam olan André’nin gülümsemesi çok güzeldi. Valeye araba anahtarını verdi.

“ Sayın Petit ailesi hotelimize hoş geldiniz. Mutfak ekibi sizi bekliyor.”

“ İyi akşamlar-“

André valenin yakasındaki isme baktı.

“Thomas.”

Vale gülümseyip şeften anahtarı aldı. Arabaya geçip onu park alanına sürdü. Hotelin içine giren çifti hotel müdürü Nicole karşıladı.

“ Hoş geldiniz Petit ailesi. Özellikle sizi misafir etmekten memnuniyet duyarız. Geceniz nasıl geçiyor?”

Patrice yaka kartına bakıp gülümsedi ve kocasının koluna daha sıkı sarıldı. Oyun başlamıştı.

“ Merhabalar, Nicole. İyiyiz teşekkürler. Acaba bize restorana kadar eşlik edebilir misin?”

“Tabii ki de Sayın Petit. Lütfen beni takip edin.”

Nicole arkasını dönüp hotelin içindeki asansöre yöneldi. Petit ailesi arkasından onu takip etti. Asansöre açılınca önce Petit ailesi, peşinden hotel müdürü Nicole bindi. Sessiz bir aradan sonra terası ile ünlü hotelin, restorana vardılar. Asansör durdu, kapılar açıldı. Nicole restoranın kapısına gele kadar ilerledi. Ve sonrası görsel şölendi. Altın renklerin hâkim olduğu yerde, aslan figürleri gibi oldukça hayvanın figürü vardı. Yeri kıpkırmızı bir halı süslüyordu. Masa ve sandalyeler ise kırmızı, kahve ve altın tonlar ile bürünmüştü. Nezih insanların girebildiği bu yerde neredeyse bulunan herkes Petit soy ismine hâkimdi. Çoğu çoktan yemeklerini bölüp onlara bakıyordu. André derin bir nefes aldı çünkü onlara ayrılan masa çok ihtişamlıydı. Ben ‘Ben buradayım.’ Diye bağırıyordu adeta. Çoktan hotelin şefi yanındaki birkaç mutfak ekibi, garsonlar ve hotelin asıl sahibi onları masa başında durmuş bekliyordu. Masa çiçekler ile donatılmış abartı sunum tabakları konmuştu. André’nin içinden kusmak geliyordu. Nicole onlara masaya kadar eşlik etti. İki garson, onların oturacağı sandalyeyi kendilerine çektiler. Hotelin sahibi Rayn ellini çifte uzatıp ellerini sıkıp konuştu.

“ Hotelimize hoş geldiniz. Sizleri ağırlamaktan mutluluk duyarım. Bugün sizin memnuniyetiniz için elimizden geldiğince uğraştığımızı belirtmek isterim. Özellikle ünlü şef André Petit’i ağırlamak benim için büyük bir şeref. Nasılsınız?”

Rayn’ın elini sıktıktan sonra ikisine oturmuşlardı. Önce André yamuk bir gülümseme ile konuştu.

“ Öncelikle çok teşekkür ederim o şeref benim. Bu kadar zahmete hiç gerek-“

Patrice lafını bölüp devam etti.

“ Ay ne demek Rayn hahaha. Kocam da bu hazırlığınızdan çok hoşlandığını söylüyordu tam. Ambiyans çok hoşumuza gittiğini belirtmek isterim. Eh kocam evlilik yıl dönümümüz için tutturdu burada yemek yiyelim diye. Bende kıramadım. Beni şımartmaktan çok hoşlanır kendisi.”

André lafının bölünmesiyle ağzı açık karısına baktı. Bu yeri bile kendisi ayarlatmıştı. Karısının demek istediği açıktı; “ Beni öv, benim için uğraştığını herkes görsün ve sakın aptalca konuşma.” Bir nefes verip oyununa eşlik etmeye karar verdi. Karısının elini tutup onu öptü ve gülümsedi.

“ Bir insanın karısı bu kadar güzelken onu şımartmamak elde değil. Sadece yetenekli eller ile değil onunla da kutsanmış olmalıyım haha.”

Bunları derken midesi ağzına gelen André, beceriksizce güldü. Tiyatroda her daim kötüydü zaten. Rayn söze girdi.

“Şahsen benimde böyle güzel bir eşim olsaydı emin olun bende gözümü onun üzerinden alamazdım ahahahah! Çok şanslısınız Petit Bey!”

“ Çok kibarsınız Rayn Bey.”

Bunu dedikten sonra elini Rayn’a uzattı Patrice. Çapkın bir gülümseme ile elinden kibarca öptü. İnanır mısınız André gerçekten bu hareketten sonra kusuyordu. İç çekti ve yalancık gülümsemesi ile şefe döndü.

“ Evet, bugün menüde var şef?”

Hafif tombul alt devrelerden olan bu şefin ismi Juan Raffatelli’ydi. Ne zaman şefler toplantısı olsa André’nin götünden ayrılmayan bir adamdı. Çok başarısı yoktu genelde yemekleri de kopyaydı. Ama André meslektaşını kötülemek asla istemezdi. Ne kadar sevmese bile.

“ Sizi mutfağımda ağırladığıma inanamıyorum. Gerçekten ne kadar mutlu oldum bilemezsiniz. Diğer tüm Fransız şefler gibi size hayranım. Geçen yaptığınız Boeuf Bourguignon yorumlaması cidden şahaneydi…”

André’yi adam o kadar çok konuşup onu övüyordu ki bir noktadan sonra konuşmadan ayrıldı. Juan konuşmaya devam ederken çevresine baktı. Karısı da o sırada hotel sahibi Ryan ile sohbet ediyordu. Aynı zamanda restoran ekibi ve çevre insanlar da onlara bakmayı ihmal etmiyordu. Gerçekten istediğin hayat bu muydu? Karısının memnun etmek ? Ünlü birinin yazılmış kurallar içinde yaşaması gibi o çizgiden dışarı çıkmamak? Şuan buradan defolup gitmek istiyordu. Ne karısını görmek, ne bu yavşak şefi görmek, ne bu karısına yürüyen hotel sahibini görmek ne de bu insanların yargılayıcı gözlerini görmek istemiyordu. Hayatından giden her bir salise bile onun için önemliyken burada tıkılı kalakalmıştı. Derin bir nefes aldı. O dalıp gitmişken karısı Patrice kolunu dürttü. Bakışlarıyla şefi işaret ediyordu. Zavallı adam onca konuşmada onu hiç dinlemeyen bu adama kötü kötü bakmaya başlamıştı. André ona doğru döndü.

“Ah evet Juan Şef, peki ne hazırladınız?”

Konuşmanın bir kısmını bile dinlemeyen André’nin verdiği cevaba karısı gözünü devirdi ve şef tekrardan konuşmaya daldı…

Fransa/ Paris/ 01.47

Yemekleri yemeyi bitirip o insan sürüsünden kurtulduktan sonra karısıyla hotelin barına inmişlerdi. Yemek boyunca insanlar yanlarına uğramış, André ve Patrice’i selamlamışlardı. André’nin başından ayrılmayan Juan ve ekibi ise yemek boyunca başlarında durunca André iyice içten içe köpürmüştü. Arada hotel sahibi Ryan’da yanlarına uğrayıp yemeklerini bölmeye devam etmişti. Konuşulan hiçbir şeyi dinlemeyen André’yi fark eden Patrice ile ise tartışıp durdukları için en sonunda André bara inmeyi teklif etmiş ve bir şekilde karısını ikna etmeyi başarabilmişti. O hengâmeden sessizliğe kavuşan André hafiften içtikleri ile çakır olmaya başlamıştı. Yanındaki karısına döndü. Fakat karısı yanında değildi. Barın etrafına göz gezdirdi. İşte oradaydı, barın en ucundan tuvaletin önünde Ryan ile konuşan karısını gördü. ‘Bu siktiğimin herifi ne iş?’ diye düşündü içinden. Hafiften içkinin verdiği sinirle o tarafa daha dikkatli bir şekilde baktı. Patrice duvara yaslanmış yamuk yamuk gülen bu herifle gülüşerek konuşuyordu. Bir dakika bir dakika! André bir hışımla ayağa kalktı. Elindeki viski bardağını masaya koyup o tarafa doğru yürüdü. Onun geldiğini fark eden Patrice ve Ryan o tarafa doğru baktılar. Yanlarına sonunda ulaşmayı başaran André karısının kolundan tutup kendine doğru çekti. Patrice bu hareketine kaşını atıp tam bir şey diyecekken kocasının yüzünde ki ifadeyi görmesiyle susması bir oldu. İlk konuşan Ryan oldu.

“ Petit Bey! Bende Patrice’i tuvalette çıkarken yakalamışken size ayarladığım geceyi beğenmiş mi diye soruyordum, umarım bir problem yoktur?”

André, Patrice’i arkasına alıp Ryan doğru eğildi. Yüzü o kadar kasılmış bir haldeydi ki, Ryan gergin bir hale gelmişti.

“ Bana bakın, Ryan mıdır neyse artık, bana yalanlarla gelme. Karımın etrafında görmeyeyim seni.”

Dudaklarından çıkan bu laflar yılan tıslaması gibi geliyordu kulağa. Ne olursa olsun o André’nin eşiydi. Yavşağın birinin gelip de ona yürümesi onu her halükarda rahatsız edecekti. Patrice acele acele konuştu.

“André ne diyorsun sen? Adam doğruyu söylüyor!”

“ Yanlış anlaşıldım galiba Petit Bey. Cidden Patrice ile yemekten memnun kalıp kalmadığınızı tartışıyorduk. Sanırım alkolü fazla kaçırdınız-“

“ Dudaklarını boşa çırpma. Yıllık arkadaşlar gibi hitapta bulunma karıma. Ben anladığımı anladım. Tuvalleten çıkarken yakalamışta, özel olarak bize değil de, tek onla konuşuyormuşta ha! Kes zırvalıkları. Yok ol, gözüm görmesin seni.”

André Ryan’a söz hakkı tanımadan bir hışımla arkasını döndü. Patrice'i de kolundan tutup sürüklemeye başladı. Patrice ismini sayıklayıp bir şeyler zırvalıyordu ama dediği hiçbir şeyi kulağı duymuyordu. Bar taburesinden karısının çantasını ve ceketini alıp çıkışa yöneldi. Ryan hala André’ye sesleniyordu ama André’nin hiçbir şey umurunda değildi. Bardan çıkıp Patrice’i de sürükleye sürükleye hotelin danışma kısmına getirdi. Danışmadan faturayı kesmesini söyleyip, ödemeyi yaptıktan sonra hotelin dışına bekleyen valeye el yaptı. Vale işareti gördükten sonra arabayı hotelin parkından getirmeye gitti. Patrice artık dolmuş olmalı ki avazı çıktığı kadar bağırdı.

“André dedim!!!”

André bir hışımla ona doğru döndü. Sesini yükseltip konuşuyordu. Kaşı çatık, siniri tüm yüz hatlarına yayılmıştı.

“ Ne yaptığını sanıyordun Patricee?! Evlilik yıl dönümümüz deyip başımı yiyorsun, mutlu olman adına her şeyi içime atıyorum ama gidip bir sikiğin sana yavşamasına izin mi veriyorsun?! Hem de böyle bir günde?”

“ İçkiyi çok kaçırdın herhalde André. Tanrı aşkına o adam cidden yemeğin nasıl geçtiğini soruyor-“

“ Seni tuvaletin orada sıkıştırmış, siz gülüşürken mi ?”

“ Yani sadece kıskandığın için mi günümüzü mahvediyorsun? Çocuk musun sen ? Yemekte de ilgisizdin zaten. Ama-“

“ Niye diye sordun mu hiç kendine? Karım istiyor diye neredeyse her yıl senin istediğin şekilde hareket ettiğimi hiç mi görmüyorsun? Rol mü yapayım sana burada kutlamak istemediğimi, bir gün için sadece benim istediğim yere gitmemiz gerektiğini söylüyorum. Ama sen hiçbir şeyden memnun olmuyorsun. Yorgun düşeriz diye hotelde oda tutuyorum, güzel bir şekilde bitirmek ve seni mutlu etmek için bara gitmeyi teklif ediyorum ama yine de sana yaranamıyorum. Hadi onları geçiyorum ve itin biri karıma yemeğin başından itibaren yürüyor! Benimle dalga mı geçiyorsun? Beni ne olarak görüyorsun sen Patrice ?!”

Patrice ne diyeceğini seçemeyerek ağzını açtı. Sayıklıyordu.

“ Ben.. ben.. ben-“

André sinirden köpürüyordu. Patrice'in zırvalayan ve bir şeyler demeye çalışan o pişkin haline baktı. O kadar bıkmıştı ki artık. Her hareketine, hayatına karışan her insandan. Gına gelmişti artık. Patrice kem küm etmeye devam ederken vale arabayı getirip, önlerinde durdurdu. Vale arabadan inip yanlarına geldi ve araba anahtarını André’ye uzattı. Andre ceketinin cebinden birkaç euro çıkarıp valenin anahtar tutan eline sıkıştırıp anahtarı aldı. Vale gülümseyip eğilerek ‘ İyi akşamlar.’ dileyerek aralarından ayrıldı. André arabanın sürücü tarafının kapısını açtı. Ve tam biniyorken o sırada Patrice konuştu.

“ Ben gitmek istemiyorum.”

André durdu. Ve karısına baktı.

“ Ne demek gitmek istemiyorsun?”

Patrice yüzü iyice düşmüş kocasının suratına bakamıyordu.

“Gelmiyorum işte! Kıskançlığın ile günümüzün içine ettin!”

“ Şuan lütfen bana saçmaladığını söyle Patrice. Tanrı aşkına bin şu arabaya.”

“ Binmeyeceğim.”

André gittikçe gerginleşti. Karısının o adama kur yaptığını düşünmek istemiyordu. Ama her şeyin farkındaydı. Onunla şanı için evlenmiş bu kadın o kadar basitti ki yüzüne bakınca bile utanmazlığını okuyabiliyordunuz. André sakinleşmek için kafasını arabaya yasladı. İç çekti. ‘ Tabi ya, ne yaparsam onu ödüyorum zaten. Her seçimin bedeli vardı.’ diye kendi içinden geçirdi. İstemsizce gülmeye başladı. Onun sesini duyan Patrice kafasını kaldırıp arabaya kafasını yaslamış yere doğru gülen kocasına şaşkın şaşkın baktı. ‘ Sonunda delirdi mi?’ diye düşündü.

“André? İyi misin? Niye gülüyorsun?”

Patrice yavaş adımlarla kocasına yaklaştı. Elini ona uzatıp kolundan tuttu. Bu süreçte André hala yere bakarak gülüyordu. Patrice’den bir hışımla kolunu çekti. Kafasını dikleştirip karısına doğru döndü ve ona yukarıdan bakmaya başladı. Karısı olanlara anlam verememiş bir şekilde ona doğru baktı.

“ Patrice, sana sadece bir kere soracağım. Beni bir kere olsun André olarak sevdin mi?”

“ Ne demek istiyorsun? Kafayı mı yedin kıskançlıktan? Tabii-“

Eliyle onu susturdu. Gelecek olan yalanı adı gibi biliyordu. Her bokun her daim farkındaydı.

“Ya da boşver. Geliyor musun? Eve gidelim.”

Patrice afallamış bir şekilde kocasına baktı. Bu sürecin böyle gitmeyeceğini fark edince iç çekti. Sonra arabanın yan tarafına yürüyüp kapıyı açtı ve koltuğa oturdu. André sürücü tarafının kapısını açıp o da koltuğa oturdu. Dikiz aynasından karısına baktı. Karısı ellerin bacaklarının üzerine koymuş, somurtuk bir halde camdan hotele doğru bakıyordu. Gözlerini aynadan çekip arabayı çalıştırdı.

Harika bir gündü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.