İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Daydream

Bölüm 3

Boğum

“Güvenlik içinde yaşayan sıradan insanlar, kendi refahlarının kaynağının her gün faydalı işler yapanlar olduğundan habersizdirler.”

GuiGuzi

( Mekakucity Actors- Lost Time Memory/Bölüm Şarkısı)

Japonya/ Toshima-İkebukuro/ 18.30

“ Yarın görüşürüz Yui-chan!”

“Ah, evet görüşürüz Hanami.”

Ofis arkadaşı yani Hanami’nin gördüğü tamamen yakın arkadaş da olsa Hanako Yui için ofis arkadaşı, ona veda etti. O da çıkmak için can atıyordu. Word’de ki dosyaları kayıt edip, bilgisayarı kapadı. Çantasına şarj aleti, telefon ve suyunu koyup çantanın ağzını kapadı.

“ Gidiyor musunuz Hanako-san?”

Yui kafasını kaldırdı. Diken diken jöleli 2000’lerden kalan saçları, dağılmış takım elbisesindeki kravatı dağılmış olan Yoshimoto ona gülümseyerek bakıyordu. Orta yaşlarda olan bu adam yakışıklı denilecek playboy tipli insan hakları müdürüydü.

“Evet, Yoshimoto-san. Diyecek bir şeyiniz mi vardı?”

Klasik Hanako. İnsanlara soğuk ve mesafeliydi.

“ Ah, Yui-chan, her daim böyle soğuksun değil mi?”

“ Lütfen ismim ile bana hitap etmeyin.”

“Tamam, tamam uğraşmayacağım. Eğer yapacak bir işin yoksa sake içmey-“

“ Teşekkürler ama evde yapacak işlerim var.”

Hanako ayağa kalkıp asansöre doğru yöneldi. Arkasından gelen Yoshimoto kesinlikle ısrarcıydı.

“ Lafımı bitirseydim keşke. Eğer beraber gitmek istemezsen, Nana-chan’ı ( Hanami’nin ilk ismi) da davet edebiliriz. Bu kadar yabani olma lütfen. Neredeyse 7 yıldır beraber çalışıyoruz.”

Hanako durup hızla arkasına döndü. Yoshimoto ile dip dibeydiler. Hanako biraz aralarına mesafe bıraktı.

“ Yoshimoto-san, teklifiniz için teşekkür ederim ama ne yazık ki sizi reddetmek durumundayım. İzninizle.”

Söz hakkı vermeden düz ve bıkmış bir suratla arkasına döndü. Asansöre doğru ilerledi. Yoshimoto iç çekti. Onu reddedişi kaç olmuştu? 15? 30? Veya 40 mı? Artık sayamıyordu. Lakabını hak eden bir kadındı. Demir Surat.

Hanako asansörün gelmesini bekledi. Asansör gelince bindi. Yoshimoto çoktan ortadan kaybolmuştu. Birinci kat düğmesine bastı. Asansör kapıları kapandıktan sonra aşağı inmeye başladı. Asansör eskimeye başlamıştı. Gıcır gıcır sesler geliyordu. 7 yıldır ünlü bir geri dönüşüm firmasında iş geliştirme uzmanı olarak çalışıyordu. Tokyo Üniversitesi’nden mezun olmuştu. Pek arkadaşı olduğu söylenemezdi. Demir surat lakaplı bir kadındı. Kendinden taviz vermeyen, konuşkan olmayan biriydi. İşten Hanami, 7 yılda onunla samimi olmayı başarmış tek kızdı.

Zeki bir kadındı. İşte düzen ve tertip içindeydi. Bir kedisiyle yaşıyordu. Onu da 5 yıl önce sokakta yavruyken bulmuş, önce haline acıyıp barınağa bırakmak istese de dayanamayıp eve almıştı. Sonrasında yavaşça bağ kurmaya başlamıştı. Asansör birinci kata indi. Kapılar açılınca çıkış kapısına yöneldi. Danışmana kafa selamı verip dışarı çıktı. Güneş çokta batmıştı bile. Karnı guruldayan Hanako, kol saatine baktı. 18.45. Metro hattı iş yerinin çok yakınındaydı. Oraya doğru yürümeye başladı.

İkebukuro. Gece hayatının anime cafelerin cenneti. Çok canlı bir caddeydi. Cafelerin önündeki hizmetçi kıyafeti giymiş kızlar broşür dağıtıyordu. İnsan akını ile doluydu buralar. Kalabalık. Bağırışmalar. Yol kenarı sigara içme alanlarını dumana boğanlar. Gömleğini gevşetti. Adımlarını hızlandırdı. O kadar fazla insan akını vardı ki, bu onu boğuyordu. Metro istasyonuna son 3 dakika. Çok sosyal biri olmamasından olsa gerek, insan onu sıkıyordu. Her yeri parlak tabelalar kaplamıştı. Önündeki ilikleri tek tek açtı. Kol çantasını düzeltti. Hanako duru güzellikte biriydi. Bir asya vatandaşına uygundu. Saçları sırtında bitiyordu. 1.65 boylarında bir kadındı. Bu da onu milletinin azınlığına sokuyordu. Kendi milleti için uzun bir kadındı. Metro istasyonuna girdi. Telefondan ücreti okutup güvenlikten geçtikten sonra metro hattına doğru yürüyen merdivenlerden indi. Evi bir iki durak sonraydı. Gelmesine 10 dakika vardı. Oturma alanları dolu olduğu için ayakta bekledi. Uzaktan bir ses duyuldu.

“Yui-chan!”

Ona seslenen arada bir gittiği barın müdürü olan Wang-san’dı. Wang Çin’den buraya göç etmiş, karizmatik, piercing ve dövmeleri olan bir adamdı. Hanako’nun gayri resmi seslendiği nadir insanlardandı.

“ Ah, Wang-chan. Nasılsın?”

“İyidir. Bayadır bara gelmiyorsun. Yeni bir kokteyl buldum. Denemeni isterim.”

Wang, Hanako’yu bir nevi denek olarak kullanırdı. Ne zaman yeni bir kokteyl yapsa denemesini isterdi. Çünkü alkol toleransı aşırı yüksek bir kadındı.

“ Yine mi? Bir gün midemi senin içkilerin ile bozacağım farkında mısın?”

Wang güldü.

“ Ne olacak canım, sen dayanıyorsan herkes içebilir işte. Yakın bir vakitte uğra, sana indirim yapacağım.”

“ Beni böyle kandırabileceğini mi sanıyorsun?”

“Ama her daim kanıyorsun, hahaha!”

Hanako iç çekti ve tebessüm etti. Metronun yakında olduğunun bildirgesi, raylardan çıkan seslerdi.

“ İşe mi?”

“Biliyorsun biz baykuşuz. Güzel kızlar her daim beni bekler.”

Derken çapkınca göz kırptı. Hanako kıkırdadı. Bu adam hiç değişmiyordu. Metro istasyona girip durağında durdu. Kapılar açılıp yolcular içeri akın etmeye başlayınca Hanako el sallayıp kapıdan içeri girdi. Wang da aynı şekilde karşı duraktan gelmiş olan metroya bindi ve el salladı. Kapılar kapandı. Yavaştan hareket haline giren metro tıklım tıklımdı. İş çıkışı klasik bir Japon metrosundan beklenecek performans. Arada bir sallanan bedeni haricinde iki durak sonra evinin durağına gelmişti. Metro durdu, kapılar açıldı. Hanako metrodan çıkıp istasyon çıkışına doğru yürümeye başladı. İki tane yürüyen merdiveni geçtikten sonra sola dönüp dışarı çıktı. Kol saatine baktı. 19.07. Dakik bir insan denilebilirdi. İstasyondan 2-3 sokak sonra oradaydı. Müdavimi olduğu yer: Sakamoto Udon.

Kaç yıl olmuştu? 15? Evet, 15 senedir gittiği udon dükkânıydı. Ara sokakta bulunan, geleneksel bir yapı olan bu udon dükkânını deli bir çift işletiyordu. Sakura ve Yamomoto. 52’lerinde olan bu çiftin bir hayırsız oğlu ve evli kızı vardı. 25 yıllık evlilerdi. Deli diyordu Hanako onlara. En samimi olduğu sayılı insanlardı onlar. Çocukları ergen yaşa gelince dükkânı onlara kitleyip dünyayı gezmeye karar veren bu çift ayrıca sıra dışı bir giyime de sahiplerdi. Hanako ilk tanıştıkları anı hatırladı. Tebessüm etti.

15 yıl önce buralara taşındığında 17 yaşındaydı. Evden kovulmuştu. Hayırsız bir ailesi vardı. Cebinde kalan son parasını zar zor bulduğu kaldığı daireye vermişti. Çok aç bir haldeydi. Fena bir kar vardı. Evini bulacak diye o ara sokakta kaybolup nasılsa udon dükkânını gördü. Cebinde onu karşılayacak 1 yeni bile yoktu. Dükkânın geleneksel tasarımının çok hoşuna gittiğini hatırladı. Evi ararken hem kaybolmuş hem yorulmuş haldeydi. Saçı başı dağınık, çok pisti. Dükkânın karşısındaki yere çöküp dinlendi. Tam o sırada dükkândan orta yaşlarda bir kadın çöpü dışarı çıkarıyordu. Bu Yamamoto-san’ın eşi Sakura-san’dı. O zamanlarda yarı kimono yarı yırtık kot pantolon karşımı bir şey giymişti. Saçları gri bir renkte, uzun bir boydaydı. Saçlarını il boya sansa da yaklaştıkça gerçek saç rengi olduğunu fark etti. Ona gören Hanako bu çılgın giyimine neredeyse kahkaha atıyordu. Kadın çöpü atmak için karşıdan karşıya geçti. O sırada harap olmuş Hanako ağzı açık aval aval bakarken yakalamıştı. Yanındaki çöpe çöpü attı. Tam arkasını dönüp dükkâna dönecekti ki kendini tutamayıp cebinde duran birkaç yeni Hanako’ya uzattı.

“ Ben dilenci değilim.”

“Ağzımın içine içine bakınca öyle sandım. Gençler arasında yeni moda bu mu?”

Sakura, Hanako’yu baştan sona süzdü. Saçları dağılmış, eşofmanın altında terlikler üstü başı kir içinde 17 yaşında ona bakan Hanako’ya. Hanako içinden ‘Kendi tipine bakmıyor herhalde bu teyze.’ diye düşünüp iç çekti. Tam o sırada karnından gürültülü bir guruldama sesi geldi. Hanako utanıp karnını tuttu. ‘Neyse.’ dedi içinden ve ayağa kalktı. Sakura bıyık altı sırıtmaya başladı.

“ Neyse iyi günler oba-san.( teyze)”

Dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Tam o sırada Sakura kolundan bir hışımla tuttu. Yüzü düşmüş, çirkef bir hal almıştı.

“ Ha?! Dur bakalım orada dilenci kız! Oradan bakınca teyzeye benzer bir yanım mı var?”

‘Aha çattık.’ diye düşündü içinden Hanako.

“Kusura bakmayın, kusura bakmayın izninizle.”

Alaycı ses tonuyla bunlar dedikten sonra elinden kurtuldu Hanako. Tam yine dönüp gidecekken Sakura kolundan tekrar tuttu.

“ Gel bakim sen benle hele.”

Onu dükkâna doğru sürüklemeye çalışan Hanako, sert davranmadan kadının ellerinden kurtulmaya çalıştı. Ama ne hacet. Kadında resmen Hulk gücü vardı.

“ Ya hanımefendi özür diledim ya.”

Çırpındı.

“Hanımefendi, bırakır mısınız kolum-“

Bahçeden geçip, dükkânın içine kadar onu sürükledi.

“Ay ay, delirdin mi oba-san?!”

Sakura poposuna vurdu.

“Bak hala teyze diyor çarpacağım şimdi cık cık.”

Dükkânın içine sokup taburenin birine oturdu. Müşterilerin hiçbiri bakmıyordu bile. Sanırım onlar da nasıl bir deli olduklarını anlamıştı. Sakura içeriden birine seslendi.

“ Tatlım bir baksana dilenci bir kız getirdim.”

“ Ben dilenci değil-“

“ Sen sus hele.”

Yamamoto mutfakta çıktı. Hanako’yu süzdü.

“Ehh, gençlerde yeni moda bu mu?”

Hanako şimdi masaya kafa atacaktı.

“Oji-san ( amca) bakın ben dilenci değilim. Oba-san beni çekip buraya getirdi izin verin gideyim.”

“Ehhh! Oji-san da kim be ?!”

“ Değil mi hayatım? Yazık kızın gözleri bozuk herhalde cık cık.”

Bu durumu daha trajikomik hale getiren olay ise bu adamın da kadın gibi gri saçı ve garip giyimiydi. O da Çin’in geleneksel kıyafeti olan üzeri hanfu bir gömlek altına da yırtık kot giymişti. Saçları aynı kadının gibi uzun ama toplu bir haldeydi. Hanako etrafa baktı. Bunun bir kamera şakası olduğunu düşündü. Sakura konuştu.

“ Bebeğim bana bir kâse tavuklu (karaage) udon getirir misin?”

“Tabii ki de. Hemen geliyor.”

Olanlara anlam veremeyen Hanako şaşkın şaşkın baktı. Sakura ona baktı. Hanako celalli celalli ona döndü.

“Bakın hanımefendi ne yapmaya çalışıyorsunuz bilmiyorum ama ben dilenci değilim ve izin verirseniz gitmek istiyorum.”

“Sus hele sen. Bıdı bıdı. Suskunluk iyidir.”

Hanako karşısında ki kadın 30’larında olmasaydı gerçekten sinirden bir tane geçirecekti. Kendi haline salıp önüne döndü. Sakura önüne servis açtı. 5-10 dakika sonra Yamomoto elinde içinde dolu kâse ile geldi. Hanako’nun önüne koydu.

“ Hele ye.”

“Ya size diyorum ki ben di-“

Sakura konuştu.

“Bunu sana beleşe vermiyoruz herhalde. Seni denek olarak kullanıyoruz.”

“ Ne? Anlayamadım?”

Bu sefer de Yamomoto konuştu.

“Diyoruz ki canım, biz yeni bir sos denedik bu udonda. Sende deneksin.”

Hanako anlamsızca ikisine baktı. Ama zavallı midesi artık içeride açlıktan o kadar bükülüyordu ki sorgulamadı. Deliyle deli olmamak lazım diyerekten udondan bir çubuk aldı. Ağzında çiğnemeye başladı. Belki çok acıktığından ama o kadar güzel gelmişti ki. Hazır yemek yediği bu zaman boyunca ilk kez sıcak bir yemek geçiyordu. Neredeyse ağlayacaktı. Duygularını tutamıyordu. Lokmaları o kadar ağzına hızla tepti ki öksürmeye başladı. Yamamoto ve Sakura gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. Sakura su uzattı. Hanako suyu bir dikişte bitirdi. Yemeğin suyunu da kafasına dikip kâseyi yerine koydu. Sonra ikisinin de ona baktığını görünce utandı ama konuştu.

“ Bakın dilenci değilim ama buna verecek bir param yok. Yani isterseniz bulaşıkları yıkayabilirim ya da yerleri silebilirim.”

Artık kendilerini tutamayan çift gülmeye başladı. Hanako şaşkın şaşkın onlara bakmaya başladı. Artık kamera şakası olduğunu cidden düşünüyordu. Sağına soluna baktı. Yamamoto konuştu.

“ Hayır, bu bir kamera şakası değil.”

‘Lan içimi mi okudu?’ diye düşündü. Bu sefer Sakura yanıt verdi.

“ Hayır, içini okumadı.”

Hanako iyice gerildi.

“Heee??”

Çift gülmeye devam etti. Sakura önündeki boş kâse ve bardağı tepsiye koyup içeri geçti. Yamamoto Hanako’nun yanına oturdu.

“ Ben Sakamoto Yamomoto ve o güzellikte benim eşim Sakamoto Sakura. Peki sen?”

Hanako ona doğru döndü.

“ Hanako Yui.”

“ Buralarda yeni misin?”

“Sayılır. Evden kaçtım.”

Bunu umursamazca düz bir suratla söyleyen Hanako’ya güldü.

“ Eh, herkesin bir problemi var. Evsiz misin?”

“ Biraz manga cafede yaşadım, orada çalışıp kaldığım süreci ödedim. Kalan para ile bana ev vermeyi kabul eden bir apartmanda daire buldum işte. Ama oraya giderken kayboldum.”

“ Peki Yui-chan-“

“ Lütfen bana ismimle hitap etmez-“

“Evet Yui-chan. Peki şimdi ne yapacaksın?”

Hanako görmezden gelinmesine birkaç saniye aptal aptal baktı. Sonrasında göz devirip devam etti.

“ Bunu size söylemek zorunda değilim.”

“ O zaman udonu öde.”

“ Buna dolandırıcılık derler.”

“Buna ticaret derler.”

“ Off, bilmiyorum. Okula gidiyordum ama artık çalışmam lazım sanırım. Oldu mu?”

Hanako dik dik bakıp surat astı.

“Beni polise mi vereceksiniz Yamomoto-san?”

“Niye vereyim ki? Banane. Ama sana bir teklifim var. Burada bir lise var-“

“Okumaya param yok.”

“Hele bir dinle be. Okulunu bitir, burada garson açığımız var. Üst katta da bir oda var. Udonu ödersin.”

“ He? Bir udon kaç para be?”

“ Cık cık! Koskoca Sakamoto Udon’a dediği şeye bak. Ehhh bu gençler çok fena.”

“Peki, neden kabul edeceğim?”

“Zeki biri sanmıştım seni. Sivri dil, boş kafa.”

“ Ulan..”

Hanako o günleri hatırlayınca kıkırdadı. O zamanlar verdiği en iyi karar buydu. Teklifi kabul edip neredeyse üniversiteyi kazanana kadar onlarda kalmıştı. İki çocuğu olan bu çiftin çocukları ile yaşamıştı bu süre boyunca. Hem çalışıp, hem de okumuştu. Şimdi ise koskoca kadındı ve hala o günler sayesinde ayaktaydı. O iki deli çifte çok şey borçluydu. Ayaklarının alışık olduğu yoldan sola doğru döndü. Marketi geçtikten sonra biraz daha yürüdü. İşte oradaydı, bir diğer evi ve hayallerini oluşturmayı sağlayan ailesi; Sakamoto Udon.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.