“Uyanıkken tek bir ortak dünya vardır; uyuyanlarınsa her birinin kendi özel dünyası vardır.”
Osho
Bölüm Şarkısı- Mountain Of Judgement/Magic Eye
Japonya/Ikebukuro/ İş Yeri/ 17.14/ Pazartesi
İçinizden imdat diye bağırmak istediğiniz vakitler oldu mu? Ya da ‘ Hey, bana bak dostum! Senin amacın ne be?’ diye hayatı karşınıza alıp hesap sorduğunuz? Hanako Yui, tam olarak böyle bir durumdaydı. Şirketin, bir saatlik beyin mıncıklayan toplantısından çıkarken düşünceleri hayatı nasıl yumruklamak istediği ile doluydu. Yönetim kurulundaki egoist, oturduğu yerden şakıyan elemanlara karşı gerçek bir nefret besliyordu Hanako. Şuan ise departman eskortları olan arkadaşları Yoshimoto ve Hanami arkasından saya söve konuşuyorlardı. Onlara hak verdiği nadir anlardandı. Sevgili müdürleri Yoshimoto tüm toplantı boyunca hata yapıp sunumlarında sıkıntı çıkardığından tüm departman yöneticiler tarafından azarlanmıştı. Hanako ayrıca ona kinliydi.
“Hayır, yani neyi varmış önergemizin?”
“Sen hâlâ konuşabiliyor musun Yoshimoto-san?”
Konuşanlar Hanami ve Yoshimotoydu.
“ Hanami-chan, Hanami-chan neden öyle diyorsun? Dün hiç uyuyamadım.”
“Tabi tabi gecelere kadar içmektendir.”
“Resmen kuru iftira.”
“Sevgili müdürüm yalan söylemek kötü bir eylem.”
“Müdür mü? Çok soğuksun Yuki-chan.”
“İsmimle seslenmen üşüttü.”
Hanami, yürürken üşür gibi kollarını kendine sardı. Yoshimoto her an ağlayacak bir kaniş gibi bir önünde yürüyen Hanako’ya bir Hanami’ye baktı.
“Bakışlarınız sırtımı deliyor, müdürüm.”
“He? Yui-chan? Sende mi?”
“Fufufufufuf.”
Hanami kıkırdadı ve hızlı adımlarla Hanako’nun yanına gelip koluna girdi. Yoshimoto kollarını kaçtı, dudağını büzdü. Bu hareketine karşı Hanami arkasını dönüp dil çıkardı ve yanında duran Hanako’ya sırnaştı.
“Pazartesilerden nefret ediyorum.”
“Al benden o kadar.”
“Ben tatil olamayan tüm günlerden nefret ediyorum.”
Hanako, Hanami’nin tekeline çoğul bir yaklaşım gösterdi. O sırada departmanlarının kapısından içeri geçiyorlardı. Hanako devam etti.
“Bazıları sağ olsun tüm departman artık bir hafta boyunca ek mesaiye kaldı.”
“Evet, sayende evde aç bekleyen bir ailem var.”
“Hey hey, ağlatmayın bu koca adamı.”
Herkes masalarına geçerken Yoshimoto, kızların masaların ortasında durdu. Kollarını separatöre yaslayıp öne eğildi. Bu klasik hareketlerindendi. Hanako oturdu ve kendini masaya yakın çekti. Hanami oturup, kafasını ofis sandalyesindeki mini şirin yastığına yasladı. İlk konuşan her zamanki gibi Yoshimoto’ydu.
“Şimdi soğuk bir sakeye hayır demezdim. Sake ve bira ah! Ağlayacağım..”
“Seni bağımlıları kurtarma hattına aktarıyorum.”
“Hanami-chan, omzumdaki hayat yükünü böyle atıyorum diye alkolik olmuyorum.”
“Bende sake istiyorum.”
“Ah evet evet bende..ha?”
“Yui-chan?”
Hanako ikisini de şaşırtıp kendini bezgin bir şekilde sandalyesinde geriye yaslanırken söylemişti. İkisi de şaşkın şaşkın anti-sosyal iş arkadaşına baktılar. Sonra Yoshimoto bıyık altı gülümsedi ve Hanako’ya yaklaştı.
“Heheheh Yui-chan. Akşam içmeye gidelim mi?”
Hanako bu hınzır sorunun geleceğini bilir gibi gözleri kapalı bir şekilde püfledi. Hanami ise bir kaşını kaldırdı ve parmağını Yoshimoto’ya doğrulttu.
“Müdürüm müdürüm sizi masanızdan çağırıyorlar.”
Yoshimoto Hanami’ye döndü.
“Kıskanma Yuki-chan.”
“Ha?”
Hanami Yoshimoto'ya iğrenir şekilde baktı.
“Lütfen gidiniz müdürüm.”
“Burada çalışanlarımın işini düzgün yapıp yapmadığına bakıyorum Hanami-san. İzninizle.”
Yoshimoto, Hanami’nin kinayesine eşlik etti alaycı bir şekilde. Bu sefer ağzını açan Hanako’ydu.
“Müdürüm, siz başımızdayken işime odaklanamıyorum.”
Hanami kıkırdadı. Yoshimoto dudaklarını büzdü.
“İmdat, iş etiği ile zorbalanıyorum. Aloo?”
Hanami bu sefer kahkaha atmaya başladı. O sırada departmandaki başka bir çalışan Yoshimoto’ya seslendi.
“Müdürüm bir bakabilir misiniz?”
“Aha! Birileri gidiyor.”
“Hay, neyse geliyorum hemen.”
Yoshimoto kendisine seslenen iş arkadaşına doğru ilerlemeye başladı. Hanami arkasından seslendi.
“Flash olma sakın fufufuf.”
Hanami bunu dedikten sonra oturduğu yerden gözleri kapalı şekilde arkasına yaslanmış Hanako’ya döndü.
“Eee anlat bakalım.”
“Hmm?”
“Yui-chan tüm gündür gözlerim üstündeydi. Meraktan çatladım. Yoshi de gittiğine göre anlat.”
“Neyi?”
Hanako hâlâ yatar pozisyonda konuşuyordu. Hanami bir kaşını çattı ve Hanako’ya doğru eğildi. Artık tamamen ona dönük oturuyordu.
“Ya işte Wang-san ile ne yaptınız?”
Hanako tam dalmışken Wang’in ismini duyması ile bir anda gözlerini açması bir oldu. Bu hareketle Hanako yakınındaki Hanami irkildi. Sonra tepkisine bıyık altı gülmeye başladı.
“Fufuffu biliyordum.”
Hanako başını Hanami’den tarafa döndürdü. Kulakları kızardı.
“Evet, hepsi o yılan şarabı yüzünden.”
“Heheh ne oldu ki yılan şarabı yüzünden?”
Hanami sapık amca modunda ellerini kavuşturmuş yan yan bakarak kıkırdıyordu. Bu halini görünce Hanako, Hanami’ye yaklaştı. O gün olanları hatırlıyordu tabii ki. Abartılacak pek bir şey olmasada o merdiven ve elde saçın gezip yakınlaşmaya kadar olan sahneler aklından film şeridi gibi geçti. Tamam, klişe lise dramı çekilmiyordu ve bunlar da üst seviye değildi –ki yetişkinken böyle şeylere utanmak bile Hanako’ya göre fazla saçmaydı- fakat karşısındaki kişi Wang ise değişiyordu. Evde geçirdikleri her bir salise bile, Wang’i üstü çıplak görmek, onu belinden tutması, bakışı, ellerinin saçında gezmesi ve dudak hizasında konuşmaları. Evet, yakın arkadaşlar bu sınırı aşar mı bilinmez fakat Hanako için Wang bir bilinmezlikti. Ve bu bilinmezlik onu ürkek ceylana dönüştürüyordu.
Hanami kendi evrenine kapılmış olan Hanako’nun yüzüne elini yakınlaştırdı ve elini salladı.
“Huhu komşu? O kadar mı iyiydi şarap?”
Hanako gözlerini kırpıştırdı ve beton suratına döndü.
“Hanami-san artık sizin verdiğiniz herhangi bir şeyi almayacağım.”
“Heh? Kötü mü gitti?”
Hanami yalandan somurttu.
“ Acaba ne bekliyordun o şaraptan?”
“Yeni bir çift doğmasını?”
“Ha?”
Hanako anlamamış gibi bir kaşını kaldırdı.
“Pardon ama kafanda bir fan senaryosu mu yazdın?”
“Hayır?”
“Sınırınızı aşıyorsunuz Hanami-san.”
“Ben Yoshi değilim aloo?”
“Heh.”
Hanako omuz silkti ve bilgisayarına yöneldi. Hanami ise yanda hâlâ o gün neler olduğu soruyordu. Görmezden gelmeyi denemek istedi Hanako. Tam o sırada telefonu titredi. Ekrana baktığında Wang’den bir bildirim olduğunu gördü. Boş boş baktı telefona. Ne yapacağını bilemez halde. O günden sonra biraz çekinik bir hâle bürünmüştü.
“Ooo demek ki kötü geçmemiş.”
Hanami pis pis sırıtıp telefon ekranına eğilmişti. Hanako telefona eğilen başı hafifçe itekledi.
“Hanami.”
“Off tamam ya.”
Hanami dudak büzüp bilgisayarına yöneldi. Sonra yavru köpek bakışını bir iki kere attı fakat Hanako ona düz düz bakınca kafasını çevirdi. Hanako göz devirdi ve telefonu eline aldı. Ekrandaki yazı şunlar vardı:
- Evimde unutmuşsun.-
Hanako mesaja tıkladı ve açılan mesajlaşma panelinde bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Wang elinde o günkü giydiği elbiseyi tutuyordu. O gün evden çıkarken Wang’in pijamalarının altına topuklusunu giyip umursamazca işe yetişmek uğruna eve koştuğu için pek de giydiğini umursamıyordu. Otomatik olarak onlarda evde kalmıştı. Hanako mesaja cevap verdi.
-Ah bir ara alırım.-
Mesaj gönderilir gönderilmez bir saniye sonra Wang cevap verdi.
-Bugün işe geç başlıyorum, dilersen evine bırakayım. Yolumun üstü.-
-Evde değilim.-
-İşten mi dönüyorsun?-
Hanako Wang’le arada böyle mesajlaşmaya alışıktı fakat pekte gündelik konuşmalar yapmazlardı. Genelde direkt söyleyeceklerini söylerlerdi. Hanako Hanami’ye baktı. İşine odaklanması hızlı olmuştu. Hanami çalışkan bir kadındı zaten. Sonra çevresine göz gezdirdi. ‘ Tamam, kimse bakmıyor.’ diye geçirdi içinden. Sonra kendini gazlayıp kamerayı açtı. Tipine bakınca anında kendinden soğusa da masaya yakınlaştı, masaya kolunu koyup eline yüzünü yasladı ve rastgele bir fotoğraf çekindi. Çok kötüydü fakat yolladı ve altına yazdı.
-Yoshimoto yüzünden mesaiye kaldık.-
Sonra bir anda ne yaptığını fark etti. Fotoğrafını açtı, bir iki düğmesi açık, kollarını sıvadığı lacivert gömleğinin içinde bir aptal gibi görünüyordu. Ve en önemlisi onun Wang’e böyle fotoğraf attığı onca yılda ikinci sefer falandı. Bir an daha görmemişken mesajı silecekken Wang gördü. Yazdı.
-Tamam, şimdi söyle. Hanako Yui nerede?-
Bu cevap üzerine Hanako istemsiz bir tebessüm etti. Sonra yazmaya devam etti.a
-Yedim.-
- Doydun mu?-
-Hayır. Çok açım.-
-Hm.. Sake iyi giderdi.-
Wang’ın verdiği cevap onu daha da gülümsetti. Onu gerçekten çok iyi tanıyordu. Hanami’nin gözü Hanako’ya kaydı. Onun gülümsemesini görünce tebessüm etti. ‘ Hey sen gerçekten… iyi ki yılan şarabını vermişim.’ diye geçirdi içinden ve bilgisayarına geri döndü.
-Bira ile?-
Wang bir dakika sonra cevap verdi.
-Kaçta?-
Hanako ekrana baktı. Şuan normal arkadaş olarak bir teklif gelmişti fakat nedense içinden ona öyle gelmiyordu. Biraz ekranla bakıştı ve sonra devam etti.
-Mesaim var.-
Anında cevap geldi.
-Kaçta bitiyor?-
- Dokuz gibi sanırım.-
-Seni almaya gelirim.-
Hanako durdu. Ne? Onu almaya mı gelecekti? Bu Wang’i yapmadığı bir şeydi. Klasik mottoları barda buluşmak ya da yılda 3-4 kere dışarıda buluşmak olan ilişkide bunlar kesinlikle tuhaftı. Hanako iki eliyle tuttuğu telefonu ile bakıştı. Bir saniye, bu sanki randevulaşmak gibi olmuyor muydu? Bir dakika… Yok öyle bir şey. Normal iki arkadaş gibi, her zaman ki gibi içeceklerdi. Sadece dışarıda. Hem daha dün evde içmişlerdi. Gayet normaldi. Normal miydi? Hanako zaten evine 2-3 kere hariç hiç gitmemişti. Artık sorgulamak istemiyordu cevabını yazdı.
-İşte olursun.-
-Erken çıkabilirim.-
-Dünde erken çıktın.-
- Bir problem mi var?-
Tam hayır yazacakken Yoshimoto ona seslendi.
“ Hanako-chan bir bakar mısın?”
Hanako bir telefona bir de ona seslenen Yoshimoto’ya baktı. ‘Neyse az sonra yazarım.’ dedi içinden ve Yoshimoto’nun masasına yürüdü. Hanami kafasını separatörün üstünden çıkarıp Yoshimoto ve yanına giden Hanako’ya baktı. Sonrada masanın üzerinde açık bıraktığı telefona gözlerini çevirdi. Hakkı değildi, biliyordu. Yaptığı da yanlıştı fakat Hanami Yuki böyle birisiydi. Hızlı hareketle telefonu eline aldı ve Wang’e bir şeyler yazdı. Sonrasında telefonu mesaj ekranında bırakıp kapadı. Tekrardan bilgisayarına yöneldi. On dakika sonra Hanako asasına döndü. Sandalyesine oturdu ve kendini masaya doğru çekti. Telefonuna el uzatacakken Hanami’nin hızlı düşünmesi lazımdı ve direkt Hanako’ya doğru döndü.
“Yui-chan!”
Bunu biraz yüksek sesle söylemişti. Hanako irkildi ve Hanami’ye döndü.
“ Ne oldu?”
Elinde ki telefonu masaya koydu.
“Bu önerge tasarısı hakkında, araştırmayı yaptığımı biliyorsun.”
“Evet?”
“Şey, bir kısmı yapamadım bir bakabilir misin acaba?”
“Eh..”
Hanako bir telefonuna bir Hanami’ye bakış attı.
“Peki.”
“Oh..”
“Efendim?”
Hanami bir anda dıştan konuştuğunu fark etti ve ellerini bir şey yok şekilde salladı.
“Ah yani hadi yapalım şunu.”
“Peki?”
Hanako onun masasına doğru kaydı.
Japonya/ Ikebukuro/ 21.00/İş yeri
Hanami ne yapıp edip tüm mesai boyunca Hanako’nun telefonuna bakmaması sağlamıştı. Hanako’nun gözlerinde ‘beni sal’ yazısı yazana kadar onu darlamış, aslında bildiği her şeyi bilmiyormuş gibi yapmıştı. Şimdi ise şirketten çıkmak için Yoshimoto, Hanako ve o çıkışa yürüyorlardı. Telefonu çoktan ona unutturmuştu. Güvenlikten geçip dönen kapıya doğru ilerlediler.
“Eee mesai bittiğine göre bir sake-bira?”
Konuşan Yoshimoto’ydu. Hanako ortalarında yürüyorlardı. Hepsi yorgundu. Aaa Yoshimoto her zaman ki gibi enerjikti. Nasıl müdür olduğu da açıktı. Fakat olmazdı. Hanako onlarla gelemezdi. Hanako’nun konuşmak için ağzını açtığını görünce ani bir şekilde onu böldü ve konuştu.
“Bence bugün olmaz.”
“Peki, o zaman Hanako-chan senin için?”
Hanako tekrardan lafa giriyorken Hanami yine onu böldü. Bu hareketi Hanako’nun ona dönüp kaşını kaldırmasına yol açmıştı.
“Onun için de olmaz.”
“Pardon?”
Bu sefer Hanami ikisi de tuhaf tuhaf bakıyordu. Hanako iç çekti ve tekrar konuşacakken kapının ardında bekleyen kişiye gözü kaydı. Yerinde durdu ve oraya baktı. Hanami ve Yoshimoto o durunca, durdular ve baktığı yere baktılar. Karşılarında duran dağınık topuz yapmış, açık mavi bir gömlek, üzerinde ise siyah baharlık kabanı ve siyah pantolonu ile buraya ait olmayan biri duruyordu. Sütunlardan birine yaslanmış, kollarını kavuşturmuştu.
“ Bu herifin burada ne işi var?”
İlk konuşmaya giren yine Yoshimoto’ydu. Bir kaşını kaldırmış gergin bir hâldeydi. Hanako şaşkın bir hâlde karşısında duran Wang’e baktı. Sonra hızlı adımlarla dışarı çıktı. Yoshimoto da arkasından gidiyordu fakat Hanami onu durdurdu. Koluna girdi ve acil çıkışına doğru çekmeye başladı.
“Ne yapıyorsun Yuki-chan?”
“Yoshi, sake-bira içelim.”
“Ama Hanako-“
“Aaa işleri varmış işte. Gidelim hadi.”
“Tamam da kapıdan niye çıkmıyo-“
“Hadi hadi.”
Onu çekiştire çekiştire hızla yürüdü. İçinden gülüyordu. Hanako Wang’in önünde durdu. Wang Hanako’yu fark etti ve ona doğru döndü. Gülümsedi.
“Selamlar mesai kadın.”
“Burada ne işin var?”
Hanako bunu şaşkın bir ifadede dile getirdi. Wang anlamamış gibi yüz yaptı.
“Nasıl yani?”
“Sana işlerim uzun sürer demiştim?”
“Evet, sonra da gel de geceler bizi bekler dedin.”
“Ha?”
“Ha?”
“Bir saniye ben öyle bir şey demedim?”
Wang aptal aptal Hanako’ya baktı. Hanako da aynı şekil ona bakıyordu. Kabanın cebinden telefonunu çıkardı ve mesaj ekranını açıp Hanako’ye gösterdi.
“Ee bunları sen yazdın ya Yui?”
Hanako anlayamayıp telefon ekranına baktı. Son mesajlaşmalarının üstünde devam eden mesajları görünce şok oldu. Mesajlaşma şöyle devam etmişti.
-Bir problem mi var?-
-Hayır, sadece yorgunum.-
-Evde iyi uyuyamadın mı?-
-Yok gayet iyi uyudum. Ayrıca evin çok güzeldi.-
-Bugün fazla dürüstsün veya yorgun.-
-Hahaha hayır sadece içimdekileri diyorum.-
-Öyle mi?-
-Evet.-
-Peki, bugünde gelmek ister misin?-
- Neden olmasın? (~ ̄▽ ̄)~-
-Emoji mi? Vay bugün cidden yorgunsun. İyi seni almaya gelirim.-
Hanako gözlerini açmış konuşmaları okudu. Ve yanaklarında sıcaklık hissetti. Evet, tamamıyla utanmıştı, öyle ki ekranla birkaç saniye bakıştı. Wang sonra telefonu geri eçkip cebine koydu ve utanan Hanako’ya baktı.
“ Bugün ne kadar yorgunsan artık, emoji bile atmışsın. Onları kullanamadığını sanıyordum fufufu.”
Dalga geçer gibi güldü ve omuz silkti. O sırada Hanako’nun kafasına jeton çok geç düştü. Doğruldu ve bir hışımla arkasına döndü fakat kapının orada ne Yoshimoto’yu ne Hanami’yi gördü. ‘Ulan Hanami…’ diye içinden ona söylenmeye başladı. Panikledi sonra Wang’e döndü. Wang kafasını eğmiş gülümseyerek tatlı bir şekilde elleri cebinde Hanako’ya bakıyordu.
“Bir şey mi oldu?”
“Ha? Ah hayır. Neyse bak-“
“Eee gidelim mi? Araba orada. Hava bugün soğuk.”
Wang hâlâ gülümsüyordu. Hanako bir iç çekti. Başını onaylar bir şekilde salladı.
“Gidelim.”
Arabaya doğru yöneldiler. Hanako ise tüm yol boyunca Hanami’ye sövmüştü.
