İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 17 · 9 dk okuma

Daydream

Bölüm 17

Dönüşüm

“İnançlarımız geleceğimizi belirler ve bizler sanki mıknatısa doğru sürüklenircesine bu geleceğe sürükleniriz.”

Diana COOPER

(Bölüm Şarkısı- Mountain Of Judgement/ Magic Eyes)

Dipnot: Yıldızlı yerler aşağıda açıklanacaktır.

Cuba/ Playa el Morrillo Açıkları/ 04.00-08.00 Arası /Cumartesi Sabahı

Sabah erken saatlerinde, denizde açıkta teknede sallanırken hafif bir esinti vardı. Jorge kapüşonlusuna sıkı sıkı sarıldı. Denize ağı atmış, başında bekliyordu. Babası Yudel’de teknenin bir diğer ucunda ağdaki kancalara yemler takıyordu. Denizin ve kafalarında uçan birkaç kuşun sesinden başka ses yoktu. Havada bulutlar vardı. Fırtına bulutları gibi duruyordu. Normalde bu havada çıkmazlardı – ki bu havada çıkmak akıl kârı- değildi. Denizciler bilirdi ki asla bu havalarda tekne gibi küçük araçlar dışarı çıkmazdı. Deniz, hırçın sayılmazdı. Sakindi. Fırtına öncesi sakinlik vardı. Peki, durum böyleyken neden burada oldukları ise barizdi. Kumar. Para yine uçup gitmişti. Yudel’in suratı beş karıştı zaten. Dalgın bile denilebilirdi fakat Jorge babasının onu dinlemeyeceğinden emin olduğu için en azından onun iyiliği için gelmişti. İşin komiği pek de ilgili baba gibi dursa da öyle değildi. Hayatının getirdiği olumsuzluklara oğlu ile göğüs gereceğine, o olumsuzluklara o kadar bağlı kalmıştı ki artık olumsuzlukların çoğu oğluydu. Ha okula gitmiş, ha kendi parası için resim yapmış umurumda değildi. Tek istediği oğlunun kendi istediği gibi yanında kalmasıydı. Zira ödleğin tekiydi. Evet, onunla ilgilenmişti. Ama kendi istekleri doğrultusunda. Yalnız kalmak istemiyordu, onun için okulunu bile evin yakınında seçmişti. Jorge ise okuldan arada bir kaçarak kendi başına geziler yapıyor veya kafelerde yaptığı işe devam ediyordu. Evet, bencil adamdı. Eşi onu çocukla tek başına bırakmıştı. Bırakmadığı alışkanlığı yüzünden. Asla kendini suçlamadı, oğlunu büyüttü ve fark etti ki annesine çok benziyordu. İşte o vakit Jorge annesinin yerine geçti. Evi terk edemezdi. Bunu yapamazdı. Kaçsa gitse bile. Aynı zamanda bu korku onun içine işlemişti. Bunun farkında değildi. Jorge bir atılım yapmak için ise bugünü seçmişti.

Ağlar titremeye başladı. Jorge oturduğu yerden kalktı. Babasına seslendi.

“Baba! Baba! Ağ!”

Yudel yaptığı işe fazlası ile odaklı olduğundan mı yoksa dalgın olduğundan mıdır bilinmez oğlunu duymadı. O sırada ağda çok fazla kıprama vardı. Jorge bir iki kere daha babasına seslendi ama babası o taraflı olmadı. Oğlu biraz gerildi ve ağı çekti. En azından tek başına çekmeyi denedi zira ağ dediğimiz şey su ve içindekiler ile ağırlaşıyordu. Tekrardan babasına seslendi.

“Baba!”

Yudel dalgınlığından uyanıp ani bir hareketle gergin bir şekilde oğluna döndü. Tam o sırada ayağa kalkıyordu ve elinde yemlerini taktığı ağ vardı. O kadar hızlı hareket etmiş olmalı ki kancalardan biri eline girdi. Acı bir şekilde bağırdı. Avucunun bir ucundan diğer ucuna çıkmış olan kanca kan içindeydi. Jorge bir panikle babasını o halde görünce tuttuğu ağı denize bıraktı fakat bıraktığı şey, ağın tekneye bağlı olduğu halattı. Babasına döndü. Babası kanayan elini tutuyordu.

“Jorge ne yapıyorsun?! Gel de yardım et!”

Jorge babasına doğru adım attı ancak ağı denize bıraktığını fark etti ve ağın olduğu tarafa hızla döndü. Ağ denize doğru gömülüyordu çünkü içinde yakalanmış balıklar ağırlık yapıyordu. Jorge daha fazla panikledi çünkü o bugünün ilk hasattıydı ve şimdi denizin derinliklerine doğru yolculuğa çıkmıştı. Babası bu sefer sinirli bir sesle donmuş şekilde denize bakan oğluna bağırdı.

“Jorge dedim! Gelsene!”

Jorge ağı boş verip babasına doğru koştu ve elini tuttu. Kanca, ağ kancası olduğundan bir daha eğilimli ve orta boyuttaydı ve babasının avucunun kenarının iç çeperinden girip dışından çıkmıştı. Yudel acı çekiyordu. Bunun gibi kazalar balıkçılar için olağan olsa da bu biraz daha derinden girmişti. Ayrıca kanca zor çıkıyordu. İz de bırakıyordu. Müdahale gerektiren cinsten bir yaralamaydı. Jorge yanda duran alet çantasından bir çakı çıkardı ve kancanı etrafındaki ağı kesti. Artık elinde sadece kanca duruyordu. O küçük deliğin size acısını tarif edeyim. Kancanın ucu şekilli bir ok işareti gibi olduğundan dolayı çekip çıkaramazsınız. O oklu kısmı kesmeniz gerekir. Ayrıca kanca oynadıkça deldiği yeri acı ve kanla kaplar. Ve tam olarak olan şeyde buydu. Yudel oturmuş elini tutuyordu.

“Baba hastaneye gidelim.”

“Gerek yok. Kancanın ucunu keselim, elimi sararız.”

“Ama baba, öyle iltihap kapabilir.”

“Gereksiz, dedim. Ayrıca diğer ağ nerede?”

Jorge ağın gittiği tarafa baktı. Çoktan denizin dibi bulmuştur diye düşündü. Halat elinden gitmese iyiydi fakat babası yaralanmıştı tabii ki ilk önceliği babası olacaktı. Ama babası için durum aynı değildi. Jorge’nin cevap vermeyip ağın gittiği yere baktığını fark eden Yudel kaşlarını çattı. Yaralı olmayan eli ile oğlunun yakasına doğru uzandı ve oğlunu kendine doğru çekti. Evet, yaşını almış biri olabilirdi ama bir balıkçı olarak güçlü kollara sahipti. Jorge bu ani hareketle sarsıldı. Paniklemişti, zaten araları gergindi. Ve babası yaralı elini tedavi ettirmek istemiyordu. Üstüne üstlük kumar borcu yüzünden bu havada balık tutmaları gerekiyordu. O da gergin bir yüz ifadesi ile babasının gözlerine gözlerini dikti.

“Ağ, nerede?”

“Sen yaralanınca, sana geleyim derken elimden kaydı. Önemi var mı ki?”

Yudel bu deyince oğlunu iyice yakınına çekti. Az da olsa dünden kalan alkol kokusu üzerine sinmişti.

“Bugünün ilk hasadını, kaybettiğini mi söylüyorsun? Bir de ağ, kancalar ve yem de boşa gitti.”

Bunu duyan Jorge bir anda kafasına vuruluyormuş gibi hissetti. Ağzı açık babasına bakıyordu. Yani kendisini yaralaması değil, ağ ve balıklar mı önemliydi? Gerçekten mi? Hayır, onun için önemli olan paraydı. Kumarda daha fazla harcaması gerekiyordu. Doğru ya, para. Gözlerini belertti ve yakasını tutan babasının elini bir hışımla savurdu. Babası bu hareketine bir kaşını kaldırdı. Jorge konuşurken sesi hırçınlaşmaya başladı.

“Madem öyle, o paraları kumara harcayacağına ağ mekanizması* alsaydın!”

“Sesini yükseltme bana! Hem suçlusun hem güçlü! Ah!”

Yudel bağırırken kancalı elini kaldırdığı için acıyla inledi. Elini diğer avcunun içine aldı. Kanaması hızlanmıştı. Jorge bir elini başına koydu. İç çekti. Sonra babasının önünde eğildi. Yanda duran alet çantasından bir bez aldı, babasının elini kendine çekip kan yerlere bastırmaya başladı. Hava iyice bozmaya başlamıştı. Artık gök gürüldüyordu. Gitmeleri lazımdı.

“Beni dinlemediğin için artık bağırıyorum.”

“Asıl sen beni dinlemiyorsun.”

Jorge’nin sabır taşı kırılmak üzereydi.

“Ben mi dinlemiyorum? Tüm hayatım boyunca seni dinledim.”

“Bunun konumuzla ne alakası var?”

“Konumuzun şuan tüm hayatımızdaki konuyla aynı olduğunu fark edemiyor musun?”

Gök tekrardan ama daha sesli bir şekilde gürledi. Dalgalar hiddetlenmeye ve tekneyi sallamaya başlamıştı. Jorge ayağa kalktı ve dümene doğru gitti.

“O bezi eline bastır baba gitmemiz lazım.”

Yudel bir hışımla ayağa kalktı ve oğluna doğru gitti.

“Nereye? Daha hiçbir şey yakalayamadık senin sayende.”

Jorge derin bir iç çekti, teknenin motorunu çalıştırırken.

“Of, baba ciddi misin? Elin yaralı ve hava bok gibi. Gitmemiz lazım.”

“Hayır dedim.”

Jorge tekneyi çalıştırdı ve en yakın kıyıya doğru gitmeye başladı. O sırada Yudel yanında durdu ve dümende olan Jorge’yi itti. Jorge kenara yapışırken, babası tekneyi durdurdu. Oğluna bir hışımla döndü.

“Hayırsa hayır. Buradan bir şey almadan gitmiyoruz!”

Jorge, yapıştığı duvardan yere düşmüştü. Kafasını tuttu çünkü babası sert oğlunu sert bir şekilde itmişti. Kafasının arkası acıyordu. Sinirli gözlerle dümende ona bakan babasına baktı. Bu babasının görmediği yeni bir yüzdü. Jorge o kadar sinirlenmişti ki bir hışımla ayağa kalktı. Yerde duran ağları toparladı. Babası ne yaptığını çözmeye çalıyordu. Jorge ağları alıp teknenin kenarına gitti ve hepsini denize atmaya baladı. Bunu gören babası koşarak oğlunun yanına geldi ve kolunda tutup kendine çekti. Artık bağrışıyorlardı.

“ Sen! Ne sikim yapıyorsun be! Derdin ne senin?!”

Jorge bakışlarını babasına döndürdü ve üzerine yürüdü. Aynı zamanda kolunu bir hışımla çekti. Babası bir denizde dalgalarla birlikte uzaklaşan ağlara bir oğluna bakıyordu fakat oğlunun gözündeki nefreti görünce irkildi. Jorge babasını göğsünden itti -ki Jorge baya kalıplı ve uzun bir çocuktu- ayrıca güçlüydü de. Babası uygulanan güçle elinin verdiği yaradan dolayı bir yere tutunamayıp yere düştü. Acıyla inledi.

“ Sikeyim ağını! Bir kere olsun beni niye dinlemiyorsun baba?! Annem değilim ben! Ona olan nefretini bana kusamazsın! Bıktım artık! Kumar oynuyorsun, utanmıyorsun! Senin için endişelendiğimden bu havada çıkmayalım dememe rağmen buraya geliyorum. Elini yaralıyorsun! Fırtına başlayacak gidelim diyorum, dinlemiyorsun! Hayatında bir kere olsa bana kulak astın mı?! Benim ne istediğime?!”

“Bu da ne demek, ah!”

Yudel yerden kalkmak istiyor fakat bir eliyle kendini yukarı itemiyor. Ve Jorge ona yukarıdan bakarak bağırıyor.

“Anlamıyor musun baba? Ben bıktım! Beni bu şekilde, istediğin şekilde yontmandan bıktım!”

“Ben öyle bir şey yapmıyorum! Kafandan senaryolar uydurma-“

“Baba, ben çok ünlü birinden eğitim almak için teklif aldım.”

“Ne?”

Yudel gelen cevapla birlikte afalladı. Jorge artık kızgınlıktan, üzgün hâle bürünmüştü. Jorge’in içinde fırtınalar kopuyordu, söylemek istediği, biriktirdiği çok şey vardı. Konudan alakasız olduğunu biliyordu ama yapamıyordu. Daha fazla katlanamıyordu. Hava da Jorge’ni duygularına tercüme olmuş olacak ki yağmur yağmaya başlamıştı. Yudel ise hâlâ oturduğu yerde kalakalmış oğluna şaşı şaşı bakıyordu. Bakışmaları o kadar uzun bir sessizlikle devam etmişti ki çiseleyen yağmur sağanağa dönmüştü. Yudel sesini düzeltti ve sonunda ağzını açtı.

“Ne eğitimi ve kim?”

“Jasmine ROYER. Fransa’da ünlü bir eğitmen. Ayrıca bir heykeltıraş. Beni işini yaptığı m kafenin sahibi o adama önerdi. Jasmine de, beni Fransa’ya çağırdı. Beni eğiteceğini çünkü fazlaca yetenkli olduğumu söyledi-“

“Olmaz.”

“ Ne olmaz?”

“Gidemezsin.”

Yudel bu sefer daha sert bir ifade kullanmış, başını olumsuz anlamda bir sağa bir sola sallıyordu. Aynı zamanda elini tahtaya atmış ve ondan üç alarak ayağa kalkmıştı. Şimdi ise ikisi de yağmurun altında ıslanıyordu. Babası kabul etmeyen bir yüz ile oğlunun karşısında dikiliyordu. Dalgalar giderek şiddetleniyordu.

“Daha dinlemedin bile.”

“Dinlememe gerek yok. Sana resim sadece hobi olarak kalmalı dedim.”

Jorge bugün sınırlarını zorluyordu. Bir elini tekrardan başının arkasına koydu, diğer elini ise beline koydu. Sıkıntılı fakat daha alaycı bir ses tonunda babası ile konuşmaya başladı.

“Niye? Hah, dur tahin edeyim. Seni terk ederim diye mi?”

“Edepli konuş. Karşındaki baban.”

Jorge bir hışımla kafasını kaldırdı ve babasına dik dik bakmaya başladı.

“Edepli mi konuşayım? Baba, ben gideceğim sen ne dersen de.”

“Hayır dedim. Gidemezsin.”

“Nedenmiş?”

“Çünkü sana resmin para getirmeyeceğini söyledim.”

“Bunu bilemezsin, yetenekliymişim baksana belki bir gün Jasmine gibi biri olur-“

“Jorge! Hayır! Gitmiyorsun hiçbir yere! Resim yapmana izin verdim ama sadece boş bir hobi! O kadar!”

“Baba-“

-Şak-

Jorge’nin yüzü gelen tokatla sağa doğru döndü. Babası var gücüyle oğluna vurmuştu. Jorge elini yanağına getirdi. Sızlıyordu. Sonra parmaklarının arasından babasına kin ile baktı. Yudel kaşları çatık yaptığından hiç utanıyor gibi duruyordu. Jorge babasının üstüne üstüne yürüdü be burun hizasına gelinceye kadar yaklaştı. Babası tekrardan irkildi. Ondan uzun olan oğlunun gözlerine baktığında kini gördü. Jorge babasını omzundan hafifçe itti ve alaycı bir gülümseme takındı.

“Teşekkür ederim beni bu tokatla uyandırdığın için. Artık annemin bizi neden terk ettiğini daha iyi anlıyorum.”

Yudel’in gözleri fal taşı gibi açıktı. O sıra yine gök gürüldedi.

“Ben gideceğim baba ve sen! Ne yaparsan yap buna engel olamayacaksın.”

Jorge sakindi. Babasının yanından geçti, dümene ulaştı ve teknenin motorlarını tekrardan çalıştırdı. Yudel orada kalakalmıştı. Arkasına baktı. Jorge tekneyi kullanmaya başlamıştı.

“Hey, konuşmamız bitmedi.”

Yudel’in sesi çatallı çıkmıştı.

“Hayır, bitti baba.”

Yudel, hızla arkasını döndü fakat bu kadar yorucu konuşma ve elinin yarasının ağrısı ile başı dönmüş olacak ki başı dönmüştü. Yudel tekrardan yere oturdu. İç çekti.

“Evde konuşacağız.”

“Dinlemek istemiyorum.”

“Sana hayır dediysem hayır.”

“Sen beni dinlemediğin sürece bende senin için hayırım, baba.”

“Hey-“

“Baba yeter. En yakın hastaneye gidiyoruz.”

Yudel tam bir şey söyleyecekken sustu. Normalde olsa uzayacak bu tartışmada ilk kez oğlunu bu kadar sinirli görmüştü. Yanında duran tahtaya yaslandı. Derin bir çekti ve oğlunun sırtından onu izlemeye başladı. Şimdiden uzak gelmeye başlamıştı.

Yıldızlı Alanlar:

*Ağ Mekanizması: Küçük balıkçı teknelerinde genelde Jorge'dekiler gibi elle sistem devam ederken büyük teknelerde ağın otomatik mekanizması olur. Fark ettiyseniz Yudel ve Jorge hâlâ el sistemiyle çekiyorlar.

Bilgilendirme:

Kancanın boyutuna ve cinsine bağlı olarak bu tarz yaralanmalar zamanında edilmeyen müdahaleler yüzünden ciddi iltihaplanmalara ve daha kötüsüne yol açabiliyor. Eğer elinize kanca girerse heyecanlanmayın. Kanca oynadıkça zira yaranız daha da kötüleşebilir. Onu ileri geri çıkartmak için çekmeyeniz. Ucu ok gibi olduğundan, çıkmayacaktır. Ucunu canavar( pense veyahut ona benzer sert bir kesme makası -tıbbi için kullanılan-) ile hastanede kestiriniz. Kendiniz kestiyseniz de kancayı çıkarmayın. Daha fazla kanamaya mahal vermeden hastaneye gidin ki, hemen pansuman ile müdahale edebilsinler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.