*Yatağıma oturmuş Meliha'nın merhemi sırtıma bocalamasını izliyordum. Hayır, ilk önce dövüyor sonra bana kıyamayıp tedavi ediyordu. Üstelik bunu normal bir şekilde yapmak yerine bütün merhemi önce sırtıma bocalıyor sonra sanki derimi yüzmek istermiş gibi sırtıma büyük bir kuvvet uyguluyordu. " Meliha merak ediyorum bu kaçıncı paket? " deyince yüzüme eğer konuşursan seni gebertirim bakışını attı. " Tamam sustum." deyince bu sefer de hain bir sırıtmayla böyle dize getiririm işte bakışını atınca yaklaşık yarım saat daha ona katlanmak zorunda kaldım.
Yarım saat sonra...
" Meliha aslında seni uyandırmamın nedeni bir mesaj gelmesiydi." dememle bana meraklı bakışlar göndermeye başladı. " Söyle bakalım hangi lanet olası mesaj seni bana böyle bir şaka yapmaya zorladı." Bu kız neden hala sinirini atamamıştı? Gibi birkaç sorunun daha cevabını aradıktan sonra pes ederek " Okul, birinci sınıflar için çeşitli geziler düzenleyecekmiş." dememle yüzünde çocuksu bir mutluluk peyda oldu. Ve " Eğer bunu yaklaşık dört saat önce söyleseydin seni dövmezdim." diyerek bana sarıldı. Evet. Artık kendimi tescilli salak olarak ilan edebilirdim.
" Meliha nefes alamıyorum."
" Bu beni hiç alakadar etmiyor."
"Meliha ciddiyim."
" Hala konuşabiliyorsun." Bu kızla ne yapacaktım ben. " Peki, geziler nerelere olacakmış ve neden bir değil de birden fazla gezi yapacaklarmış?" Sorularını süzgecimden geçirdikten sonra "Geziler kampa , sinemaya , Ordu'ya ve Ankara'ya olacakmış. Birden fazla olmasının sebebi ise üniversitenin nüfusunun çok fazla olmasıymış." Söylediklerimi mantıklı bulmuş olacak ki " Tamam. O zaman kampa gidelim." dedi. Aslında benim de kafamda kampa gitmek vardı. Ama daha kaç gün kalacağımız belli değildi. Bu küçük ayrıntıyı Meliha'ya aktardıktan sonra cevap vermesini beklemeye başladım bir şeyler düşünüyor olmalıydı. " Bekle ben teyzeme sorayım." deyince onu onayladım. Meliha'nın teyzesi Seher teyze üniversitemizde profesördü ve her şeyi bilirdi. "Alo teyzeciğim." diyerek konuşmaya başlayınca bir kahkaha attım. Bu kız işini iyi biliyordu. " Teyzeciğim hani üniversite bir kamp gezisi düzenleyecek ya (biraz bekledi) Evet. O gezi . Peki kaç gün sürecek?" ikimiz de nefeslerimizi tutmuşken Meliha bir sevinç çığlığı attı ve telefonu kapattı. "Gezi üç gün iki gece sürecekmiş ne eksik ne fazla ." Evet. Ondan ayrılıp odanın en arka duvarına gittim ve sarılmak için hayır intikam için ona doğru koşmaya başladım. O daha ne olduğunu anlamadan da üstüne atladım.
Beş gün sonra...
Gezi için otobüslere yerleşmiş yolun keyfini çıkarıyordum. " Sera sana bir şey soracağım." "Sera." "Hey beni duymuyor musun?" ve kulaklığımı çıkardı. "Meliha bilmiyor olabilirsin ama ben bu kulaklığı biraz sessizlik için taktım." dememle biraz bozulmuştu ama kimseye çaktırmadı. Ben dışında, herkesi kandırabilirdi ama beni asla bu yüzden onun elini tuttum ve ağzıma götürdüm. Zavallı Meliha onun elini öpeceğimi sanıyordu ama yanılıyordu. Eli tam dudaklarıma deyecekken ağzımı açıp elini zarar vermeyecek ama canını sıkacak şekilde ısırdım. Ve daha o, şoku atlatamamışken kulaklığımı onun başına geçirip sesi son ses yaptım. Keşke yapmasaydım çünkü ani bir çığlıkla yemek üzere olduğu dürümü sanki su kaçıran borunun ağzına tıkaç tıkamak ister gibi ağzıma tepti ve yetmemiş gibi yarısı içilmiş ayranı yüzümle buluşturdu.
Sonunda kamp alanına gelmiştik. Her tarafında ağaçların olduğu bir ormanın ortasındaki ağaçları kesip kamp alanı yapmışlardı ve bazı yerlerde başı görünen toprak patikalar vardı. " Alper, ya sen gerizekalısın ya da çadırda bir sorun var çünkü bir çadırı kurmak için yarım saattir uğraşıyorsun." bu tanıdık sesle birlikte Meliha da dahil olmak üzere arkamı hışımla döndüm ve o an üç tane şok dalgası beynimi ele geçirdi. Birincisi Alper neden Berat'la samimi bir şekilde konuşuyordu. İkincisi Berat bizim okulumuzda mı okuyordu. Üçüncüsü bu dingiller neden bir çadırı yarım saattir kuramıyordu. Evet, üçüncüsü biraz saçma oldu sanki ama olsun. Meliha ile daha fazla düşünmemeye karar vermiş olacağız ki çadırımızın içine girip uykunun bizi ele geçirmesine izin verdik.
Birinin hoparlörden çıkan sesini duyunca gözlerimi açtım ve dışarıya çıkmaya yeltendim ama sadece yeltendim bir horultuyla başımı arkaya çevirmemle Meliha'nın hala uyuduğunu gördüm.
"Meliha uyan."
"Daha sabah olmadı."
"Meliha herkes dışarıda hadi çıkalım."
"Üç dakika daha." Belli. Bu böyle olmayacaktı.
BERAT ASLAN...
Alper'le çadırı bir saatin sonunda kurabilmiştik. Aynı Meliha ile Sera olduğu gibi Alper'le bende ortaokuldan beri arkadaştık. Ama onların Alper'in kim olduğunu bildiğini sanmıyordum. Ve bir sorunumuz vardı. Alper kızların da kampta olduğunu öğrendiğinde gözünü Sera'dan ayırmamıştı. Fakat daha garip olanı Ona hoşlanıyor veya nefret ediyor gibi değil de sanki yavru ve yardıma muhtaç bir kediye bakar gibi bakmasıydı. Uzaktan bir ses duyuldu. "Berat..." sesin kimden geldiğini anlamıştım. "Berat Meliha bayıldı onu sarsmam lazım ama benim gücüm yetmiyor." Sera'nın söyledikleri mantıksız olsa da o an ne Alper ne de ben bu mantıksızlığa kafa yorabilmiştik. Hemen Sera ve Meliha'nın çadırına koştuk ve ben kızın üstüne atlayarak onu sarsmaya başladım. Ama bir terslik vardı sanki kız sadece uyuyormuş bense onu uyandırmışım gibi aniden kalktı ve önce bana bir tokat geçirdi sonra ise kafamda cam şişe kırdı.