İçeriğe geç

DARK LEADER

Bölüm 9 · 7 dk okuma

DARK LEADER

Bölüm 9

NEFRET

Tom gömleğinden bir parça koparıp boynundaki kanı siliyordu. Güçlükle ayağa kalkıp duvara tutundu. Grace kanepede uzanarak arkadaşıyla sohbet etti:

"Olive, sence Tom ne tür kızlardan hoşlanır?"

Olive yatağından doğruldu. Bağdaş kurduğu bacaklarının üzerine ellerini yerleştirdikten sonra devam etti:

"Kendisi gibi olanlardan herhalde?"

"İlla onun gibi mi olmak lazım?"

Kitabını masadan alıp alnına dayadı:

"Keşke Tom'da benden hoşlanabilse."

Jullian sonradan odaya girdi. Masada duran kitaplardan bir tanesini Grace'e doğru fırlattı. Grace şaşırarak attığı kitabı havada tuttu. Avucunun içini alnına vurarak:

"Hemen umutsuzluğa kapılma Grace, hiç bugüne kadar sevgilin olmadı. Belki Tom'la beraber sevgili olursunuz."

Grace dudağını astı:

"Ama beni üzdüğü için ondan nefret ediyorum. Ayrıca onun ilgisini asla çekemem."

Olive parmağını şıklattı ve sanki kafasında ampul yanmış gibi gözleri parladı. Elini çenesine dayadıktan kısa bir süre sonra konuştu;

"Buldum, ikinizi bir odada kilitliyeceğiz. Bu sayede sessiz ve sakince konuşup halledeceksiniz. Nasıl fikir ama?"

"Olmaz" dedi Jullian. Olive yataktan kalktı. Kanepede oturan Grace'in yanına geldi:

"İlk önce senin șu tipini halledelim."

Grace ayağa fırlayarak: "Asla" dedi.

Olive onu omuzlarından tutarak tekrar oturtu. Önüne eğilip omuzlarından sarstı;

"Eğer onu istiyorsan herşeyi kabul edeceksin."

Jullian koşarak Grace'in yanına oturdu. Omuzunu dürtüklediği için Grace düşmek üzere olan gözlüklerini düzeltti:

"Ama o beni istemiyor ki."

Olive ayaklarını yere vura vura konuştu:

"Nerden biliyorsun? Belkide sana aşık ama henüz açılmak istemiyor. Onunla iki hafta okuldaydın. Birlikte güzel vakitler geçirdiğinizi kendi ağzınla söyledin."

"Sık sık bir arada değildik ki."

Olive gönül koyduğunu belli eden şekilde kollarını bağladı:

"Neden peki?"

Grace ayağa kalkıp oda da dolandı:

"Çünkü o kendini beğenmişin biri. Hep kalp kırıyor ama hiç farketmiyor. Gerçi farketse bile özür dilemiyor. Benim dış görünüşümle hepiniz gibi o da dalga geçiyor."

Sonra ellerini beline yasladı. İsaret parmağını yukarı kaldırıp ekledi:

"Ayrıca öpüştükten sonra onun karşısına çıkamayacak kadar da utangacım."

Jullian tekrar ayağa kalkıp Grace'in saçlarıyla oynadı:

"Sen Tom'a sırılsıklam aşıksın. Onunla olmak istiyorsun. Ona kalbinin güzelliğini göster o zaman belki seni sevebilir. Öpüşme demişken sende ona karşılık vermişsin."

Grace saçlarını düzeltip gülümsedi. Tom tuvalete girip musluklardan birini açıp yüzünü bolca suyla yıkadıktan sonra kapatıp aynadaki görüntüsüne baktı. Yüzündeki su damlaları boynuna doğru ilerliyordu. Ondan sonra göğsüne doğru kayıp karnına kadar duruyordu. Başını eğdiğinde lavabonun içinde akıp giden kanı seyretti. Düşecekmiş gibi hissedince lavabonun kenarlarına sımsıkı tutundu. Aynada kendine bakıp konuştu:

"Bu sadece küçük bir çizik. Ama ben sende derin yaralar bırakacağım."

Yere çömeldi ve başını duvara yaslayıp vurdu;

"Benden iyi olmamı bekliyorlar. Peki ben ne yapıyorum onlar bana ne yapıyor? Yemin ederim beni üzen herkesten intikamımı alacağım."

Başını dizlerinin üstüne bıraktı. Güneş doğmuştu. Kar Hogwarts'ı daha bir güzel gösteriyordu. İlk uyanan Hagrid olmuştu. kapının önünde biriken karları bir şarkı mırıldanarak temizliyordu. Öğrenciler büyük salonda kahvaltı yapıyorlardı. Salona en son giren Tom Riddle olmuştu. Herkesin bakışları altında ağır adımlarla Slytherin'lilerin bulunduğu masaya yönelip oturdu. Onu gören Dumbledore hemen ona seslendi:

"Tom boynuna ne oldu?"

Tom gülümseyip:

"Sadece küçük bir çizik efendim. Önemli birşey yok."

"Peki bunu sana kim yaptı?"

Bir süre sessizlik oldu. Tom başını kaldırıp profesöre baktı:

"Hiç kimse efendim."

Alfred ve arkadaşları kendi aralarında gülüp sırıttı. Profesör Dumbledore kaşlarını kaldırdı:

"Bunu sonra seninle konuşacağız. Kurtuldun sanma Tom."

Gerçi profesör Dumbledore bunu kimin yaptığını biliyordu. Çünkü dün Alfred ve ikisinin tartıştığını görmüştü. Ama Tom'un neden ona söylemediğini merak ediyordu. Yoksa Tom kendince onları cezalandıracak mıydı?

Grace üzgün bakışlarla Tom'a baktı. O da Tom'u yaralayanın yaratık olduğunu düşündü. Kahvaltı merasimi bitince öğrenciler bitki bilim dersi için seraya gittiler. Alfred önünde oturan Tom'a seslendi:

"Küçük bir çizik olabilir ama izi kalacak."

Tom sinirden yumruğunu sıktı. Alfred göz kırpıp gülümsedi. Tom ağzını açıp konuşacakken içeri profesör Suprout girdi:

"Merhaba bayanlar ve baylar. Yarıyıl tatilinin ardından hepinizi tekrar görmek ne güzel. Bugün sizinle belladonna otlarını işleyeceğiz. Bu otlar hakkında bilgi vermek isteyen var mı?"

Öğrenciler hemen önündeki kitabı açtılar. Grace parmak kaldırdı:

"Evet bayan Warren."

Tom bu soyismi duyduğu zaman arkasını dönerek başını sağa yatırdı ve ona baktı:

"Belladonna veya ölümcül itüzümü olarak adlandırılan batı yarım kürede bulunan en zehirli bitkilerdir."

"Harika harika Ravenclaw 10 puan."

Alkış sesi duyuldu. Profesör devam etti:

"Eski insan tarafından zehirli oklar yapmak için kullandı ve uçabilme yeteneği veren bir merhemde kullanıldığı düşünülen bir cadı otu olduğu düşünüldü. Şimdi bitkiler hakkında daha önemli bilgiler vereceğim kalemlerinizi hazır edin canlarım."

Öğrenciler hem not alıp hemde profesörü can kulağıyla dinliyorlardı. Grace Tom'u dikkatle izliyordu. Bu öfke dolu şeytan çocuğun ders boyunca ağzını bıçak dahi açmamıştı. Hayret ediyordu bu duruma.

Ders bitmişti öğrenciler kucaklarında tuttukları ders kitaplarıyla koridorlarda yürüyorlardı. Grace dalgın dalgın yürüyordu. Köşede duran Tom'u görünce kucağında tuttuğu kitapları kollarından kayıp ayaklarının dibine düştü. Hemen eğilip toplamaya çalıştı. Onu gören Tom yanına gelip toplaması için yardım etti. Başını eğen Tom kağıtları toparlarken Grace durup onu seyretmiști. Bunu farkeden Tom gülümsedi. Grace utanıp kağıtlara elini attı. İkisi birlikte ayağa kalktı. Grace gözlüğünü düzeltti:

"Teşekkür ederim. Dalgın dalgın yürürken düşürdüm."

Onu elleri cebinde durur vaziyette dinliyordu. Sonra birşey söylemeden yanından ayrıldı. Grace hüzünle arkasını döndüğünde arkadaşı Olive'i gördü. Çığlık atarak Olive'nin omuzuna vurdu:

"Beni korkuttun."

"Üzgünüm Grace. Tom nerde, onu gördün mü?"

Grace dudağını sağa doğru sarkıtıp:

"Az önce buradaydı. Ah Tom."

Olive salak gibi gülümseyen arkadaşını koluna girerek onu oradan uzaklaştırdı. Profesör Dumbledore Tom'u kütüphanede tek başına otururken gördü. Raflardan bir tane kitap alıp yanına geldi. Kitap sayfalarını çevirip konuştu:

"Ne okuyorsun Tom?"

Tom profesörün geldiğini görmemişti ona hayretle baktı:

"Bitkilerin hayatı adlı kitabı okuyorum. Bugünki derste belladonna bitkisini işledik. Bende merak edip araştırmak istedim."

Gözleri parlıyordu. Dumbledore ona gülümsedi:

"Her zaman herşeyin iyi yönlerini bilmek güzeldir. İyi olan herşey öğretici olur. Kötünün kimseye faydası olmaz. Kötünün kendisine faydası yokken birine faydası olabilir mi tabii ki de olamaz? İyi olan herşeyi talan eder tarumar eder, yakar yıkar ve geçer. Geriye elinde ne kalır Tom hiç birşey?"

Tom başını önüne eğdi. Profesör boynundaki yaraya dokundu:

"Bunu sana kim yaptı Tom?"

Tom başını kaldırıp Dumbledore'a baktı:

"Bana arkadaşlarıma karşı daha dikkatli davranmamı söylemiştiniz. Bende öyle yaptım söylediğinize uydum sonuç, bu iște efendim. Ne ben onlarla uzlaşabiliyorum, nede onlar benimle. Hiçbiri bana iyi davranmıyor."

Elini çeken Dumbledore tebessüm etti:

"Ama bayan Grace ile iyi anlaşıyorsun öyle değil mi?"

Tom başını eğip önündeki kitabı eline alıp sandalyeden kalktı:

"İzninizle efendim" deyip kütüphaneden çıktı.

Koridorda yürüdü. Alfred'in yandaşı Adam onu köşede bekliyordu. Tom onu görünce bıkkınlıkla gözlerini devirdi. Eliyle gelmesini işaret edip Tom'dan önde ilerledi. Tom etrafa göz gezdirdi kimseciklerin olmadığını görünce onu korkusuzca takip etti. Arkasında yürüyen Tom'a bir bakış atıp yürümeyi sürdürdü;

"Hızlan ucube."

Koridorun sonuna geldiğinde Adam durdu, Tom'da durmuştu. Alfred ve diğer yandaşı onu bekliyordu. Alfred kollarını iki yana açarak:

"Kimler gelmiş kimler?"

Tom'un yanına yaklaştı. Kravatının üzerinde parmaklarını gezdirdi. Ucunu kavrayıp iyice sıktı. Sonra aşağı doğru çekiştirdi. En son olarakta yakalarını düzeltti. Tom ona nefret dolu bakıyordu:

"Profesör Dumbledore'a birşey söylemedin değil mi zeki çocuk?"

"Sen korkak olmasaydın, yanında bu iki veledle gezmezdin."

Solunda duran Albert, dirseğiyle Tom'un karnına bir tane vurdu. Tom acıyla bașını eğdi. Alfred saçından tutup başını kaldırdı:

"Bir sonraki hakaretine müsamaha göstermeyeceğiz anladın mı ucube?"

Tom ağzını ısırıp güldü;

"Okulun koruyucusu falan mı oldun? Üzgünüm ama sana kötü bir haberim var. Dumbledore senin yaptığını biliyor."

Saçından çekip Tom'un yüzüne yaklaştı:

"Sen mi söyledin pislik?"

Dirseğiyle ensesine bir tane darbe indirdi. Tom inleyerek yere düştü. Sanki etrafa kör, seslerede sağır olmuştu. Başını hafif kaldırıp gözlerini zorda olsa açmaya çalışarak onlara baktı. Albert ve Adam, Alfred'i bir tane daha vurmasın diye güçlükle yatıştırmaya çalışıyorlardı. Tom ellerinden destek alarak ayağa kalktı. Alfred nefretle bakarken:

"Yüzüme aptal aptal bakma. En iyisi biraz daha tartaklayalım seni."

Tom o yaklaşınca cebinden asasını çıkardı;

"Cebimi yine aramalıydınız."

Asasını sallayıp sihirli sözcüğü söyledi:

"Everte statum."

Alfred birden yükselip havada taklalar attı, Onun acısından zevk duyan Tom diğerlerine baktı. Adam'a bakıp eğlenerek konuştu;

"Saçların güzelmiş ama vedalaşırsan iyi olacak calvorios" demesiyle beraber Adam'ın altın sarısı saçları dökülüp kafası kel oldu. Adam kel kafasını tutup zırvalamaya dursun. Tam kaçacak olan Albert'ın önünü kesen Tom;

"Bir yere mi gidiyorsun?" diye sordu.

Korkudan ağlayan Albert bir adım geri atarak:

"Benden uzak dur ucube" dedi.

Tom onu kravatından tutup çekti ve öteye iteledi. "Anteoculatia." Albert'ın kafasındaki saçlar boynuz şeklini almaya başladı. Albert boynuzlarını tutup ağladı Tom kahkaha attı:

"Bir tutam da arkadaşın Adam'a ver. Onun ihtiyacı olabilir."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.