İçeriğe geç

DARK LEADER

Bölüm 8 · 6 dk okuma

DARK LEADER

Bölüm 8

KİNDAR ALFRED

Olaylardan sonra ne Tom nede Grace bir araya gelmişlerdi. İki gün boyunca birbirinden kaçmışlardı. Profesör Dumbledore ve McGonagall büyük salonu sihir kullanarak süslemeye başlamışlardı. Okulun öğretmenleri bir gün önceden okula gelmişlerdi. Tom köprüde durup etrafı izliyordu. Profesör Horace'u görünce yanına koşup onu karşıladı. Profesor bu sıcak karşılama karşısında duygulanıp Tom'a sarıldı. Tom nezaketen profesörün elindeki bavulu aldı. İkisi köprüden geçtiler. Profesör Tom'un vaziyetini sorgu sual etti:

"Nasıl geçti tatilin Tom. Biraz alıştırma yapıp kendini çalıştırdın mı?"

Bir adımlarına birde profesöre bakarak konuştu Tom:

"İyi geçti. Okulda olduğum için sürekli kitap okuyup araştırma yaptım. Kendimi deneyler ve sihirler yaparak epey geliştirdim."

"O zaman derslerde bana yardımcı olursun Tom. Şimdiden iyi bir büyücü olmuşsun."

"Elimden geleni yaptım profesör umarım bugüne kadar kimsenin göremediği en güçlü, en yetenekli ve en zeki büyücü ben olabilirim."

Profesör Horace Tom'un başını okşadı:

"Oldun sayılır bay Riddle."

İkisi büyük görkemli kapıdan içeri girdi. Profesör Horace başını kaldırıp yukarı baktı:

"Özlemişim Hogwarts'ı. Anlat Tom noelin nasıl geçti bakalım?"

Tom iç çekti:

"Olması gerektiği kadar iyi. Siz neler yaptınız?"

Profesör kahkaha attı:

"Çok güzeldi. Arkadaşlarımı evime davet edip yılbaşını kutladık çok eğlenceliydi. Tom şimdi düşündümde keşke senide yanımda götürseydim."

Tom elindeki bavulu profesörün odasına bıraktı. Omuzuna dokunan Horace ekledi:

"Başka zaman birlikte gideriz, olur mu Tom?"

Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle:

"Bilmem ki?" diyerek omuzunu silkti.

Profesör masasına geçip oturdu:

"Olur hemde çok güzel olur. Profesör Dumbledore'dan da izin alırım o da kabul ederse gideriz. Hem senin içinde bir değişiklik olur."

Tom başını sallayıp:

"Olur, neyse uzun yoldan geldiniz yorgunsunuzdur şimdi. Ben gideyimde siz bir güzel dinlenin" deyip kapıyı kapattı.

Tom büyük salonda öğretmenlerin oturduğu masayı kalabalık gördü. Neredeyse bütün öğretmenler gelmişti. Bașını önüne eğip öğle yemeğini yemekle ilgilendi. Grace'in tarafına hiç bakmıyordu. Cebindeki felix felicis șişesini eline aldı. Onunla yapacak daha çok şeyi vardı.

Profesör Dumbledore Hagrid ile odasında konuşuyordu:

"Tom ve Grace Aragog'u görünce ne tepki verdiler Hagrid?"

"Gayet iyiydi, Grace korktu. Ama Tom hiç korkmadan onunla iletişim kurdu. Dostum Aragog'ta onu överek cesur olduğunu söyledi."

Dumbledore kaşlarını hafifçe kaldırdı:

"Onu yetimhanede ziyaret ettiğimde daha 11 yaşındaydı. Bana özel güçlerinin olduğunu söylemişti. Salazar Slytherin'in varisi ve Gellert Grendelwvald gibi kara büyücü olacağını düşünüyorum. Çocukluğunda da insanları korkutmuş, zorbalık yapmış ve hatta kendi deyimiyle cezalandırmış. Sinsi bir çocukmuş, yaptıkları asla kendisiyle ilşkilendirilemezmiş. Hatta sihir gücünü farkettiğinde bunu insanların üzerinde kullanmış. Zaten sana bunları daha önce de anlatmıştım."

Hagrid dudağını büktü:

"Tom okulda çok yakışıklı, çok yetenekli, çok çalışkan, çok zeki ve örnek bir öğrenci. Aslında farkettirmeseler de bütün öğretmenler ve bütün öğrenciler ona hayran, üstelik fakir ve yetim oluşu yüzünden bolca empati görüyor."

"Evet öyle" dedi Dumbledore.

Hagrid anka kuşu Fawkes'in başını okşadı:

"Aragog"la onun arasında şöyle bir diyalog geçti. Tom hayvanların kötü olduğunu söyledi. Dostum Aragog'ta ona, eğer sahibi hayvanı kötü eğitirse hayvanda kötü olur, ama iyi eğitirse hayvanda iyi olur demişti. Sanki birşeyleri sezmişti de bilerek böyle konuşmuştu."

Dumbledore gözlüğünü eline alıp beyaz bir kumaşla silmeye başladı:

"Zaten gözüm hep onun üzerinde. O da bunun farkında ki kötü olduğu zaman hemen masummuş gibi iyi olmaya çalışıyor. Onun ensesindeyim yalnış bir hareketinde onu durduracağım."

"Şimdilik onu sadece gözlemleyin ve hata yapmasına izin vermeyin. Benim gitmem gerek, izninizle bay Dumbledore" deyip odadan çıktı.

Güneş batmış ve akşam olmuştu. Tom gölün altında yüzen yaratıkları izliyordu. Ögrenciler bu gece deniz üstünde sandallarla okula döndüler. Görüntü o kadar güzel görünüyordu ki hayran olmamak elde değildi. Herkes kahkahalar eşliğinde okula girdi. Büyük salonda toplanıp profesör Dumbledore'un konuşmasını dinlediler. Dumbledore konuşmasını yapacağı hareketli baykuş heykeli kaplı olan mikrofonun önüne geldi. 'Sonorus' büyüsü kullanarak sesini tüm öğrencilere duyurdu:

"Sevgili öğrenciler hepiniz Hogwarts'a hoşgeldiniz."

Öğrenciler büyük bir sevinçle alkışladılar. Dumbledore boğazını temizleyip devam etti:

"Geçen seneki kurallar bu senede geçerlidir. Dersleriniz ve öğretmenlerinizde hiçbir değişiklik olmamıştır. Uzun yoldan geldiniz bu yüzden önce karnınızı doyurup sonra doğru yatakhanenize gidip uyuyun. Başlayabilirsiniz afiyet olsun."

Öğrenciler alkışladıktan sonra sohbet ederek yemeğe başladılar. Sofra büyük bir itinayla kurulmuştu. Okul çok güzel bir şekilde süslenmişti. Grace arkadaşlarını gördüğüne çok sevinmişti. Onlarla sohbete girmişti. Arkadaşı Olive onunla fısıldayarak konuştu:

"Duyduğuma göre okulda Tom'la beraber kalmışsın. Bilirsin Tom Riddle'ı beğenirim hoş çocuk, nasıl geçti biraz anlatsana."

Grace dudaklarına dokunup gözlerini kapattı:

"Buna inanamayacaksın ama o beni öptü."

Uzun bir sessizlikten sonra Olive saşırarak gözlerini açtı:

"Ciddi misin?"

"İster inan ister inanma. Ben doğru söylüyorum. Çok güzel vakit geçiriyorduk. Birlikte sınıflarda alıştırma yapıyor ve birlikte geziyorduk. Bana sihir hakkında bilgiler veriyordu."

Yanındaki kızıl saçlı arkadaşı Jullian kekeleyerek konuştu:

"Anlatmaya devam et."

"Ben daha önceleri mızmızlanan ve sürekli ağlayan şımarık bir kızdım. Ama değiştim artık şimdi çok farklıyım."

Olive başını çevirip Slytherin masasında oturan Tom'a baktı:

"Tabii Tom sayesinde."

Tom tabağındaki çilekli jölesini yiyordu. Alfred onun masasına gelip tepesinde durdu;

"Beni özledin mi?" dedi alay edercesine.

Tom alaycı gözlerle onu tepeden tırnağa süzerek:

"Çok özledim."

Alfred'in gülümseyen yüzü düştü.Tom'un sözlerine karşılık burun kemerini sıkarak etrafa bakmaya başladı. Bu şekilde öfkesini kontrol altında tutmaya çalışıyordu. İşaret parmağını tehdit ederek salladığında, Tom başını ona doğru çevirdi:

"Seninle sonra hesaplaşacağız pis ucube" deyip birkaç arkadaşıyla masasına geri döndü.

Profesör Dumbledore'un bakışlarını üzerinde hisseden Tom, başını önüne eğdi ve içinden:

"Kahretsin" dedi.

Yemek bitince öğrenciler koridorlarda dolanıp yatakhanelerine doğru gidiyorlardı. Tom adımlarını atarken kolunu bir el yakaladı ve onu kalabalığın aksi yönünde sürüklemeye başladı. Birkaç kişiye çarparak onu sürükleyen bedeni gördüğünde kalabalıktan uzaklaşmıştı. Sonunda bağırarak:

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" deyip üzerini düzeltti.

Bunlar Alfred ve birkaç arkadaşıydı. Kaşlarını çatarak konuşmaya devam etti:

"Neye sataştığından haberin bile yok hergele."

Sinirden göğsü inip kalkıyordu. Alfred Tom'un gömleğinin yakasını kavrayıp suratına yaklaştı ve dişlerini sıkarak konuştu:

"Beni iyi dinle ucube. Eğer bir daha bana adamlık taslarsan seni çok kötü yaparım bilmiş ol. Sakın gidip profesör Dumbledore'a da söyleme."

Tom'da Alfred'in yakasını kavrayarak hızlıca onu sirkeledi:

"Ben, sen değilim beni kendinle karıştırma."

Alfred burnundan soluyarak onu tuttuğu gibi duvara yapıştırdı. Tom acı içinde gözlerini kapadı. Alfred iki arkadaşına döndü:

"Hemen cebini arayın asası yanıdaysa alın. Bakalım asası yokken ne yapacak?"

İki arkadaş onun dediğini yaptı. Tom'un cebinde sadece şans şişesi vardı. Arkadaşı hemen şişeyi Alfred'e gösterdi. Profesör Horace'ın Tom'a verdiğini tahmin ettiler. Alfred șişeyi eline alıp Tom'a sallayarak gösterdi:

"Şans iksiriydi bu öyle değil mi? Okulun dehası. Sanırım buna ihtiyacın var ama üzgünüm" deyip șişeyi yere sertçe attı.

Şişe küçük parçalara bölünüp parçalarıyla beraber etrafa dağıldı. Tom gözlerini Alfred'e dikip tebessüm etti:

"Benim şansa ihtiyacım falan yok. Benim neye sahip olduğumu bilmiyorsun sen?" dedi.

Alfred onu duvara birkez daha yapıştırıp bıraktı:

"Senin neyin olabilir ki? Muggle ve bulanık bir aileye sahipsin bundan söz diyorsun herhalde?"

Tom öfkeyle bağırdı. Alfred hızla ağzını kapattı ve diğer eliyle sessiz olmasını işaret etti:

"Kes sesini seni ucube pislik serseri."

Tom ondan kurtulmak için debelendi. Alfred iki arkadaşından Tom'u tutmalarını söyledi. Alfred hafif eğilerek yerdeki kırık şişe parçasını eline alıp Tom 'un boynuna dayadı:

"Bana iğneleyici konuştuğun günü hatrladın mı? Ben hiç unutmadım çünkü ben bana yapılan kötülüğü asla unutmam" deyip Tom'un boynunun sağ tarafını hafif çizdi.

Tom öfke dolu gözlerle Alfred'e bakıyordu. Boynu kanıyordu ve o hiç acıdan bağırmamıştı belkide acısını dışa vurmamıştı. Alfred sonra tüm gücüyle Tom'un boğazına yapıştı:

"Boynundaki yaranın izini soracak olurlarsa bir bahaneyle geçiştir. Ben o korkak çocuklardan değilim gördüğün gibi sana sataşıyorum. Artık seninde benden korkman gerekiyor pis bulanık" dedikten sonra onu bırakıp arkadaşlarıyla oradan uzaklaştı.

Tom duvara sürtünerek yere oturdu. Acıyla boynunu tuttu ve avucundaki kana gözlerini kocaman açarak baktı, öfkeden tir tir titriyordu;

"Bu akıttığın kanın bedelini kanınla ödeyeceksin aşağılık Alfred. Slytherin'in asil görevini yerine getireceğim. Okulu sihir eğitimi görmeye değerli olmayanlardan arındıracağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.