Profesör Flitwick çocuklara bazı tılsımların uğur getirdiğine inanıldığını söyledi. Tom parmak kaldırmadan konuştu:
"Bazıları da gerçekten uğur ve şans getiriyor" dedi.
Profesör onun masasına yöneldi:
"Bay Riddle lütfen bir dahakine parmak kaldırarak konuşun" dedi ve ekledi:
"Bazılarının ise güç tılsımı olduğunu unutmayın. Tılsımlar, lanetlerle bazı konularda çelişir. Çoğu tılsım, özünde olumlu, lanetler ise olumsuzdur. Bu tılsımların daha güçsüz olduğunu göstermez. Doğru seçilmiş tılsım, lanetlerden ve uğursuzluk büyülerinden daha güçlüdür."
Ders bitince öğrenciler toparlanıp trene yetişmek için hızla okuldan ayrılıyorlardı. Tom bu yarıyıl tatilinde Hogwarts'ta kalacaktı. Öğrencilerin gidişini köprüye yaslanıp hüzün dolu gözleriyle izliyordu.
Dumbledore yanına gelip ellerini arkasında birleştirdi:
"Üzgün olduğunu biliyorum Tom. Ama birde iyi yanından bak en azıdan burda yalnız değilsin. Bol bol kitap okuyup, iksir deneyleri yapabilirsin. İstersen sana bende eşlik edebilirim? Hatta belki ikimiz santranç bile oynarız."
Tom profesör Dumbledore'a döndü:
"Neden bana iyi davranıyorsunuz? Kendinizi mecbur hissediyorsanız eğer?"
Dumbledore onun sözünü kesti:
"Hayır Tom seni sahiplenmek, sana mutluluk vermek istiyorum. Sana iyi davranmak varken, neden sana kötü davranayım ki? Yoksa davranmalı mıyım?" diyerek Tom'un gözlerinin içine baktı. Tom sırıtarak:
"Belki evet belkide hayır. Bunu sadece zaman gösterir" dedi.
Profesör Dumbledore gülümseyip yanından bir iki adım uzaklaştı. Sonra arkasını dönmeden konuştu:
"Bu arada Tom, sanırım yeni hatırladım. Bu sene yalnız değilsin seninle beraber bir arkadaş daha var Elizabeth Grace."
Tom o ismi duyunca şaşırarak "ne?" diye sordu ama Dumbledore çoktan gitmişti. Onun ardından hemen cırtlak bir ses duyuldu:
"Merhaba Tom. Biraz Hagrid'in kulübesine gidelim mi?"
Tom gözlerini devirip bir "of" çekti. Yol boyunca bu cırtlak ses hiç susmamıştı. Tom'un sabrı artık tükenmek üzereydi. Elleriyle kulaklarını kapatıyor olmuyor, şarkı mırıldanıyor olmuyor, dinlemiyormuş gibi yapıyor olmuyor, dinliyormuş gibi yapıyor o'da olmuyor. Sonunda olduğu yerde durup başını eğdi yalvaran ses tonuyla:
"Ne olur artık sus."
Grace parmağıyla kulübeyi işaret ederek:
"Bak işte Hagrid'in kulübesi. Koş Tom neredeyse vardık" deyip hemen tepeden aşağı indi. Tom sinirden bağırarak "bekle" diyerek arkasından koştu. Grace kapıyı yumrukluyordu. Hagrid'in "geldim geldim" sesini duyunca durdu.
Hagrid kapıyı açtı ve nefes nefese Grace'in yanına varan Tom'u gördü kocaman kocaman gülerek:
"Hoşgeldiniz çocuklar haydi içeri girin" dedi.
Grace Tom'u kolundan çekip içeri giriverdi. Hagrid'in taştan yapılmış kulübesi çok şirin gözüküyordu. Tom ve Garce sandalyeye oturdular. Hagrid'in köpeği Tom'un yanına kadar geldi. Grace köpeğin başını okşadı. Hagrid elinde üç fincan çayla çocukların yanlarına geldi:
"Demek bu sene siz okulda kalacaksınız öyle mi? Ne zaman canınız sıkılırsa hiç çekinmeden yanıma uğrayabilirsiniz" deđi.
Tom etrafı inceliyordu Hagrid'e gülerek:
"Bu ev senin için biraz küçük değil mi?" diye sordu. Hagrid çayını yudumlayıp:
"Hayır" dedi. Tom da gülümseyerek karşılık verdi.
Hagrid'le sohbet koyuydu doğrusu. Onlara hayvan bakımından söz etti. Tom ayağa kalkıp camdan dışarıya baktı. Hagrid köpeğinin önündeki tabağa et koydu:
"Haydi şimdi okula dönün hava kararmak üzere" dedi.
Grace ve Tom yavaş adımlarla Hagrid'in kulübesinden çıktılar. Grace Tom'a başını çevirerek:
"Neden hep kötü şeylerden bahsedip durdun?" diye sordu.
Tom kahkaha attı:
"Ben böyleyim" dedi.
Grace başını sallayarak yürümeye devam etti.
Dumbledore camdan onları seyretmekte idi. Bu çocuk hakkında temkinli davranmalıydı. Yemek saati gelmişti. Büyük salonda Dumbledore, Minerva McGonagall, Hagrid, Tom, Grace, okul hademesi Argus Filch ve meşhur kedisi vardı. Sessiz sessiz yemek yiyorlardı. Dumbledore çatal ve kaşığını tabağının kenarına bırakıp ellerini çenesinin altında birleştirdi;
"Hogwarts sessizliği hiç sevmez. Hep capcanlı öğrenci sesleriyle dolup taşmayı ister. Neyseki bu sene Hogwarts'ta yalnız değil. Nihayetinde Tom ve Grace var" dedi.
Müdür yardımcısı Minerva McGonagall söze atıldı:
"Yarın biçim değiştirme alıştırması olarak bir fareyi, enfiye kutusuna dönüştürün. Size küçük bir ipucu da vereyim. Eğer enfiye kutusu güzel olursa iyi puan alırsınız, ama bıyıkları olursa puan alamazsınız" dedi.
Tom başını kaldırıp tavana baktı. Yukarıdan kar taneleri yağıyordu ama daha masaya değmeden kayboluyordu. Yemek merasimi bitince Tom ve Grace büyük salondan ayrıldı. Grace Tom'a geçen gün kızlar tuvaletinde bir ses duyduğunu söyledi. Tom ona umursamayan gözlerle baktı. Grace anlatmaya devam etti. Gözlerini kısıp;
"Sanki yılan tıslaması gibiydi" deyince Tom durdu ve elindeki feneri onun yüzüne tutup:
"Ne sesi gibiydi demiştin?"
Grace gözlerini kıpraştırıp;
"Yılan sesi gibiydi dedim."
Tom'un aklına Salazar Slytherin'in gizli bir oda yaptığı geldi. Zaten bu dedikodu okulda bir ara konuşulmuştu. Bencilliği, egoistliği kötü bir fikir düşünmesine el verdi. Grace'in kolundan tuttu;
"Nerde duydum demiştin? Yukarıda kızlar tuvaletinde mi?" diye sordu.
Grace korku içinde başını "evet" anlamında sallayınca, Tom tatlılıkla:
"Haydi gidelim. Bende şimdi merak ettim."
Grace önce koluna sonra Tom'a baktı başını sallayıp: "olur gidelim" dedi.
O zaman Tom Grace'in elini kavradığı gibi tutup ikinci katta bulunan kızlar tuvaletine doğru koştular. Merdivenlerin yanına geldiklerinde merdivenler yer değiştirmeye başladı. Tom ve Grace durmasını beklediler. Sonunda merdivenlerin yönü kızlar tuvaletinin bulunduğu kapıda durdu. Tom etrafa kendi ekseninde dönüp baktı. Duvarları elleriyle inceleyerek kulağını duvara dayayıp sesi duymaya çalıştı. Sonra yılan desenini musluğun altında görünce gülümsedi. Sırlar odasının kapısını bulduğunu anladı. Grace Tom'un ne yaptığını anlayamıyordu. Usulca yanına yaklaşarak:
"Tom gidelim artık korkmaya başladım" dedi.
Tom onu duymuyordu bile. Grace mızmızlanmaya başlamıştı. Sonra ayağa kalkıp Grace'in yanına gelip elini tuttu. Gözlerinin içine bakıp:
"Bu bilgiyi benimle paylaştığın için sana çok teşekkür ederim. Kendimi çok iyi hissetmemi sağladın. Bundan sonra benim arkadaşım olabilirsin" dedi.
Grace artık onunla arkadaş değil de sevgili olmak istivordu. Yanakları kızardı ve başını önüne eğdi. Tom elini tutup:
"Haydi buradan çıkalım. Geç oldu yatakhanelerimize gidip uyuyalım" dedi.
Grace Tom'un yakışıklılığı ve güzelliğiyle kendinden geçerek başını "olur gidelim" anlamında salladı. Günün ilk ışıklarıyla beraber Tom Grace'in kapısını tıklattı:
"Grace uyandın mı?" diye sordu.
Grace yatağından doğrulup battaniyesini kafasına kadar çekti. Tom içerden ses duymadığı için kapıyı yavaşça araladı. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriye göz gezdiren Tom mavi ve bronz renkli binaya yüzünü ekşiterek baktı.
Kızların yatakhanesine doğru yürüdü Kapıyı aralayıp içeri girdi ve Grace'e seslenmeye devam etti sonra gülümseyerek:
"Budala kız" dedi. Battaniyeyi eliyle tuttuğu gibi hızla aşağı çekti. Grace elleriyle yüzünü kapatmıştı. Tom ona ellerini yüzünden indirmesini söyledi. Grace masada duran gözlüklerini alıp taktı:
"Günaydın Tom, ne işin var burda? Senin burada olman yalnış, biri görürse ceza alabilirsin" dedi.
Tom sırıttı:
"Merak etme kimse görmez. Haydi kalk kahvaltı yapmaya aşağı inelim. Bugün biçim değiştirme alıştırması yapacağız."
Grace gülümsedi. Yatağında doğruldu ve Tom'u yakasından çekip üzerine düşmesini sağladı. ikisi göz göze geldiler. Grace hulyalı gözlerle:
"Senden çok hoşlanıyorum biliyor musun?" diye sordu.
Kendinden gayet emin egolu Tom üstünden kalkıp yakasını düzeltti ve "biliyorum" dedi.
Sonra odadan çıkıp Ravenclaw ortak salonuna geçti. Binanın ortak odası zindanların yakınlarında mutfaklara yakın bir yerdeydi. Grace üstünü giyer giymez kapıyı açtı. Tom'un yanına geldi ve ikisi odadan çıktılar.