"Profesör Dumbledore lütfen bir adım daha atmayın."
"Tom bunu konuşarak halledebiliriz. Seni ele geçirmek isteyen kötü biri var, üzerinde kara büyü var küçükken lanetlendin."
"Bunların büyüdükten sonra ne önemi var? Ben benim, Lord voldemort. Ben Tom Marvolo Riddle denen Muggle'ın oğlu değilim."
"Tom sen iyiliğe aitsin. Yanında duran basiliskten kötülüğü soluyorsun. Gel seni kurtarayım bu karanlıktan, indir asanı bak bende indiriyorum evlat."
Mürver asayı elinden atıp gülümsedi:
"Gördüğün gibi savunmasız bir büyücüyüm."
Tom kahkaha attı:
"Siz çok güçlü bir büyücüsünüz efendim. Asanız olmadan da pekâlâ sihir yaptığınızı biliyorum. Yetimhaneye gelirken bunu bana kanıtlamıştınız. Ben artık çocuk değilim, beni kolayca kandıramazsınız."
"Gel vazgeç Tom. Normal iyi insanlar gibi korku yaşamadan, kötülük nedir bilmeden yaşayabilirsin. Bunu sana sağlayabilirim."
Bir adım atıp Tom'a elini uzattı. Tom asasını iki eliyle birden tuttu:
"Yaklaşmayın profesör."
Yavaş yavaş yaklaşıp konuşmaya devam etti Dumbledore:
"Senin içinde bir yerlerde cennet bahçeleri var biliyorum. Güneşi, ağaçları ve kelebekleri seviyorsun Tom. Çiçeklerle dolu kırlarda koşup, gece olunca uzanıp yıldızları seyretmek istediğini biliyorum."
Tom gözyaşları arasında bağırdı:
"Yeter."
Aldırmadan devam etti profesör:
"Hatta sende aşık olup sevilmek istiyorsun. Çocukken en çok görmek istediğin şey gökkuşağıydı. Ama hiç göremedin izin vermediler Tom. Ara sıra kendi kendine soruyorsun benim de vaaftiz babam olur mu diye?"
Şimdi biraz daha yakındı Tom'a. Elleri titreyip ağlayan çocuğa gülümsedi:
"Defet ruhundaki şeytanı."
Bir adım daha attığını gören Tom haykırdı:
"Avada kedavra."
Profesör Dumbledore fırlayıp yere düştü. Tom asasını elinden atıp ağladı. Dizlerinin üstüne çöküp başını yukarı kaldırıp müthiş bir çığlık attı:
"Anne, baba bana miras olarak bıraktığınız kötü kalbime bir bakın."
Rüyasından sıçrayıp uyandı. Üstü terden sırılsıklam olmuştu. Hemen yanı başında Grace vardı. Ayağa kalkıp ona su doldurdu. Tom titreyen elleriyle suyu alıp içti. Grace yerine geri oturdu:
"Uykunda sayıklıyordun."
Tom belindeki yastığı düzelti. Yatakta kendini dikleştirip oturdu. Grace merakla sordu:
"Neden ağlıyordun peki?"
Alnındaki teri elinin tersiyle sildi. Grace devam etti:
"Şey diyordun, hatırladığım kadarıyla. Lütfen profesör Dumbledore. Ne gördün rüyanda anlatmak ister misin Tom?"
Elini kaldırıp Tom'un alnına götürmek, üzereyken Tom bir el hareketiyle onu durdurdu:
"Sanırım ateşin de var."
Tom hafif ıslanmış saçını eliyle sağ tarafa yatırdı:
"Bundan kimseye söz etme."
"Etmem çünkü benim vazifem bu senin emirlerin altında hareket ediyorum öyle değil mi?"
"Beni hala seviyorsun."
Grace'in gözleri yaşardı:
"Senin için bunun bir önemi yok."
Tom üzerindeki çarsafı hafifçe açtı:
"Bir keresinde rüyanda, senin beni öldürdüğünü görmüştüm."
"Bu imkansız sayılmaz."
Tom dudağını ısırdı:
"Sevdiğini öldürmek mi? Haklısın. Bende sevmediklerimi öldürmekten büyük haz duyacağım. Zira bana engel olanları gözümü kırpmadan öldürebilirim."
"Gördüğün rüyalara rağmen hala inatla neden öldürmekten ve kötülükten yanasın?"
"Gördüğüm rüyalar beni size karşı uyarıyor. Sizlere inanmanın sonumu getireceğini söylüyor. Bu kâbuslar elbet sona erecek."
Yerinden doğrulup Grace'in mavi gözlerine gözlerini dikti. Grace'in gözlerini ondan kaçırmasına fırsatı olmadı. Tom kafasında duyduğu seslerin Grace ile bir bağlantısı olup olmadığını anłamaya çalıştı. Yeşil gözleri Grace'in gözleriyle kesişti. Tom onun yüzüne doğru yaklaştı:
"Beni tuzağa düişerecek gücünüz var mı sizin? Kendinizi ne sanıyorsunuz?"
Grace ayağa fırladı. Tom kolundan tutup onu sandalyeye tekrar oturttu;
"Artık benden uzak dur."
Grace elini ağzına götürüp ısırdı. Hıçkırıkları duyulmadan ağladı. Tom onu sadece hareketsizce izledi gülümseyerek:
"Nedense sana hic acımıyorum."
Eliyle Grace'in gözyaşını sildi:
"Bu sadece bir su elinle silersin geçer gider."
Grace başını kaldırıp ters bir bakış attı. Arkasını dönüp odadan çıkıp gitti. Sabah günün ilk ışıklarıyla Hagrid kulübesinden çıktı. Evinin önünü temizlerken Argus'u gördü ve durup bekledi:
"Hoşgeldin huysuz Filch. Bizlerde seni bekliyorduk."
Bavulunu yere bıraktı:
"Okulu kirletmişlerse onların bacaklarını kırarım."
"Meraklanma, okul temiz."
"Hemen gidip işime döneyim. Kolay gelsin Rubeus Hagrid."
"Sanada Argus sanada."
Karda ayak izlerini bırakıp gitti. Tom uyanırken yanı başında profesör Dumbledore'u gördü. Yatağından doğrulduğu vakit, profesör elini onun göğsüne bastırıp yerine geri yatırdı:
"Rahatsız olma Tom. Günaydın bugün nasılsın?"
Tom dağınık saçını toparlayıp:
"Günaydın efendim, lütfen veba hastasıymışım gibi davranmayın artık."
Profesör Dumbledore ayağa kalkıp başını okşadı:
"Dinlenmene bak Tom."
Öğrenciler profesör Trawley'in dersine girmişlerdi:
"Bugün el falına nasıl bakılır? sizlerle onu öğreneceğiz."
Grace dün geceyi unutamıyordu. Düşüncelere dalmıştı. Tom'u seviyordu aklından çıkaramıyordu. Ders bittince öğrenciler sessizce sınıftan çıktılar. Tom yataktan kalkıp yürüdü. Slytherin binasına gelip odasına girdi. Üzerindekileri çıkarıp üniformasını giydi. Asasını da yanına alarak odadan çıktı. Koridorda yürüdü. Onu gören Slytherin'liler şaşırıp sevindiler:
"Hey, bakın bu Tom Riddle. Çabucak iyileşmiş hoşgeldin Tom."
Tom övgüler arasında tebessüm edip yürümeye devam etti. Profesör Horace onu gördüğü zaman arkasından seslendi:
"Tom, yatakta olmalıydın."
Tom önünü dönüp profesör Horace'e gülümsedi;
"Efendim kendimi iyi hissediyorum."
"Buna sevindim Tom. Senin için çok endişelendim."
"Endișelenmenize gerek yok profesör. Gerçekten ben iyiyim."
Profesör kahkaha attı. Tom'un omuzuna dokundu:
"Neyse evlat, benim şimdi dersim var. Seninde dersin biterse yanıma uğra."
Tom başını sallayıp hızlı adımlarla profesörün yanından uzaklaştı. Kızlar tuvaletine girip borulardan aşağı kaydı. Yürürken "uyan" demeyide unutmadı. Yaratık uyanıp Tom'a doğru sürüklendi:
"Şimdi bir daha uyamamak üzere uyandın. Senden benim için birkaç kişiyi öldürmeni istiyorum."
Basiliks Tom'un yanından sürüklenip çıktı:
"Borularda gizlenip sana seslenmemi bekle. Öldüreceğin kişiyi sana söylediğim zaman saldır."
Kapıya doğru ilerlerken, yerdeki su birikintisine baktı. Suda ki yansımasında kendini gördü. Durup kendini seyretti. Boynunda hafif geçmekte olan yara izini görünce yüzünü buruşturup, dokundu:
"Aralığın 31'inde dünyaya bir şeytan geldi ve o şeytan şimdi herkesten intikamını almaya geliyor."
Su birikintisini ayağyla ezip geçti. Koridorda gezinirken, gözleriyle etrafı süzüyordu. Arkası dönükken birinin konuştuğunu duydu:
"Bakın dostlar, burda kimleri görüyorum. Tom Marvolo Riddle. Slytherin ve Muggle'dan olma bir ucube. Sınıfın en zeki, yakışıklı, yetim, öksüz ve fakir öğrencisi."
Tom dişlerini sıkarak, önünü döndü:
"Benimle gel, seninle konuşmam gereken önemli bir mevzuat var."
Edward'ın yanındaki arkadaşları sessizce Tom'u dinlemişlerdi. Edward Tom'un üzerine yürüdü:
"Gidelim zaman."
Omuzuyla da geçerken Tom'a çarptı. Arkadan sinir bozan bir bakış attı. Tom'da onun arkasından ilerledi. İkisi tuvalete gelince Tom kapıyı kapadı. Edward kollarını iki yana açtı;
"Konuş ukala çocuk. Yine bana Grace'i sevmem için yalvarmayacaksın öyle değil mi?"
Tom başını eğip güldü:
"Öncelikle benimle düzgün konuş seni sefil yaratık."
Tom'un üzerine doğru yürüdü:
"Konuşmazsam ne olur ucube?"
Tom sinsice gülümseyip yılanı çağırdı ve Edward'ı öldürmesi için emretti. Basiliks çocukların şaşkın bakışları altında sürünerek Edward'ın yüzüne yaklaştı. Tom yere çömeldi:
"Ölmeden önce sana bir kıyakta bulunacağım aşağılık. Ne yaparsan yap, basiliksin sarı gözlerine bakma. Zira taşlaşırsın, gerçi başka çaren yok mecbur bakmak zorundasın."
Edward başını kapıya dayadı;
"Bu kadar kolay mı sandın? Profesör Dumbledore gibi güçlü bir büyücü varken kolay mı SANDIN? ha ucube. Sen çaresiz olduğun için böylesin anlıyor musun? zavallı ve kimsesiz. Bir savaş başlattın ve kazanınca herşeyin sahibi olacağını sanıyorsun fakat yanılıyorsun Tom. Şimdi çevrende bu kadar insan varsa, sonrasında bir tane bile kalmayacak. Hedeflerine kötülük olmadan da ulaşabilirsin ölümle eline mutsuzluktan baska hiç birşey geçmeyecek."
"Peki sizin ne geçti ha söylesene?"
Tom'un sesi Edward'ın kulağında yankılandı:
"Sana emrediyorum yaratığım bitir şu eziğin işini."
Basiliks Edward'ı sert derisiyle sardı. Etrafında döne döne onu sıktı. Gözleri kapalı olan Edward sonunda dayanamayıp gözlerini açtı. Tom'un duyduğu tek şey Edward'ın çığlığı oldu. Tom ayağa kalkıp yerde cansız yatan Edward'a baktı. Basiliks boruların içine gizlendi. Tom aceleyle cesedi sihirle yasak ormana gönderdi. Musluğu açıp yüzüne su attı. Aynadan kendine baktı boynundaki izine dokundu:
"Sıra size de gelecek pislikler."