Şehir, yağmurun altında sessiz bir ağırlıkla bekliyordu. Sokaklar ıslaktı, arabaların farları asfaltı kesen ince bir ışık hüzmesi gibi görünüyordu. İnsanlar aceleyle adımlarını hızlandırıyor, yüzlerini rüzgârdan sakınıyorlardı. Ancak o, durdu.
Ethan, sokağın köşesinde beklerken, parmaklarını cebindeki kırık çakmak üzerinde gezdiriyordu. Bu çakmağın sahibi artık yoktu—ve ona ait olan hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Birkaç hafta önce, şehir onun için farklıydı. Her şey kontrol altında sanıyordu. Planlar, anlaşmalar, bilindik yüzler. Ama bir hata tüm dengeleri alt üst etmişti. Önce bir silah sesi. Sonra kaçış. Artık nereye giderse gitsin, onu tanıyan gözlerin gölgeleri ensesindeydi.
O gece, Ethan kararını vermek zorundaydı.
Şehrin kuzeyine doğru yürüdü. Soğuk havanın içinde boğulan insan kalabalığını izlerken, geçmişinin ona ne kadar yakın olduğunu hissetti. Bir zamanlar bu sokaklarda güvenle yürüyordu—şimdi her adımı hesaplaması gerekiyordu.
Bir kafeye girdiğinde, onu bekleyen birini gördü. Masanın kenarında oturan kadın, çayından bir yudum aldı, gözlerini kaldırdı ve sert bir ifadeyle onu süzdü.
“Geç kaldın,” dedi düşük bir sesle.
Ethan bir sandalye çekti ve oturdu. “Biliyorsun, geç kaldığım şeyler var. Ama buraya gelirken birini atlattım.”
Kadın hafifçe başını salladı, yüzü yorgundu. İsim vermesine gerek yoktu. Ethan kimin peşinde olduğunu biliyordu.
“Kurtulabileceğini mi sanıyorsun?” diye sordu kadın.
Ethan gözlerini kaçırdı. “Kimse geçmişinden tamamen kaçamaz. Ama bazen, o geçmişi yönlendirebilirsin.”
Kadın hafifçe güldü, ama içinde bir acılık vardı. “Sen hep böyleydin. Sonunda seni yakalayacağını biliyorsun, değil mi?”
Ethan başını eğdi. “O yüzden buradayım.”
Sessizlik ikisini sardı.
Kadın, çayını masaya bıraktı. “Benim için ne kadar zamanın kaldı?”
Ethan gözlerini ona dikti. “Ne demek istiyorsun?”
Kadın derin bir nefes aldı. “Bana söylemediğin şeyler var. Ve ben aptal değilim. Eğer buradaysan, bu bir vedaya dönüşmek üzere.”
Ethan gözlerini kısarak ona baktı. Kaçışın, ihanetin, pişmanlığın ve telafi edilemeyen hataların yükü arasında sıkışmıştı. Hiçbir şeyin tam olarak düzelmeyeceğini biliyordu. Ama burada olmayı seçmişti.
Sessizlik devam etti. Birkaç dakika boyunca birbirlerine baktılar, sözlerin yetmeyeceğini bildikleri halde.
Ethan sonunda konuştu. “Geçmişim beni mahvetmek üzere olabilir. Ama seni bundan uzak tutmak zorundayım.”
Kadın başını eğdi. “Peki ya sen? Kendini bundan uzak tutabilecek misin?”
Ethan gülümsedi—ama bu bir zafer gülümsemesi değildi. Daha çok, her şeyin kaçınılmaz olduğunu kabul eden bir adamın gülümsemesiydi.
Son kez masaya baktığında, kadın ona bakmıyordu artık. Camın arkasında gökyüzünü izliyordu.
Ve Ethan, içinde hafif bir huzur hissetti.
Buruk. Ama gerçek.
---