O sabah Darga ofise gitmek için Mahmut'un gelmesini bekleyemedi. Maslak'ın çelik ve cam kuleleri arasına vuran ayaz henüz kırılmamışken, ana nizamiyenin döküm demir bariyerinin önüne yanaştı. Döner kapıların kilitleri dahi açılmamıştı. Nöbet kulübesindeki güvenlik görevlisi, şirketin veliahdını sabahın altı buçuğunda tek başına görünce telaşla kravatını düzeltip düğmeye bastı; fakat göz ucuyla Darga'yı süzerken afallamaktan kendini alamadı.
Her zamanki o jilet gibi, tek bir kırışığı dahi kabul etmeyen adamdan eser yoktu. Saçları rüzgârın ve lavaboda alelacele vurulmuş traşın kurbanı olmuş; göz kapaklarının altı uykusuzluğun mor halkalarıyla gölgelenmişti.
Yönetici katına çıkan özel asansöre bindiğinde, çelik kapılar kapanana kadar kat düğmesine basmadığını dahi fark etmedi. Aynadaki mat yansımasına boş gözlerle bakarken aklı hâlâ Boğaz'ın kıyısındaki o kafede, tahta masanın üzerine dökülen taze yasemin ve paçuli kokusunda asılı duruyordu.
Kırkıncı kattaki odasına geçtiğinde, üzerindeki bu sersemletici havayı dağıtmak istercesine masadaki brifinglere gömülmeye çalıştı. Önce açık duran dosyaya baktı. Ardından tavandaki spot ışıklarına... Sonra tekrar dosyadaki teknik şemalara... Ve kaçınılmaz olarak, masanın köşesinde öylece duran telefonuna.
Kapı iki kez tıklandı ve içeri Mahmut girdi. Elindeki tableti göğsüne bastırmış, yüzüne her zamanki profesyonel ifadesini yerleştirmişti.
"Günaydın patron."
Darga başını kâğıtlardan kaldırmadan sadece boğuk, tehditkâr bir homurtu çıkardı. Mahmut birkaç saniye patronunun bu hırpalanmış, dağılmış hâlini sessizce süzdü; ardından dudaklarında beliren ince alayı gizlemeden konuştu:
"Muhsin Bey işe bu saatte geleceğinizi bilseydi sizi Zeynep Hanım'la üç yıl önce tanıştırırdı."
Darga gözlerini kısıp başını kaldırdı. "Sence neden hayır dedi?"
"Evlenmek istemiyormuş patron."
"Öyle demedi."
"Ne dedi?"
"Görücü usulü evlenmek istemiyorum dedi."
Mahmut işaret parmağıyla çenesini sıvazlayıp tavana baktı, derin felsefi bir muhakemeye girişir gibi yaptı.
"O zaman... görücü usulü evlenmek istemiyordur patron."
Darga gözlerini adamın suratına mıhladı. "Öyle mi?" İki saniyelik öldürücü bir sessizliğin ardından ekledi: "Teşekkürler Sokrates. Aydınlandım."
Mahmut hiç istifini bozmadı; masaya doğru bir adım atıp işaret parmağıyla kâğıtları gösterdi.
"Patron."
"Ne var Mahmut?"
"Dosyayı ters tutuyorsunuz."
Darga kucağındaki deriye baktı; amblem baş aşağı duruyordu. Dişlerini sıktı, dosyayı usulca masaya bıraktı. Odanın içine kurşun gibi bir sessizlik çöktü.
"Mahmut."
"Efendim?"
"Seni kovarsam babam başkasını bulur mu?"
" Bulur." dedi Mahmut gayet rahat bir tavırla karşısındaki koltuğa ilişirken.
"Ama kimse size iki haftadan fazla katlanmaz."
Darga tek kaşını kaldırdı.
"Sen katlanıyorsun."
Mahmut omuz silkti.
"Ben de böyle bir manyağım."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Hem maaş da iyi."
Darga şüpheyle gözlerini kıstı.
"Babam sana benden daha çok ödüyor değil mi?"
"Evet."
"Ne kadar ödüyor lan?"
"Şikâyet etmeyeceğim kadar."
Kapı hafifçe vuruldu ve Darga'nın baş sekreteri içeri girdi. "Darga Bey, Özbek heyeti 1 No'lu toplantı salonuna geçti. Teknik sunum için hazırız."
Darga tek bir hareketle toparlanıp ayağa kalktı. Ceketinin önünü ilikleyip boy aynasına doğru yürüdü; omuzlarını dikleştirdi. "Tamam, geçiyoruz."
Mahmut arkasından gelirken adımlarını kesti; patronunu tepeden tırnağa süzdü. "Patron... Çoraplarınız birbirinden farklı."
Darga paçalarını hafifçe kaldırıp baktı. Biri antrasit, diğeri zifiri siyahtı. Kumaşı düzelterek omuz silkti: "Özbeklerle diplomatik bir krize yol açmadığı sürece sorun yok."
Toplantı odasının masif ceviz kapısı kapandığı anda Darga sabahki uykusuz ve dağınık hâlini adeta bir deri gibi üzerinden sıyırıp attı. Uluçhan ailesinin erkekleri söz konusu silah, ticaret ve güç olduğunda bambaşka bir frekansa geçerdi. Masanın etrafında taktik haritalar, uzun menzilli insansız sistemlerin teknik analizleri ve mühimmat sevkiyat takvimleri tartışılırken Darga'nın sesindeki o çelik otorite tek bir milim bile titremedi.
Toplantının kırkıncı dakikasında, tam Özbek heyetinin başkanı birim fiyatları aşağı çekmek için son pazarlık kartını öne sürmüşken, masanın köşesinde duran Mahmut'un telefonu hafifçe titredi.
Darga normalde toplantı esnasında salonun içinde fırtına kopsa dikkatini dağıtmazdı; ancak göz ucuyla ekranda yanan bildirimi yakaladı:
[Timurlu Grup – Serhat]
Darga'nın cümlesi yarım saniyeliğine havada asılı kaldı. Zihninde anında o kılıç gibi kaşlar, Boğaz poyrazı ve yasemin kokusu parladı.
Mahmut telefonu fark edip ters çevirmek için hamle yaptı ama nafileydi. Darga çoktan görmüştü.
Timurlu. Zeynep Timurlu.
Darga'nın kaşları tehlikeli bir merakla çatıldı. Özbek temsilcinin yüzüne bakmaya devam ederek aradan fısıldadı:
"Mahmut."
"Efendim patron?"
"Mesajı aç."
Mahmut birkaç saniye duraksadı.
"Toplantıdayız şu an patron."
"Sana aç dedim."
Darga bakışlarını adamdan ayırmadı. Özbek heyetinden birkaç delege aralarındaki bu ani gerilimi fark edip merakla birbirine baktı. Mahmut iç çekti. Sonra kaderine küsmüş bir adam gibi telefonu açtı. Mesajı okudu; ardından inanmaz gibi bir kez daha okudu.
Darga'nın sabrı taştı. "Mahmut."
"Efendim?"
"Okuma yazmayı dün mü söktün?"
Mahmut telefonu indirdi, bedenini hafifçe patronuna doğru eğip sesini yalnızca ikisinin duyabileceği bir frekansa ayarladı: "Serhat Bey... Şevket Timurlu'nun özel kalemi. Zeynep Yenge'nin dedesi sizinle baş başa görüşmek istiyormuş patron."
Darga'nın göz bebekleri kısıldı. "Zeynep de gelecek mi?"
"Hayır. Mesajda özellikle belirtilmiş; Zeynep Hanım'ın bu buluşmadan kesinlikle haberi olmayacakmış."
Darga koltuğuna ağır ağır yaslandı. Sabahın bütün mahmurluğu, kafasındaki o gri sis perdesi tek bir saniyede buharlaştı. Yüzüne, avını satranç tahtasında köşeye sıkıştırmaya hazırlanan bir ustanın o tehlikeli, kendinden emin gülümsemesi yerleşti.
"Mahmut... Ben bu ihtiyarı çok sevdim."
Toplantının geri kalanı beklenmedik bir hızla toparlandı. Darga, Özbeklerin indirim talebini sadece geri çevirmekle kalmadı; sisteme dahil edilecek ek aviyonik bakım paketlerini ve sınır ötesi lojistik garantilerini de anlaşmaya bağlayarak toplam rakamı beş milyon dolar yukarı taşıdı. İmzalar atıldı, tokalaşmalar yapıldı ve heyet memnuniyetle uğurlandı.
Darga toplantı odasından çıktığında adımları hafiflemişti. Koridorda yürürken dudaklarının arasında neşeli, eski bir melodi dolaşıyordu. Maslak kulesi çoktan günün yoğun uğultusuna kapılmış; telefonlar, evraklar ve telaşlı adımlarla dolup taşmıştı.
"Patron, az önce adamların üç milyon aşağı çekmeye çalıştığı sözleşmeyi beş milyon yukarı çıkardınız."
Darga ellerini ceplerine sokup omuz silkti. "Kolay olmadı."
"Hiç öyle görünmüyordu patron."
"Özbeklerle masaya oturmak her zaman zordur Mahmut. Ama bence nihai bilanço pederi tatmin eder."
Mahmut başını salladı. "Yalnız Rusların bu ilave sevkiyattan pek hoşlanacağını sanmıyorum."
"Onların radarına düşene kadar mühimmat Hazar'ı geçmiş olsun, gerisi teferruat."
Yönetici asansörüne bindiler. Kapılar kapanıp metal kabin aşağı doğru süzülürken Darga'nın yüzündeki o tüccar rahatlığı yerini yeniden keskin bir ciddiyete bıraktı.
"Sence Şevket Bey beni neden çağırıyor Mahmut?"
"Bu izdivacı en başta isteyen Şevket Bey'di zaten patron."
"Biliyorum."
"Muhtemelen süreci bir de sizin ağzınızdan duymak istiyordur."
"Neyi duyacakmış?"
"Görüşmenin neden olumsuz bittiğini."
Darga'nın kaşları hızla çatıldı, çenesi kilitlendi. "Görüşme olumsuz falan bitmedi."
Mahmut dik dik patronuna baktı. "Zeynep Hanım dün akşam masada yüzünüze karşı açıkça ve defalarca 'hayır' dedi patron."
"Ben hayatımda tek bir kere bile 'hayır' cevabını kabul ettim mi Mahmut?"
"Etmediniz."
"O zaman bu görüşme olumsuz sonuçlanmadı."
Mahmut birkaç saniye çaresizce başını iki yana salladı. "Bence bu meselede dozu biraz kaçırıyorsunuz patron."
"Nedenmiş o?"
"Çünkü normalde aklı başında, efendi ve ruh sağlığı yerinde olan bir adam, bir kadın açıkça 'hayır' dediğinde ceketini alır ve yoluna bakar."
Darga tek kaşını kaldırıp aynadaki aksine meydan okurcasına baktı. "Ben normal olmak istemiyorum."
"Muhsin Bey'in bundan hoşlanacağını hiç sanmıyorum."
"Babamın hoşuna gitmeyen şeyleri yapmamam için sıfırdan yeniden doğmam lazım."
Mahmut bıyık altından istemsizce güldü. Kabin hızla aşağı inerken Darga düşünceli bir tavırla parmaklarını çenesindeki hafif kirli sakalda gezdirdi. Zihnindeki stratejik harita yeniden şekilleniyordu.
"Bana Zeynep Timurlu hakkında bulabildiğin her şeyi çıkar."
Mahmut'un yüzünde o tehlikeli aşinalık belirdi; gözleri büyüdü. "Ne kadar her şeyi patron?"
"Bulabildiğin her şeyi.
"Patron..."
"Ne?"
"Bence bunu olduğu gibi kabul etmelisiniz."
Darga dudak büktü.
"Plan yapmam gerekiyor."
Mahmut iç çekti.
"Sevda işleri stratejiyle yürümez."
Darga'nın dudaklarında mağlubiyeti lügatinden tamamen silmiş o kibirli tebessüm yeniden belirdi.
"Yine de deneyeceğim."
Asansör lobi katında durdu. Çelik kapılar iki yana kayarken Darga adımlarını hiç aksatmadan geniş mermer hole doğru yürüdü; arkasından gelen Mahmut'a omzunun üzerinden seslendi:
"Bir de Serhat'la hemen iletişime geç. Şevket Paşa'ya haber ver. Nerede ve ne zaman görüşmek istiyorsa hazır olduğumu söyle."
