İçeriğe geç

DARGA

Bölüm 2 · 8 dk okuma

DARGA

Bölüm 2

Bölüm 2: Aşk mı Lazım?

Zeynep masaya doğru adımlarken yüzünde ne yapay bir tebessüm ne de saklanmaya çalışılmış bir tedirginlik vardı; yalnızca bu anlamsız merasimi bir an önce bitirip gitmek isteyenlerin o mesafeli, profesyonel yorgunluğu okunuyordu. Masaya yaklaştığında ölçülü bir baş selamı verdi ve zarif, ince parmaklı elini uzattı.

"Merhaba."

Darga hiç tereddüt etmeden kadının elini kavradı. Parmaklarının sıcaklığı beklediğinden çok daha belirgindi; tenin tene değdiği o kısacık anda, Darga'nın göğsünün ortasında tanımsız bir sarsıntı koptu. İstemsizce tutuşunu uzatmak, parmaklarının ucundaki o elektrik akımını bırakmamak istediğini fark ettiğinde, içindeki o yabancı tekinsizlik yeniden yokladı. Boğaz'ın tuzlu poyrazına bir anda taze yaseminin o keskin rayihası, hemen ardından paçuli ve kadifemsi vanilyanın baş döndürücü sıcaklığı karıştı. Koku adeta genzini yaktı.

"Hoş geldiniz," dedi Darga. Sesindeki pürüzsüz tonu muhafaza etmek için çaba sarf etmesi gerekmişti.

Geri çekilip Zeynep'in sandalyesini tuttu. Mahmut, havadaki görünmez kıvılcımı ve patronunun gözlerindeki kilitlenmeyi sezmiş gibi tek kelime etmeden birkaç masa gerideki çınarın gölgesine çekildi. Zeynep deri çantasını yanındaki sandalyeye bırakıp oturduğunda, sırtı sandalyenin arkalığına değmeyecek kadar dikti; omurgasındaki o asil disiplin tek bir milim bile esnememişti.

"Kusura bakmayın, biraz geciktim. Yönetim kurulu toplantısı uzadı."

Darga hemen cevap vermedi. Karşısına otururken kadının çehresini, kirpiklerinin elmacık kemiklerine düşen gölgesini, boynunun zarif kıvrımını adeta bir zihinsel arşive kazımak ister gibi baktı. Hayatında ilk kez güzel bir kadın görmüyordu; fakat ilk kez bir yüze bakarken zihnindeki bütün savunma mekanizmalarının, taktiklerinin ve hesaplarının silindiğini hissediyordu. Bir an için nefes almayı unuttuğunu fark edip toparlandı.

"Hiç sorun değil."

Zeynep üzerindeki bu ısrarlı, delici dikkati anında fark etti. Gözlerini hafifçe kısıp çenesini yukarı kaldırdı; yüzündeki o mesafeli nezaket, yerini doğrudan göz temasından çekinmeyen pürüzsüz bir dürüstlüğe bıraktı.

"Açık konuşacağım Darga Bey. Buraya yalnızca dedem istediği için geldim. Kahvelerimizi içtikten sonra kalkarım."

Darga sol kaşını ağır ağır kaldırdı. Gözlerini kadının gözbebeklerine dikti. "Neden?"

"Efendim?"

"Rahatsız olduğunuz bir şey mi var?"

"Hayır," dedi Zeynep dudaklarına yerleştirdiği donuk, resmi bir tebessümle. Parmak uçlarıyla masadaki peçeteyi hafifçe düzeltti. "Sizi de gereksiz yere meşgul etmek istemem, hepsi bu."

Darga kollarını masanın üzerinde kavuşturup öne doğru hafifçe eğildi. Beden dilindeki o tehlikeli, alaycı rahatlık geri gelmişti.

"Hayatınızda biri mi var?"

Zeynep'in kaşları havalandı; gözlerinde anlık bir şaşkınlık parıltısı yanıp söndü. Sorunun bu denli doğrudan, pervasız ve filtresiz gelmesini beklemediği açıktı. Yine de sesindeki metaneti bozmadı: "Hayır."

Darga'nın omuzlarındaki son gerginlik de görünmez bir nefesle birlikte dağıldı. Göğsündeki o görünmez ağırlık kalkmıştı. Dudaklarının kenarına o alışıldık, sınır tanımaz güven geri yerleşti.

"O zaman bence bir yemek yiyelim."

Zeynep ciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı. İçindeki sabrın sınırlarını yokladığı belliydi. Nezaketini korumaya çalışıyordu ama bu masada geçirdiği her saniyeden sıkıldığı ortadaydı. Bakışlarını doğrudan Darga'ya çevirdi; gözlerinde tavizsiz bir set vardı.

"Bakın Darga Bey..." Ses tonu sakin ama kesiciydi. "Ben gerçekten evlenmeyi düşünmüyorum." Bir an durdu, kelimelerini tarttı. "En azından görücü usulü."

Darga ahşap sandalyede arkasına yaslandı. Kollarını göğsünde bağladı. Yüzünde, fırtınanın ortasında bile keyfi bozulmayan o adamın rahatlığı vardı.

"Aşk mı lazım?"

Zeynep hiç düşünmeden cevap verdi. Gözleri hafifçe kısıldı, sesinde belli belirsiz bir meydan okuma belirdi.

"Değil mi?"

Sesinde gizlenen o ince alay, Darga'nın zihninde bir kıvılcım çaktı. Bu tonu çok sevmişti. Karşısında boyun eğmeyen, ezber bozan bir kadın vardı. Dudaklarının kenarını küstah denilebilecek ama garip bir şekilde davetkâr bir kıvrımla yukarı çekti.

"Hallederiz."

Sanki dünyanın en çetrefilli meselesini çözmek sıradan bir imza kadar basitmiş gibi konuşmuştu. Zeynep birkaç saniye ona baktı. Yüzündeki ciddiyeti aradı ama bulamadığı şey adamın pervasızlığıydı. Kolundaki ince saati kontrol etti.

"Bu kadar kolay mı?"

"Nedir kolay olan?"

"Aşk."

Darga omuz silkti. Gözlerinde çocuksu bir merakla karışık tehlikeli bir ışıltı parladı.

"Bilmiyorum."

Bu dürüst itiraf Zeynep'i bir anlığına afallattı. Kaşları çatıldı. "Biraz önce hallederiz dediniz."

Darga garsonun getirdiği fincana uzandı; sıcak kahveden küçük bir yudum aldı. Fincanı tabağına tok bir sesle bırakırken fısıldadı:

"Öğreniriz."

Zeynep istemsizce güldü; biraz sinirleri bozulmuş, biraz da adamın bu yüzsüz özgüveni karşısında savunmasız kalmıştı. Hemen ardından ciddiyetini toparlayarak işaret parmağını hafifçe kaldırdı.

"Bakın Darga Bey..."

"Darga yeter."

"Darga Bey."

Darga bıyık altından gülümsedi. "Hiç pazarlık payı bırakmıyorsunuz."

"Bırakmıyorum."

Zeynep'in yay gibi gerilen kaşları iki kılıç gibi havaya kalkmıştı. Geri adım atmayacağını ilan ediyordu. Darga başını ağır ağır salladı.

"Peki."

"Ne peki?"

"Şimdilik Darga Bey."

Zeynep kahvesinden bir yudum aldıktan sonra bakışlarını Boğaz'ın çalkantılı suyuna çevirdi. İçinde bu adama karşı giderek büyüyen o tekinsiz inadı hissedebiliyordu.

"Her zaman Darga Bey."

Darga cevap vermedi; avını tartan bir yırtıcı sessizliğiyle kadını izlemeye devam etti. Gözleri kadının gergin parmaklarında, çenesinin kıvrımında gezindi. Zeynep bu ağır, teni yakan bakışların altında ezilmemek için manzaradan gözlerini ayırmadan sordu:

"İsminiz neden Darga? Alışılmadık bir isim."

"Dedemin ismi."

"Darga diye dede ismi mi olur?"

"Olmaz mı?"

"Olmaz."

Darga güldü. Keyifliydi, eğleniyordu; hayatında ilk defa bir masada zamanın nasıl aktığını umursamıyordu. Masaya doğru hafifçe eğildi. Mesafe kapandığı anda işte yine o koku çarptı burnuna; Boğaz rüzgârını bastıran taze yasemin ve paçuli... Ardından yeniden geriye yaslandı.

"Dedemin adı Önder."

"Eee?"

"Annem rahmetliyi pek sevmezmiş."

"Sonra?"

"Babam da kadının gönlü olsun diye eski Türkçede aynı anlama gelen Darga ismini koymuş bana."

Zeynep kaşlarını kaldırdı, merakına yenik düşmüştü. "Anneniz fark edip kızmamış mı?"

Darga'nın yüzündeki o pervasız, eğlenen ifade ilk kez soldu. Göz bebekleri masadaki fincanın kahverengi tortusuna indi; omuzlarındaki rahatlık anında çekildi. Ses tonu boğuk, derinden gelen çıplak bir sızıyla kısıldı:

"Bunu öğrenecek kadar vakti olmadı."

Masaya aniden kurşun gibi ağır bir sessizlik çöktü. Poyraz, aralarındaki beyaz peçeteyi hafifçe hışırdatıp havalandırdı. Zeynep karşısındaki adama ilk defa farklı bir gözle baktı. Bu ani sessizlikte, ailesinin servetine yaslanan o şımarık, ukala veliahdın ardında; kabuğunun altında derin, kapanmamış yaralar taşıyan yalnız bir adam gördü. İstemeden de olsa içindeki o katı duvar çatladı.

"Başınız sağ olsun," dedi Zeynep, sesindeki bütün resmi gardı tamamen indirerek.

"Dostlar sağ olsun." Darga gözlerini kaldırıp yeniden kadına baktı. O hüzünlü ve savunmasız anı ustalıkla, sanki hiç yaşanmamış gibi dağıttı; eski haylaz tebessümünü yüzüne bir maske gibi takındı.

"Ama bakın..."

Zeynep iç çekti.

"Evet?"

"Şu an beni biraz daha çok seviyorsunuz."

"Hayır."

"Birazcık?"

"Hayır."

"Çok az da mı değil?"

Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı; yanağında beliren o küçük gamzeyi saklamaya çalışsa da gülüşüne engel olamadı. Darga zihninde görünmez bir haneye kocaman bir artı bir yazdı. Zeynep hızla toparlanıp profesyonel zırhını yeniden kuşandı. Parmaklarını masanın üzerinde birleştirdi. "Dedem güvenlik sektöründe olduğunuzu söyledi."

"Evet."

"Kaç yıldır?"

"Birkaç nesildir."

"Tam olarak ne iş yapıyorsunuz?"

"Tehlikeli şeyler işte."

Zeynep kaşlarını çattı. Bu üstü kapalı cevap canını sıkmıştı. "Bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyor."

"Sorunuz da fazla açıklayıcı değildi."

"Ben gayet açık sordum."

Darga bu soruyu sevmediğini belli edecek şekilde oturduğu sandalyede hafifçe kımıldandı. İşin içine silahlar, mühimmatlar, devletin karanlık koridorları girdiğinde bu masanın büyüsü bozulurdu. İşaret parmağını ceviz masaya hafifçe, ritmik olarak vurdu. Sonra sanki az önceki konu hiç açılmamış gibi sordu:

"En sevdiğiniz tatlı ne?"

Zeynep gözlerini kıstı; omzuna düşen bir saç tutamını kulağının arkasına itti. "Sorulardan kaçmak huyunuz mudur?"

"Sadece üzerine konuşmayı sevmediklerimden."

Zeynep kaşlarını kaldırdı. Bu sohbet tanışmadan çok iki tarafın da zayıf nokta aradığı sert bir satranç oyununa benziyordu ve Zeynep de kolay lokma bir oyuncu değildi.

"İşiniz ne kadar tehlikeli?"

Darga çay bardağını masaya bıraktı. "Dedeniz sizi sorguya mı gönderdi, görüşmeye mi?"

Zeynep güldü. Bu kez yapmacıklıktan uzak, sahici bir kahkaha döküldü dudaklarından. "Cevap vermekten çekinecek kadar mı tehlikeli?"

Darga omuz silkti. Gözleriyle kafede kısa, emniyet amaçlı bir tur attı. "Bana sorarsanız değil."

"Peki başkalarına sorarsam?"

"İnsanlar farklı şeyler düşünebilir."

"Mesela?"

Zeynep ona dikkatle bakıyordu. Belki ilgi demek henüz erkendi; ama gözlerinde inkâr edilemez, yakıcı bir merak vardı. Bu kesindi.

Darga birkaç saniye düşündü. Sonra gözlerini kadının gözlerine sabitleyip son derece ciddi bir ifadeyle sordu:

"İkinci görüşmeyi nerede yapmak istersiniz?"

Zeynep gözlerini tavana devirip sabır diler gibi kapattı. "Konuyu yine değiştirdiniz."

"Evet."

"Bu bizim ilk ve son görüşmemizdi Darga Bey."

"Sizinle aynı fikirde değilim."

Zeynep fincanını tabağın ortasına doğru itti. Hafifçe omuz silkti. "Fikir birliği amaçlamıyorum zaten."

Darga dudaklarının kenarıyla gülümsedi.

"Bu kadar emin olmayın."

"Neden?"

"Çünkü henüz yemeğe bile çıkmadık."

"Çıkmayacağız."

"Boğaz'da bir akşam yürüyüşü?"

"Hayır."

"Bir kahve daha?"

Zeynep ona uzun uzun baktı. Karşısındaki adamın tükenmeyen enerjisini ve hudutsuz ısrarını tarttı.

"Darga Bey."

"Efendim?"

"Hayatınızda size hiç 'hayır' denmedi mi?"

Darga sahte bir ciddiyetle çenesini sıvazladı, birkaç saniye düşündü. "Denmiştir herhalde."

"Hiç belli olmuyor."

"Çünkü genelde ilkinde vazgeçmem."

"İkincisinde?"

"Ona da pek güvenmeyin derim."

Zeynep fincanı masanın tam ortasına bıraktı. Çantasını omzuna aldı.

"Vaktiniz için teşekkür ederim."

Sandalyeden ayağa kalktı.

"Hoşça kalın."

Darga da peşinden çevik bir hareketle ayağa fırladı. İçinde tarif edemediği, göğsünü sıkan keskin bir huzursuzluk vardı. Hayatında ilk defa bir görüşmenin, bir anın bitmesini bu kadar şiddetle istemiyordu. Zihni durmuştu, ağzından dökülen kelimeyi tartamadı bile:

"Sana eve kadar eşlik edeyim gülüm."

Zeynep adımlarını bıçak gibi kesti. Yavaşça, sanki zehirli bir şeye bakar gibi arkasına döndü. Gözleri bir anda eksi kırk dereceye düşmüştü. Çenesi kilitlendi.

"Görüşmenin olumsuz sonuçlandığını dedeme ben bizzat iletirim."

Darga'nın gülümsemesi bir anlığına dondu.

" Zeynep..."

" İyi akşamlar."

Zeynep arkasına bir kez bile bakmadan, topuklarının ahşapta çıkardığı tok ve öfkeli seslerle kafeden çıkıp gitti.

Darga kadının silueti taş merdivenlerin ardında kaybolana kadar gözünü bir milim bile ayırmadı. Arka masada pusuya yatmış bekleyen Mahmut birkaç saniye patronunun o donup kalmış halini süzdü; ardından temkinli adımlarla yaklaştı.

"Patron?"

Darga hipnozdan uyanır gibi fısıldadı:

"Hı?"

"Nasıl geçti?"

Rüzgârda hâlâ o taze yaseminin kokusu vardı.

"Fırtına gibiydi."

Mahmut'un yüzü asıldı, omuzları çöktü. "Yanlış bir şey mi söylediniz patron?"

Darga derin, ciğerlerini sonuna kadar dolduran sarsıcı bir nefes verdi. Boğaz'ın karşı kıyısındaki yalıların sarı ışıkları birer birer yanmaya, suya kızıla çalan yansımalar bırakmaya başlamıştı.

"Mahmut."

"Buyurun patron?"

"Sanırım bana açıkça hayır dedi."

Mahmut gözlerini kırpıştırdı; patronunun bu idrakine inanamaz gibi baktı. "E patron... Kadın masaya oturduğundan beri bunu söylüyordu zaten."

Darga bakışlarını nihayet o boşalan kapıdan çekip Mahmut'a çevirdi.

"Mahmut."

"Efendim patron?"

Dudaklarının kenarında mağlup olmayı reddeden, tehlikeli, gözü kara ve tutkulu o meşhur tebessüm belirdi:

"Ama ben ilk defa bir kadının bana evet demesini bu kadar çok istedim."

Bölüm sonu

3 yorum