İçeriğe geç

Dangerous Love

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Dangerous Love

Bölüm 9

9. Bölüm: Kana Bulanan Gece

Odanın içindeki loş ışık, Arda’nın titiz hareketleriyle Demir’in geniş omuzlarında geziniyordu. Sargı bezinin son düğümünü de attıktan sonra Arda, derin bir nefes alarak geri çekildi. Ancak aralarındaki o çekim kuvveti o kadar yoğundu ki, saniyeler içinde kendilerini ufak, tutkulu bir yiyişmenin içinde buldular. Dudaklarının sıcaklığı, az önce yaşanan tüm o vahşeti birkaç dakikalığına da olsa unutturmuştu. Nefes nefese ayrıldıklarında Arda, üstünü başını hafifçe düzelterek esmer gencin gözlerinin içine baktı.

"Biz artık eve gidelim," dedi Arda, sesinde hala o yakınlaşmanın getirdiği bir parça fısıltı barındırarak.

Demir’in kömür karası gözleri anında kapkara bir endişeyle gölgelendi. Kaşlarını çatarak itiraz etti: "Olmaz. Ya o Tarık iti yine bir şey yapmaya kalkışırsa? Burada, bizim malikanemizde tamamen güvendesiniz."

Arda, Demir’in bu korumacı tavrına karşı hafifçe gülümsedi. Adeta onun içini okur gibi adımlarını yaklaştırdı, parmak uçlarında yükselip Demir’in kulağına doğru fısıldadı: "Merak etme, baban halletti o işi zaten. Biz eve gidelim... Hem, hafta sonu da sen bize gelirsin. Odamda takılırız biraz. Ha, ne dersin?" Cümlesini bitirirken alt dudağını hafifçe dişleyip muzipçe sırıttı.

Demir, Arda’nın bu hamlesi karşısında tamamen savunmasız kalmıştı. Karşı koyamayacağını anlayarak teslim oldu. "Peki, peki... Ben o zaman bir araç ayarlayayım size, kendim de eşlik edeyim."

Arda, onun bu telaşlı haline karşılık arkasını dönüp kapıya yürürken elini salladı: "Tamam bebeğim."

"Bebeğim" lafı odanın içinde yankılandığında Demir olduğu yerde kalakaldı. 1.90'lık cüssesiyle yeraltı dünyasına kök söktüren genç adam, bu iki kelime karşısında çocuk gibi afallamıştı. Yüzünün kızardığını gizlemek için hemen arkasını döndü ve araç ayarlamak bahanelerin en güzeliymiş gibi odadan hızla kaçtı.

Çok geçmeden Soykan ailesinin güvenli araçlarından biri hazırlandı ve yola çıktılar. Gecenin karanlığında ilerleyen arabanın arka koltuğunda Arda ve annesi Seher Hanım, ön koltukta ise dikiz aynasından sürekli yolları kontrol eden Demir vardı. Yol boyunca arabanın içindeki o gergin hava, Seher Hanım’ın yumuşak sesiyle dağıldı.

"Demir oğlum," dedi Seher Hanım, gözlerinde minnet dolu bir parıltıyla. "Her şey için çok teşekkür ederim. Arda’nın senin gibi birisine sahip olduğunu gördüm ya... Artık gözümün arkada kalmasına gerek kalmadı." Yüzünde yorgun ama içten bir gülümseme belirdi.

Demir, dikiz aynasından kadının gözlerine bakıp saygıyla gülümsedi. Ardından yan koltukta oturan Arda’ya döndü. "Merak etmeyin efendim," dedi, uzanıp Arda’nın elini sıkıca kavrayarak. "Arda çok güçlü birisi, kendi başının çaresine bakabiliyor ama ben her daim onun yanında olacağım. Ona kimsenin dokunmasına izin vermem."

Arda, elini tutan o sıcak avcun içinde hayatında ilk kez kök saldığını hissetti. Sonunda araba, Arda’nın iki katlı eski mahalle evinin önünde durdu. Demir onları arabadan indirip kapıya kadar eşlik etti. Arda ve annesinin sağ salim içeri girmesini bekledi. İkili içeri girip ışıkları yakana kadar kapının önünde bir nöbetçi gibi dikildi. Her şeyin yolunda olduğundan emin olunca derin bir nefes alıp arabaya geri bindi.

Tam şoföre hareket etmesi için işaret verecekti ki, sokağın iki ucundan gelen o kulak tırmalayıcı lastik sesleri geceyi böldü.

İki tane simsiyah, camları filmli kamyonet hızla gelip evin önünde çaprazlama durdu. Demir ne olduğunu anlamak için hamle yaptığı an, kamyonetlerin sürgülü kapıları sonuna kadar açıldı. İçeriden çıkan ağır makineli tüfeklerin namluları doğrudan evin pencerelerine çevrildi.

Ta-ta-ta-ta-ta!

Ölümcül bir senfoni başladı. Ağır makineli tüfeklerin çıkardığı o dehşet verici ses sokağı inletirken, evin camları tuzla buz oldu, tuğlalar havada uçuştu. Ev adeta delik deşik ediliyordu. İçeride ise Arda, ilk mermi sesini duyar duymaz annesinin üzerine atlamıştı. "Yat anne, yat!" diye bağırarak onu salonun ortasındaki eski, ağır ahşap konsolun arkasına doğru sürükledi. İkisi de yere yapışmış, üzerlerine yağan cam kırıkları ve beton tozlarının arasında nefes bile alamaz hale gelmişlerdi.

Dışarıdaki Tarık Karahan’ın adamları, şarjörleri boşalttıktan sonra acımasız emirler eşliğinde ateşi kesti. Geldikleri gibi hızla kamyonetlere binip gecenin karanlığında gözden kayboldular.

Demir, arabanın kapısını tekmeleyerek açtı. Silahını çekmişti ama her şey saniyeler içinde bitmişti. Delik deşik olmuş, dumanları tüten eve doğru çılgın gibi koştu. Paslı demir kapıyı omuz atarak yıktı ve içeri daldı.

"Arda! Arda ses ver!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Havada yoğun bir barut ve yanık kokusu vardı.

Yıkıntıların arasından Arda’nın hıçkırıklara karışan feryadı yükseldi: "Demir! Buradayız! Yardım et!"

Demir salona fırladığında gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. Arda yerde, dizlerinin üzerindeydi. Kucağında ise göğsünden ve karnından aldığı mermilerle kanlar içinde yatan annesi Seher Hanım vardı. Arda’nın elleri, yüzü, üstü başı tamamen annesinin sıcak kanıyla kaplanmıştı.

"Ambulansı ara! Demir ne duruyorsun, ambulansı ara!" diye bağırdı Arda. Sesindeki o vahşi çocuk gitmiş, yerine annesini kaybetmek üzere olan küçük, çaresiz bir çocuk gelmişti.

Demir elleri titreyerek telefonunu çıkardı, hızlıca ambulansı arayıp adresi haykırdı. Çok geçmeden mahallenin sokaklarında yankılanan siren sesleriyle birlikte ambulans kapıya yanaştı. Arda, sağlık görevlilerinin sedyeyi getirmesini bile beklemedi. İçindeki o saf adrenalin ve korkuyla annesini kucağına aldığı gibi sokağa fırladı. Onu dikkatlice ambulansın içine yerleştirdi ve Demir ile birlikte hastanenin yolunu tuttular.

Hastane koridorunun o beyaz, steril ve soğuk ışıkları altındaki bekleyiş tam bir işkenceydi. Seher Hanım acilen ameliyata alınmıştı ve kapının üzerindeki kırmızı "Ameliyatta" ışığı yanıyordu. Bir süre sonra kapı açıldı ve üzeri kan lekeleriyle dolu olan doktor dışarı çıktı. Arda hemen adamın yakasına yapışacak gibi öne atıldı.

Doktor, Arda’nın gözlerindeki o perişan hali görünce iç çekti. "Durumu çok kritik," dedi sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. "Çok fazla kan kaybetmiş ve kurşunlardan biri hayati organlara yakın. Ama elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, merak etmeyin.

Doktorun içeri geri girmesiyle birlikte Arda’nın içindeki son güç kırıntısı da yok oldu. Sırtını hastanenin soğuk duvarına yasladı ve hıçkırarak yere çöktü. Dizlerini göğsüne çekip başını ellerinin arasına aldı. Ağlıyordu, gözyaşları yüzündeki kurumuş kan lekelerini temizleyerek aşağı süzülüyordu.

Demir, onun bu perişan halini görmeye dayanamadı. Yavaşça yanına yaklaştı, yere, onun hizasına çöküp elini Arda’nın omzuna koymak istedi. "Arda... Güçlü olmak zorundasın..."

Ancak o temas, Arda’nın içindeki o bastırılmış bombanın pimini çekti. Arda başını kaldırıp Demir’e baktı. Gözleri saf bir nefret, acı ve öfkeyle parlıyordu. Demir’in elini sertçe iterek ayağa fırladı ve koridorda yankılanacak şekilde patladı:

"Hepsi senin suçun! Duydun mu beni, hepsi senin suçun!"

Demir, duyduğu bu ağır ithamla sarsıldı. Ayağa kalkıp Arda’ya doğru bir adım attı. "Arda, yapma..."

"Eğer sen o lanet okula hiç gelmeseydin," diye haykırdı Arda, parmağını Demir’in göğsüne vurarak. "Eğer biz hiç tanışmasaydık, benim hayatım böyle olmazdı! Sen o gün o odaya dalıp, Tarık Karahan’a kafa tutmasaydın, Soykan ailesi olarak o mektubu göndermeseydiniz bunlar olmayacaktı! Annem o evde kendi halinde bir kadındı! Şimdi senin o yeraltı savaşın yüzünden orada can çekişiyor!"

Demir hiçbir şey diyemedi. Haklılık payı olduğunu biliyordu. Dudaklarını birbirine bastırdı, gözleri doldu. Arda’nın bu acısını dindirmek için kollarını açıp ona sarılmaya çalıştı. Ama Arda onu göğsünden iterek geri savurdu.

"Dokunma bana! Ya annem ölürse? Ya o giderse ben ne yapacağım? Ne yapacağım ben tek başıma!" diye bağırdı, ses tellerini yırtarcasına.

Demir, Arda’nın bu şekilde kendi kendini yok etmesine izin veremezdi. Omuzlarından sıkıca yakaladı, onu sarstı ve gözlerinin içine bakarak gürledi: "KENDİNE GEL! Annen ölmeyecek! Ben de şimdi yapılması gerekeni yapacağım!"

Arda gözyaşlarının arasından öfkeyle sordu: "Nereye gidiyorsun?"

Demir’in gözlerinde artık şefkat yoktu; Soykan ailesinin o karanlık, acımasız ve ölümcül genleri uyanmıştı. "Karahan’ı bitirmeye," dedi buz gibi bir sesle ve arkasını dönüp koridorda uzun adımlarla gözden kayboldu.

Demir’in gidişinin üzerinden beş dakika geçmişti. Arda ameliyathane kapısının önünde tek başına kalmıştı. Koridordaki o sessizlik, içindeki o canavarı bu kez bambaşka bir boyuta taşıdı. Korku yerini saf, katıksız bir deliliğe bıraktı. Birden hastane koridorunu inletecek şekilde ağza alınmayacak ağır küfürler savurmaya başladı. Duvarları tekmeledi, sandalyeleri fırlattı. Yaşadığı öfke patlaması bittiğinde, yavaş adımlarla ameliyathanenin kapısına yaklaştı.

Annesinin kanıyla kaplı olan sağ elini, kapının soğuk camına yasladı. Başını cama dayadı, gözyaşları son kez süzülürken fısıldadı: "Geri döneceğim anne... Sen sakın savaşmayı bırakma. Sakın beni bırakma."

Başını kaldırdığında yüz hatları tamamen değişmişti. O ağlayan çocuk gitmiş, gözlerinde sadece ölüm vaat eden bir intikam ateşinin yandığı bir katil gelmişti. "Bunun hesabını soracağım," dedi dişlerinin arasından. Üstü başı hala annesinin kurumuş kanıyla kaplı bir halde, arkasına bile bakmadan hastaneden çıktı. İlk hedefi lisedeki o piyondu: Kuzey Karahan.

Hızla okula gitti. Ders saatleri çoktan bitmişti ama okulun etrafında hala takılan tipler vardı. Arda okulun bahçesine bir fırtına gibi daldı. "Kuzey! Kuzey nerede, çık dışarı!" diye bağırarak koridorları, bahçeyi aradı. Kuzey ortalıklarda yoktu; korkak gibi saklanmıştı. Ancak bahçenin arkasında, Kuzey’in lisedeki o pislik arkadaş grubuna rastladı.

Üç kişiydiler. Arda’nın üstü başı kan içinde, gözleri dönmüş halini görünce şaşırdılar ama kalabalık olmanın verdiği cesaretle öne çıktılar. İçlerinden biri, "Sana ne lan, ne bağırıyorsun ezik?" diyerek Arda’nın üstüne yürüdü.

Arda, çocuğun cümlesini bitirmesine bile izin vermedi. İçindeki o muazzam öfkeyle, ilk gelen çocuğun tam çenesine hayatının en sert yumruğunu indirdi. Çat diye bir ses duyuldu; çocuğun çene kemiği anında kırıldı ve çocuk acıyla bile bağıramadan bilincini kaybederek yere yığıldı. Diğer iki arkadaşı, Arda’nın bu vahşi gücü karşısında dehşete düşerek hemen geri çekildi.

Arda, geri çekilenlerden birinin yakasına yapıştığı gibi onu okulun taş duvarına sertçe sıkıştırdı. Kanlı yüzünü çocuğun yüzüne yaklaştırdı. "Kuzey nerede? Evinin adresini ver bana, hemen!" diye kükredi.

Çocuk korkudan titreyerek, "M-malikanedeler... Şehrin dışındaki Karahan malikanesinde!" diyerek adresi kekeledi. Arda adresi alır almaz, çocuğun karnına sert bir yumruk atarak onu da yere serdi ve Karahan malikanesine doğru, ölümcül bir yürüyüşe geçti.

O sırada şehrin diğer ucunda, Soykan malikanesinde Demir, çalışma odasında babasının karşısında dikiliyordu. Öfkeden soluk soluğaydı. "Baba, o şerefsiz Arda’nın evini tarattı! Kadın içeride can çekişiyor! Bir şeyler yapmamız gerek, o Tarık iti sınırı tamamen aştı!" diye bağırdı.

Demir’in babası, masasının arkasında sakin ama gözlerinde fırtınalar kopan bir ifadeyle oturan, yeraltı ve devlet dünyasının saygı duyduğu o ağır adamdı. Ağır adımlarla ayağa kalktı, ceketinin önünü ilikledi. "Haklısın oğlum. Karahanlar kendi sonlarını imzaladı," dedi. Ardından gözlerini Demir’e dikti. "O çocuk... Arda nerede şimdi?"

Demir bir an duraksadı. "En son hastanedeydi, annesinin yanındaydı."

"Ara onu, kontrol et. Bu öfkeyle yanlış bir şey yapmasın," dedi babası.

Demir hemen telefonunu çıkardı, Arda’yı aradı ama hat düşmüyordu; Arda telefonu kapatmıştı. Demir’in içine kötü bir his doğdu. Hemen hastanenin resepsiyon numarasını çevirdi. Telefonu açan görevliye kendini tanıtıp acildeki o kanlı kıyafetli çocuğu sordu.

Resepsiyondaki kadın panik bir sesle cevap verdi: "Evet efendim, o genç az önce buradaydı. Çok sinirliydi, etraftakilere Kuzey diye birinden bahsediyordu. Resepsiyondaki bir hastayı tehdit edip Kuzey’in nerede olduğunu sordu ve hızlıca hastaneden fırlayıp çıktı."

Demir telefonu anında kapattı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Babasına döndü: "Baba... Ardanın başı büyük belada. Kuzey’in peşine düştü. Karahanların malikanesine gidiyor tek başına!"

Babasının gözleri kısıldı. Tek bir saniye bile kaybetmeden odadaki telsize bastı: "Bütün adamları hazırlayın. Ağır silahları alın. Karahan malikanesine gidiyoruz. Bu gece o aileyi haritadan sileceğiz."

Karahan malikanesinin devasa demir kapısının önü, gecenin karanlığında uğursuz bir sessizliğe bürünmüştü. Kapıda, Tarık Karahan’ın yeraltı dünyasından seçtiği, dağ gibi iki bodyguard duruyordu. İkisinin de bellerinde silahlar, gözlerinde kibirli bakışlar vardı.

Tam o sırada, yolun karanlığından tek bir silüet belirdi. Üstü başı, elleri tamamen kurumuş kan lekeleriyle dolu, kapüşonunu arkaya atmış, gözlerinden adeta ölüm saçan Arda, ağır ama kendinden emin adımlarla kapıya doğru yürüyordu.

Bodyguardlar, karşılarından gelen bu kanlı genci görünce önce duraksadılar, ardından birbirlerine bakıp alaycı bir şekilde gülmeye başladılar.

"Ooo, bak bak kim gelmiş," dedi adamlardan biri, elini belindeki silaha atarak öne doğru yürüdü. "Yolunu mu kaybettin ufaklık? Burası senin oynayacağın park değil, hadi ikile."

Adam, Arda’nın tam önünde durup göğsüyle onu itmeye çalıştı. Ama Arda, bir saniye bile beklemedi. İçindeki o kafesinden çıkmış vahşi canavarın tüm gücünü tek bir noktaya topladı. Muazzam bir hızla öne doğru atılarak adamın tam burnunun üzerine sert, ölümcül bir kafa attı.

Küt!

Kafa sesinin ardından adamın burun kemiği parçalandı, gözleri arkaya kayarak beton zemine yığıldı. Diğer bodyguard ne olduğunu anlayamadan silahına davrandı ama Arda, yerdeki adamın düşen silahını havada yakaladığı gibi diğer adamın bacağına bir el ateş etti. Adam acıyla yere kapaklandığında, Arda silahın kabzasını adamın şakağına indirerek onu da bayılttı.

Malikanenin devasa ahşap kapısının önüne geldi. Kapıyı sertçe tekmeleyerek açtı. İçerideki loş, lüks salona doğru adımını atarken, üstündeki kan kokusu tüm antreyi sarmıştı. Gözlerini yukarı kata, Tarık ve Kuzey’in saklandığı o karanlığa dikti. Dişlerini gıcırdatarak, deponun ve salonun duvarlarında yankılanacak o son sözleri fısıldadı:

"Bu gece sizin son geceniz, Karahan ailesi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.