İçeriğe geç

Dangerous Love

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Dangerous Love

Bölüm 10

(FİNAL)

Karahan malikanesinin devasa giriş kapısı arkasından büyük bir gürültüyle kapandı. Arda, kapıdaki iki korumayı da dışarıda adeta haşat ettikten sonra, üstündeki kan kokusu ve gözlerindeki o dinmeyen intikam ateşiyle malikanenin lüks salonuna adım attı. Adımları mermer zeminde yankılanırken, merdivenlerin başında Tarık Karahan belirdi. Karahan, Arda'nın tek başına buraya kadar gelmesini büyük bir kibirle izliyordu.

Arda öfkeyle öne atılmak üzereyken, Tarık Karahan elini kaldırarak etrafını saran onlarca korumasına seslendi: "Silah kullanmak yok! Onu sağ istiyorum!"

Bu emirle birlikte, Arda ve korumalar arasında kelimenin tam anlamıyla büyük bir rekabet ve hayatta kalma mücadelesi başladı. Arda, içindeki o vahşi canavarı tamamen serbest bırakmıştı. İlk gelen iki adamı profesyonel bir hamleyle haşat etse de, salondaki adamların sayısı çok fazlaydı. Üst üste aldığı darbeler ve yorgunluk, genç bedenin sınırlarını zorlamaya başladı. Ne kadar direnirse dirensin, sayıca üstünlüğe karşı koyamadı ve aldığı sert bir darbe sonrasında dizlerinin üzerine çökerek bu dövüşü kaybetti.

Tarık Karahan, merdivenlerden yavaşça inerek yarı baygın halde yerde yatan Arda’nın tepesine dikildi. Yüzüne aşağılayıcı bir gülüş kondurarak şu sözleri söyledi: "Benim için çalışmayı kabul etseydin bunların hiçbiri olmazdı, ufaklık." Ardından adamlarına döndü ve buz gibi bir emir verdi: "Onu bodruma götürün, sıkıca bağlayın ve beni bekleyin."

Bu sırada, gecenin karanlığını yırtan lüks bir araç Karahan malikanesine doğru son hızla ilerliyordu. Direksiyonda Demir Soykan ve hemen yanında babası vardı. Aracın içindeki gerilim hat safhadaydı. Demir, direksiyonu sıkan ellerinin titremesine engel olamayarak babasına döndü: "Baba, ya yetişemezsek? Ya Arda’ya bir şey olursa? Kendimi asla affetmem!"

Babası, oğlunun bu çaresizliğini görerek onu sakinleştirmeye çalıştı: "Sakin ol oğlum, kimseye hiçbir şey olmayacak. Aslına bakılırsa... tüm bunlar benim hatam. Zamanında yapmam gereken şeyi yapmadım, o Karahan'ı tamamen bitirmedim ve şimdi bunun cefasını siz çocuklar çekiyorsunuz."

Demir, şaşkın gözlerle babasına baktı. "Ne hatası baba? Sen ne diyorsun?" diye tam soracakken, araba büyük bir savrulmayla malikanenin önünde durdu. Gelmişlerdi.

Soykan ailesinin adamları ve araçları anında binanın etrafını sarmış, adeta kusursuz bir turan taktiği uyguluyorlardı. Kaos başlamak üzereydi fakat Demir bir anda babasının yanından ve adamların arasından sızarak ortadan kayboldu. Ana kapıdaki çatışmayı bekleyecek vakti yoktu. İçgüdüsel olarak malikanenin arka tarafına dolandı ve evin bodrumuna giden gizli dış kapıyı buldu. Sanki Arda’nın nerede olduğunu, acısını ve nefesini hissediyor gibiydi. Kapıyı zorlayarak ordan içeri sızdı.

Bu esnada Soykan’ın ağır silahlı adamları ana kapıdan içeri girmiş, Karahan'ın korumalarını tek tek indirerek doğrudan Tarık Karahan’a doğru ilerliyorlardı.

Ancak Demir, herkesten çok daha önce bodrum katına varmıştı. Karahan malikanesinin altındaki o loş, rutubetli depoya girdiğinde Arda’yı bir sandalyeye sıkıca bağlanmış halde gördü. Demir’in cüssesi ve boyu Arda’dan kat kat büyük olsa da, onun kadar teknik dövüş bilgisine sahip değildi. Fakat içindeki o büyük aşk ve Tarık Karahan’a karşı duyduğu saf öfke duygusu gözünü tamamen kör etmişti.

"Karahan!" diye kükredi Demir, sesi bodrumun beton duvarlarında yankılanırken.

Tarık Karahan, Soykanların içeri girdiğini yukarıdaki seslerden anlamıştı ve o sırada bodrumdaydı. Karşısında tek başına dikilen Demir’i görünce sırıttı: "Bodruma tek inerek büyük bir hata ettin, küçük Soykan." Yanındaki korumalara döndü: "Öldürün onu!"

Demir, üstüne gelen korumalarla var gücüyle mücadele etti. Yumruklarını salladı, üzerine atılanları duvara çarptı ama teknik bilgisinin yetersizliği ve sayıca fazlalık yüzünden nafileydi. Korumalar Demir'i araya alarak acımasızca vurmaya başladılar.

Bu sahnedeki en kötü şey ise, sandalyeye bağlı olan Arda'nın bütün olanları çaresizlik içinde izlemesiydi. "Demir! Hayır! Bırakın onu!" diye haykırıyordu Arda, iplerini koparmak istercesine çırpınarak. Demir, gözlerinin önünde feci bir şekilde dayak yemiş ve kanlar içinde yere yığılmıştı. Tarık Karahan, yerde yarı baygın yatan Demir’in başında dikilerek silahının emniyetini açtı. Pişkin bir sesle, "Baban buraya gelip beni öldürmeden önce, ona iletmemi istediğin son bir şey var mı, küçük züppe?" diye sordu.

Demir, yüzündeki kanı tükürerek Karahan'ın gözlerinin içine baktı ve nefretle haykırdı: "Canın cehenneme!"

Tarık Karahan tam tetiği çekeceği sırada, bodrumun demir kapısı büyük bir gürültüyle patladı. Demir’in babası ve Soykan ailesinin adamları içeri daldı. Saniyeler içinde bodrumu silah sesleri doldurdu; Soykanlar, Karahan’ın geriye kalan bütün korumalarını oracıkta vurdu. Aynı salisede, Demir’in babası kusursuz bir nişanla Tarık Karahan’ın eline ateş etti. Mermi Karahan'ın elini parçalarken, elindeki silah büyük bir gürültüyle yere düştü.

Demir’in babası hemen oğlunu kontrol etmek için eğilirken, Demir acıyı tamamen unutmuş gibi doğruldu. Zorlukla ayağa kalkıp sendeleyerek doğrudan Arda’nın yanına gitti. Hiçbir şey söylemeden, nefes nefese Arda'nın dudaklarına yapıştı. Bu ani ve derin öpücük, ölümün kıyısından dönen Arda’nın çok hoşuna gitsede, içindeki intikam ateşi hala sönmemişti. Dudaklarını hafifçe ayırarak, "Çöz beni," dedi nefes nefese.

Demir hemen ipleri çözdü. İplerden kurtulan Arda, yerdeki acı içinde elini tutan Tarık Karahan’a doğru ağır adımlarla yürüdü. Yüzünde hiçbir acıma belirtisi yoktu. Tek bir kelime bile etmeden, Karahan'ın yüzüne ilk yumruğu indirdi. Ayakta başlayan bu acımasız yumruklama, Karahan yere kapaklandığında yerde de devam etti. Arda öfkesini kusuyordu. Demir, onun bir katil olmasını istemediği için araya girip, "Arda dur, yeter!" diyerek onu engellemeye çalıştı ama Arda gözü dönmüş bir halde Demir’i sertçe itti ve vurmaya devam etti.

Demir’in babası, Arda’nın bu karanlığa gömülmesini ve bir katil olarak hayatının kararmasını istemediği için adamlarına kesin bir dille emir verdi: "Tutun onu, engel olun!"

Soykan’ın güçlü adamları Arda’yı tutup Karahan’ın üzerinden çekerken, Arda hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. "Bırakın beni! Bırakın, hak etti o!" diye bağırdı. Demir, adamların elinden Arda’yı aldı ve ona sıkıca, şefkatle sarıldı. Arda onun göğsünde sakinleşirken, malikaneyi arkalarında bırakarak hızla terk ettiler. Karahan imparatorluğu o gece tamamen yıkılmıştı.

Arda ve Demir, yanlarına kimseyi almadan, tek başlarına hastaneye, Seher Hanım’ın yanına koştular. Danışmadan aldıkları haberle dünyalar onların oldu; ameliyat başarılı geçmişti ve Ardanın annesi iyiydi. Yoğun bakımdan normal odaya alınmış ve uyanmıştı. İkisi birden odaya girip onu ziyaret ettiler. Seher Hanım, karşılarında üstü başı darmadağın, yüzleri yara bere içindeki iki genci görünce tiplerinden dolayı anlık bir endişe yaşasa da, oğlunun güvende olduğunu ve Demir’in onun elini nasıl sıkıca tuttuğunu görünce hiçbir sorun çıkarmadı, sadece şükrederek gülümsedi.

(1 Ay Sonra)

Zaman hızla akmış, o kanlı gecenin üzerinden tam bir ay geçmişti. Yaralar sarılmış, tehlike tamamen bertaraf edilmişti.

Küçük ve sıcak evlerinde; Demir, Arda ve Seher Hanım akşam yemeği yiyorlardı. Masada tatlı tatlı sohbetler ediliyor, kahkahalar yükseliyordu. Seher Hanım, artık Demir’i kendi oğlu gibi benimsemişti. Yemek bittikten ve masa toplandıktan sonra, Arda ve Demir çifti müsaade isteyerek üst kattaki odaya çıktılar.

Arda’nın yatağına yan yana oturdular. Odanın loş ışığı altında aralarındaki o çekim hala ilk günkü gibi tazeydi. Arda, başını Demir’in omzuna yasladı ve içini çekerek konuştu: "Demir... Ya o gece annemi kaybetseydim? Ben ne yapardım? Benim ondan başka kimsem yok bu hayatta."

Demir, Arda’nın saçlarını şefkatle okşayarak onu göğsüne daha çok çekti. Sesindeki o sarsılmaz güvenle fısıldadı: "Bak aşkım..."

Arda duyduğu kelimeyle bir an duraksadı ve şaşkın gözlerle başını kaldırıp Demir’e baktı. Çünkü aralarında her şey yaşanmış olsa da, henüz bu ilişkinin adı resmen konulmamıştı. Yüzünde şaşkın ve mutlu bir ifade belirdi.

Demir, onun bu haline gülümseyerek konuşmaya devam etti: "Anneni kaybetmedin. Bak, o çok iyi ve ben de buradayım, tam yanındayım. Merak etme sevgilim, her şey geçti. Artık tamamen güvendesin."

Demir, sözlerini bitirir bitirmez Arda’nın dudaklarına derin, şefkatli ama bir o kadar da özlem dolu bir öpücük kondurdu. Arda, bu öpücüğün getirdiği heyecan ve aşkla yavaşça doğrularak Demir’in üstüne çıktı. Gözlerindeki o hırçın canavar bu kez öfkeden değil, saf bir arzudan dolayı uyanmıştı.

Gece, pencerelerinin dışındaki şehri karanlığa gömerlerken, odanın içindeki bu iki genç, birbirlerinin teninde ve nefesinde kaybolacakları o ateşli gecede tamamen yalnız kaldılar. Fırtına bitmiş, aşk kazanmıştı.

- FİNAL -

Yazarın Notu: (Evet sevgili okurlar, umarım bu çok uzun olmayan, aksiyon ve aşk dolu hikayemi beğenmişsinizdir. Bu benim ilk gerçek deneyimimdi ve karakterlerimin hikayesini sizlerle paylaşmak benim için harika bir duyguydu. Bundan sonra da sizlerleyim; daha güzel, daha heyecanlı ve sürükleyici hikayelerle tekrardan görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın, sevgiyle kalın!)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.