Arda, Demir’in elini bu kez itemedi. Gözlerindeki dehşet ve öfke fırtınası, Demir’in kömür karası gözlerindeki o sarsılmaz kaya gibi duran kararlılığa çarptı. Sınıftaki fısıltılar ve biyoloji öğretmeninin şaşkın seslenişleri arkalarında silik birer gürültüye dönüşürken, ikisi de arkalarına bakmadan sınıftan fırladı. Okul koridorunu adeta koşarak geçtiler. Merdivenleri dörder dörder inerlerken Arda’nın kalbi göğüs kafesini patlatacak gibi çarpıyordu. Annesinin sandalyeye bağlı o silüeti, arkasındaki bıçaklı gölge zihninde her salise yeniden canlanıyor, onu delirtiyordu.
"Motorla gideceğiz, daha hızlı olur," dedi Demir, okulun arka çıkışına ulaştıklarında. Sesi buz gibi netti, kriz anlarında nasıl bir lidere dönüştüğünü yansıtıyordu.
Bahçedeki siyah motosiklete doğru koşarlarken Demir, telefonunu hızla cebinden çıkarıp tek bir tuşa bastı. Arda onun kime haber verdiğini duyamadı ama Demir’in telefona, "Okulun arkasındaki eski hurdalık. Karahanlar’ın adamları sınırları aştı. Hemen," deyişini işitti. Soykan ailesinin o derin devlet ve yasal dünyadaki devasa gücü, bu tek bir telefonla harekete geçmişti.
Motorun üzerine atladıklarında Arda, kaskı bile düzgün takamadı. Demir motoru öyle bir hızla çalıştırdı ki, lastiklerin asfaltı ağlatan sesi okul bahçesinde yankılandı. Arda, dün gece uçurum kenarında aşkla, huzurla sarıldığı o geniş beline bu kez can havliyle tutundu. Rüzgar yüzlerini döverken, dün geceki o romantik öpücüğün sıcaklığı yerini barut kokulu bir gerçekliğe bırakmıştı.
Eski hurdalık, şehrin çeperinde, paslanmış araba iskeletlerinin ve döküntü metallerin arasında adeta bir mezarlığı andırıyordu. Demir motoru hurdalığın birkaç yüz metre uzağındaki çalılıkların arkasında stop etti. Buradan sonra yürüyerek, sessizce yaklaşmaları gerekiyordu.
"Bana bak," dedi Demir, Arda’yı omuzlarından yakalayıp kendine doğru çekerek. Arda’nın gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. "İçindeki o canavarı serbest bırakmak istediğini biliyorum. Ama plana sadık kalacağız. Önce anneni güvene alacağız, sonra o şerefsizleri tek tek indireceğiz. Söz ver bana."
Arda dişlerinin arasından, "Söz," dedi. Sesi artık bir insanın değil, avını parçalamaya hazırlanan bir yırtıcının hırıltısı gibiydi.
Paslı demir kapının aralğından sızarak devasa hurda yığınlarının arasına daldılar. Havada pas ve çürümüşlük kokusu vardı. Hurdalığın ortasındaki açık alanda, ezilmiş eski bir kamyon kasasının önünde, Arda’nın annesi Seher Hanım ağzı bantlı ve sandalyeye bağlı şekilde duruyordu. Göz yaşları yanaklarından süzülüyordu.
Onun hemen arkasında, yüzünde derin bir jilet izi olan o pislik tip, elindeki sustalı bıçağı kadının saçlarında gezdiriyordu. Çevrede ise elleri bellerindeki silahlara giden en az altı koruma vardı. Ve tüm bunların birkaç adım uzağında, bir araba kaportasına yaslanmış, elindeki sigarayı keyifle tüttüren Kuzey Karahan duruyordu.
"Geldi bizim ezik," dedi Kuzey, Arda’nın açık alana doğru adım attığını görünce. Ama hemen ardından Arda’nın arkasından çıkan Demir’i fark ettiğinde yüzündeki o pis sırıtış dondu. Sigarayı yere fırlatıp öfkeyle öne fırladı. "Sana tek başına geleceksin demedim mi ulan! Kadının ölmesini mi istiyorsun?"
Jilet izli adam bıçağı Seher Hanım’ın boğazına biraz daha yaklaştırdı. Kadın acı dolu bir inilti çıkardı.
"Kuzey!" diye gürledi Demir, sesi hurdalıktaki metal yığınlarında yankılanırken. 1.90'lık cüssesiyle öne doğru bir adım attı. "Babana sormadan böyle bir işe kalkışacak kadar aptal olduğunu biliyordum. Soykanların gazabının ne demek olduğunu henüz öğrenemedin mi?"
Kuzey’in gözlerinde anlık bir korku belirdi ama arkasındaki korumalara güvenerek hemen kendini topladı. "Burası benim çöplüğüm yeni gelen! Burada babamın kuralları ya da senin o zengin ailen sökmez. Adamlar, indirin ikisini de! Önce o züppeyi dağıtın, Arda da annesinin nasıl öldüğünü izlesin!"
Kuzey’in emriyle birlikte üç koruma aynı anda Demir ve Arda’nın üzerine doğru hamle yaptı.
İşte o an, Arda’nın içindeki zincirler tamamen koptu. Kapüşonunun altına sakladığı o profesyonel dövüş makinesi, annesinin çığlığıyla serbest kaldı. Üzerine gelen ilk adamın salladığı yumruktan muazzam bir refleksle sıyrıldı. Adamın boşluğundan faydalanıp çenesine sol kroşeyi indirdi; o kadar sert vurmuştu ki, adamın dişlerinin kırılma sesi duyuldu ve koruma bilincini kaybederek yere serildi. İkinci adam belinden silah çıkarmaya çalışırken Arda, adamın bileğini kavrayıp ters çevirdi, kemik kırılma sesinin ardından adamın diz kapağına indirdiği tekmeyle onu saf dışı bıraktı.
Demir ise kendi üzerine gelen iki iri yarı korumayı tam anlamıyla bir duvar gibi karşıladı. İlk adamın boğazını kavrayıp onu eski bir arabanın ön camına fırlattı, cam tuzla buz olurken adam hareketsiz kaldı. Diğer korumanın yumruğunu bloke edip adamın yüzünü kendi diziyle buluşturdu. Demir ve Arda, adeta ölümcül bir senfoni gibi sırt sırta vermiş, hurdalığı Karahanlar'ın adamlarına dar ediyorlardı.
Kuzey gördüğü manzara karşısında tamamen dehşete düşmüştü. Arda’nın bu kadar vahşi ve profesyonel dövüşebileceğini, Demir’in ise adeta bir ölüm makinesi olduğunu tahmin edememişti. "Vur herifi! Vur!" diye bağırdı jilet izli adama.
Jilet izli adam, Seher Hanım’ı bırakıp elindeki bıçakla Arda’ya doğru koştu. Arda öfkeyle adama döndü ama adam tecrübeli bir sokak serserisiydi, bıçağı rastgele sallamadı. Arda adamın ilk hamlesinden kaçsa da adam bıçağı ters çevirip Arda’nın omzuna doğru savurdu.
"Arda!" diye bağırdı Demir.
Demir, saniyeler içinde aradaki mesafeyi kapatıp kendini Arda’nın önüne attı. Jilet izli adamın bıçağı, Demir’in siyah deri ceketini yırtıp omzunu derinlemesine çizdi. Demir acıyla inledi ama durmadı; sağlam eliyle adamın bıçak tutan kolunu kavradı, öyle bir sıktı ki adam bıçağı düşürmek zorunda kaldı. Demir, adamın kafa tasını hurda kamyonun demir kasasına vurarak onu anında bayılttı.
Demir’in omzundan akan kanı gören Arda’nın gözü tamamen döndü. Hayatında ilk kez biri onun için kendi canını siper etmiş, onun için kan dökmüştü. Bu fedakarlık, aralarındaki o bağı geri dönülmez bir boyuta taşıdı.
Geriye sadece korkudan titreyen Kuzey kalmıştı. Arkasındaki korumaların hepsi yerde acı içinde kıvranıyordu. Kuzey belindeki silaha elini attı ama Arda, bir leopar gibi onun üzerine atıldı. Silah yere fırlarken Arda, Kuzey’i altına alıp yumruklarını onun yüzüne indirmeye başladı. Her yumrukta, lisede uğradığı hakaretlerin, annesinin döktüğü gözyaşlarının intikamını alıyordu. Kuzey’in yüzü kanlar içinde kalana kadar durmadı.
"Arda, dur! Yeter, öldüreceksin!" Demir gelip Arda’yı arkasından kollarını sararak Kuzey’in üzerinden çekti. Demir’in yaralı omzuna rağmen Arda’yı tutan kolları sıcaktı. "Annen iyi. Bak, bitti."
Arda, Demir’in göğsünde nefes nefese kalmışken sakinleşmeye çalıştı. Hemen koşup annesinin iplerini çözdü, ağzındaki bandı çıkardı. Seher Hanım hıçkırarak oğluna sarıldı. "Arda... Oğlum..."
Tam o sırada, hurdalığın kapısında siyah, lüks minibüsler belirdi. İçinden Demir’in ailesine, yani Soykanlara bağlı ağır, takım elbiseli ve silahlı adamlar indi. En öndeki adam Demir’in önünde eğilerek, "Genç beyim, geç kaldığımız için bağışlayın. Durum kontrol altında," dedi. Yerdeki korumaları ve Kuzey’i toplamaya başladılar.
Demir, yaralı omzunu tutarak Arda ve annesine doğru yürüdü. Üzerindeki o sert, ölümcül ifade tamamen silinmiş, yerini Arda’ya bakan o şefkat dolu bakışa bırakmıştı.
Arda, annesini adamlardan birinin refakatinde arabaya bindirdikten sonra Demir’e döndü. Demir’in akan kanına baktı, gözleri dolmuştu. Yanına gidip ellerini Demir’in yüzüne koydu.
"Benim için... neden yaptın?" diye fısıldadı Arda, sesindeki tüm o vahşi canavar uçup gitmiş, geriye sadece Demir’e aşık o çocuk kalmıştı.
Demir, Arda’nın elinin üzerine kendi elini koydu, omzundaki acıyı tamamen unutmuş gibi gülümsedi. "Sana söylemiştim Arda. Ben seni tamamen istiyorum. Senin için dünyayı yakarım demiştim, bu sadece küçük bir hurdalıktı."
Uzaklardan polis ve ambulans sirenlerinin sesleri hurdalığa doğru yaklaşırken, ikisi de fırtınanın en büyük dalgasını atlattıklarını ama Tarık Karahan ile olan o asıl büyük savaşın fitilini şu an tamamen ateşlediklerini biliyorlardı. Ancak artık saklanacak bir şey kalmamıştı; savaş resmen başlamıştı.