İçeriğe geç

Dangerous Love

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Dangerous Love

Bölüm 6

BÖLÜM 6: Fırtına Öncesi

Restoranın loş ışıkları altında Demir, Arda’nın elini hala sıkıca tutuyordu. Arda, Demir’in gözlerindeki o sarsılmaz dürüstlüğü ve arkasındaki o devasa sırrı sindirmeye çalışırken içindeki öfkenin yerini yavaşça garip bir sıcaklığa bıraktığını hissetti. Hayatı boyunca herkes ondan bir şeyler gizlemiş, ona bir rol biçmişti. Ama karşısındaki bu çocuk, sırf kendisi zarar görmesin diye koca bir mafya imparatorluğuna meydan okumuştu.

Arda elini yavaşça Demir’in avucundan çekti ama bu bir kaçış değildi. Derin bir nefes alıp masaya bıraktığı çatalı geri aldı. "Yemeğimizi yiyelim," dedi sesi bu kez çok daha yumuşak, hatta neredeyse fısıltı gibi çıkarak. "Buradan sonra… gitmek istediğim bir yer var."

Demir’in dudaklarında o büyüleyici, rahatlamış gülümseme belirdi. "Emriniz olur, Yılmaz."

Yemekten sonra, gecenin karanlığında Demir’in siyah motosikletiyle şehrin gürültüsünden uzaklaştılar. Arda, Demir’in arkasına oturmuş, rüzgarın sert esintisine karşı istemsizce kollarını Demir’in o geniş, kalıplı beline dolamıştı. Demir’in sırtının sıcaklığı ve o odunsu parfümü, hızla giden motorun üzerinde Arda’ya hayatında ilk kez "güvende" olduğunu hissettiriyordu.

Şehri tepeden gören, ışıkların aşağıda birer deniz gibi parıldadığı tenha bir uçurum kenarında motoru durdurdu Demir. Kasklarını çıkarıp motorun üzerine bıraktılar. Esen sert rüzgar Arda’nın saçlarını dağıtırken, Demir ona doğru döndü.

"Burası benim kaçış noktam," dedi Demir, şehre bakarak. "Ne zaman o yasal ama sahte dünyanın içinde boğulsam buraya gelirim."

Arda, Demir’in yanına gelip aralarındaki mesafeyi neredeyse sıfıra indirdi. Gözlerini aşağıdaki şehir ışıklarından ayırıp doğrudan Demir’in kömür karası gözlerine dikti. "Beni neden korudun Demir? Gerçekten… Sadece benden etkilendiğin için mi?"

Demir yavaşça Arda’ya doğru bir adım daha attı. Aralarındaki o boy farkı, bu loş karanlıkta durumu daha da çekici kılıyordu. Demir elini kaldırıp Arda’nın rüzgardan üşümüş yanağına koydu. Baş parmağıyla Arda’nın elmacık kemiğini yavaşça okşadı.

"Etkilenmek çok hafif bir kelime, Arda," dedi Demir, sesi rüzgarın uğultusuna karışan bir fısıltı gibiydi. "Ben senin o kapüşonunun altında sakladığın kırılganlığı da, o koridorda adamları yıkarken ortaya çıkan o vahşi canavarı da seviyorum. Ben seni… tamamen istiyorum."

Arda’nın nefesi kesildi. İçindeki tüm savunma mekanizmaları, o kavgadan kaçan çocuk, o toplumsal baskılar… Hepsi o an yok oldu. Demir’in elinin sıcaklığına doğru başını hafifçe eğdi ve gözlerini kapattı.

Demir daha fazla bekleyemedi. Diğer elini de Arda’nın ensesine koyup onu kendine doğru çekti ve dudaklarını Arda’nın dudaklarıyla birleştirdi.

Öpücük, ilk başta koruyucu ve yumuşaktı; sanki Demir, Arda’nın incinmesinden korkuyor gibiydi. Ama Arda’nın elleri Demir’in o kaslı omuzlarına tutunup öpücüklere aynı tutkuyla karşılık vermesiyle, aralarındaki o bastırılmış arzu adeta bir patlamaya dönüştü. Sert, derin ve nefes kesici bir yakınlaşmaydı bu. Gecenin karanlığında, şehrin ışıkları altında birbirlerinin nefeslerinde kayboldular. Ayrıldıklarında ikisi de nefes nefeseydi, alınlarını birbirine yaslamış lisedeki tüm o kaosu tamamen unutmuşlardı.

Aynı saatlerde, şehrin diğer ucundaki lüks bir villanın bodrum katında bambaşka bir kaos vardı.

Kuzey, elindeki içki şişesini duvara fırlatarak paramparça etti. Babasının okulda Demir’e karşı geri adım atması, Arda’ya dokunmaması onu delirtmişti. "Nasıl yapmaz ya! Nasıl o eziği sağ bırakır!" diye bağırıyordu.

"Baban Soykanlardan çekiniyor Kuzey, bunu biliyorsun," dedi köşede oturan, yüzünde jilet izi olan pislik bir tip. Bu adam, Tarık Karahan’ın bile kuralları yüzünden uzak durduğu, sokaklardaki uyuşturucu ve gasp çetelerinin lideriydi.

Kuzey adamın önüne çöktü, gözleri intikam hırsıyla dönmüştü. "Babamın kuralları umurumda değil! O Arda denen piç benim gururumu kırdı, herkesin içinde beni rezil etti. Sana istediğin parayı vereceğim. Babamın haberi olmayacak. O çocuğun canını en çok ne yakar biliyor musun?" diye sordu, pis bir sırıtışla. "Ailesi. Annesi."

Jilet izli adam güldü. "İşi bitmiş bil."

Ertesi gün okulda, her şey her zamankinden daha sakin görünüyordu. Arda ve Demir, sabah okul bahçesine birlikte girmişlerdi. Aralarındaki o yeni bağ, birbirlerine attıkları kaçamak bakışlardan ve yüzlerindeki hafif tebessümden belli oluyordu. Artık yalnız değillerdi.

Son dersin bitimine yakın, Arda’nın cebindeki telefonu titredi. Ders biyolojiydi ve öğretmen tahtaya bir şeyler yazıyordu. Arda gizlice telefonunu çıkardı. Annesinden gelen bir mesajdı bu.

Mesajı açtığında Arda’nın yüzündeki tüm kan çekildi. Rengi bir ceset gibi bembeyaz oldu, nefesi boğazında tıkandı.

Mesajda hiçbir yazı yoktu. Sadece bir fotoğraf vardı. Annesi, evlerinin mutfağında, sandalyeye bağlanmış bir şekilde duruyordu. Arkasında ise yüzü görünmeyen ama elinde parıldayan bir bıçak tutan ceketli bir adam vardı. Hemen altına gelen ikinci mesajda ise tek bir cümle yazıyordu:

“Okulun arkasındaki eski hurdalığa tek başına gel. Polise ya da o zengin züppeye haber verirsen, annenin cenazesini toplarsın.”

Arda’nın sırasını titreterek ayağa kalkışı sınıftaki herkesin dikkatini çekti. Öğretmen şaşkınlıkla "Arda, bir sorun mu var?" dedi.

Arda öğretmeni duymuyordu bile. Gözleri kararmıştı, içindeki o zincirli canavar bu sefer tamamen serbest kalmıştı ama bu kez öfkeden değil, saf bir dehşetten kuduruyordu. Yan sırada oturan Demir, Arda’nın bu halini görünce hemen ayağa kalktı ve Arda’nın elindeki telefonu sertçe çekip mesaja baktı.

Demir’in de gözleri büyüdü. Arda arkasını dönüp sınıftan fırlayacakken Demir onun kolunu sıkıca yakaladı.

"Tek başına gidemezsin, bu bir tuzak!" diye fısıldadı Demir, sesindeki o koruyucu tonla.

Arda, Demir’in elini sertçe itti. Gözlerinden saf bir öfke fışkırıyordu. "Konu annem Demir! Duydun mu? Annem! Karşıma kim çıkarsa çıksın, o hurdalığı onların mezarı yapacağım!"

Demir geri adım atmadı, Arda’nın gözlerinin içine baktı. "Tek başına gitmiyorsun dedim. Oraya birlikte gideceğiz ve o hurdalığı onlara dar edeceğiz."

Bölüm sonu

1 yorum