Okul çıkışı Arda için bir kaçış değil, sadece ring değiştirmekti. Şehrin gürültüsünden uzak, ağaçların gökyüzünü kapattığı o tenha ormanlık alana geldiğinde derin bir nefes aldı. Burası onun sığınağıydı. Kalın bir çınar ağacının gövdesine sıkıca bağladığı eski, ağır boks torbasının karşısına geçti.
Bandajlarını parmaklarına sararken gözlerinin önüne Kuzey’in o kibirli suratı geldi. “Yarın harçlığımı getirmeyi unutma.”
"Asla," diye mırıldandı Arda. Dişlerini sıktı, gardını aldı.
Sol, sağ, direkt.
Yumrukları torbaya her çarptığında ormanda tok bir ses yankılanıyordu. Arda kavgadan korkmuyordu; o, kendi içindeki canavarın salıverildiğinde yapacağı yıkımdan korkuyordu. Ama Kuzey sınırı aşmaya başlıyordu. Sessiz kalması, boyun eğeceği anlamına gelmezdi. Döner tekme. Torba zincirlerinden gıcırdayarak geriye savruldu. Arda nefes nefese kalmıştı, vücudundan ter damlıyordu.
"Tekniğin fena değil. Ama gardını alırken sol yanını çok açık bırakıyorsun."
Arda duyduğu derin sesle irkilerek arkasına döndü. Nabzı zaten yüksekti ama karşısındaki kişiyi görünce kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı.
Demir.
Üzerinde gri bir spor şortu ve kaslı vücudunu tamamen saran siyah bir atlet vardı. Boynuna asılı kulaklığı ve hafifçe terlemiş esmer teniyle, sanki bu loş ormana ait bir vahşi element gibi duruyordu. Besbelli koşuya çıkmıştı ama rotasını Arda’yı görünce değiştirmişti.
Arda bandajlarını çözerken Demir’e dik bir bakış attı. Okuldaki o sinik çocuktan eser yoktu şu an. "Beni mi takip ediyorsun transfer öğrenci?" diye sordu, sesi net ve meydan okurcaydı.
Demir hafifçe gülümsedi. Arda’nın bu ani değişiminden, gözlerindeki o vahşi ve gururlu parıltıdan etkilenmişti. Adımlarını yavaşça Arda’ya doğru attı, aralarındaki boy farkına rağmen Arda bu kez geri adım atmadı.
"Orman kimsenin malı değil, Yılmaz," dedi Demir, Arda’nın okul çantasındaki isimliğe atıfta bulunarak. Bakışları Arda’nın kızarmış eklemlerine kaydı. "Ama okulda o züppeye karşı bu yumrukları saklaman… İlginç. Neden vurmadın ona? Korktuğundan olmadığı belli."
Arda acı bir tebessümle Demir’in gözlerinin içine baktı. "Bazen birine vurmamak, onu öldürmekten daha zordur, Demir. Ben sadece… zor olanı seçiyorum. Ama bu, sonsuza kadar susacağım anlamına gelmez."
Demir, Arda’nın bu olgun ve gizemli tavrından büyülenmiş gibiydi. "Kuzey Karahan," dedi Demir, ismi söylerken tiksinir gibi bir tonla. "Babasının kim olduğunu biliyorsun değil mi? Tarık Karahan. Şehrin pis işlerinin arkasındaki adam."
"Biliyorum," dedi Arda bandajını çantasına atarak. "Bu yüzden adımlarıma dikkat ediyorum. Kuzey sadece şımarık bir çocuk değil, arkasında koca bir ordu var."
Demir aralarındaki mesafeyi biraz daha kapattı. Esmer teninin sıcaklığını hissedecek kadar yakındı artık. "O ordunun yıkamayacağı duvarlar da var, unutma," dedi, sesi fısıltı gibi ama oldukça güçlüydü. Kısa bir sessizliğin ardından konuyu değiştirmek istercesine göz kırptı. "Bu cuma bir hoş geldin partisi veriyorum. Şehrin biraz dışındaki bağ evimizde. Okulun yarısı geliyor. Sen de geliyorsun."
Arda kaşlarını kaldırdı. "Ben parti insanı değilim. Hele ki Kuzey ve ekibinin olacağı yerlerden uzak duruyorum."
Demir elini Arda’nın omzuna koydu. Dokunuşu sıcaktı ve Arda’nın içini ürpertti. "Kuzey gelemez, onu davet etmedim. Ayrıca… Ben seni çağırıyorum, onları değil. Orada olacaksın, değil mi? Söz ver."
Arda, Demir’in kömür karası gözlerindeki o ısrarcı ve çekici bakışa karşı koyamadığını hissetti. Göğsünde garip bir heyecan filizleniyordu. "Pekala," dedi yutkunarak. "Geleceğim."
Demir tatmin olmuş bir gülümsemeyle geri çekildi. "Güzel. Sözünü aldım."
Eve döndüğünde Arda’nın kalbi hala normal ritmine dönmemişti. Mutfağa geçtiğinde annesi akşam yemeğini hazırlıyordu. Arda arkasından yaklaşıp kadının omzuna bir öpücük kondurdu.
"Anne, cuma akşamı okuldan bir arkadaşın partisi var. Oraya gideceğim, bilgin olsun."
Annesi şaşkınlıkla arkasına döndü, elindeki tahta kaşığı bıraktı. Arda uzun zamandır sosyal bir aktiviteye katılmamıştı. "Gerçekten mi oğlum? Kimin partisi? Kuzey falan mı yine?" Annesi de okulda dönen bazı şeylerin farkındaydı ve hep endişeliydi.
"Hayır anne, okula yeni gelen bir çocuk. Adı Demir. Kuzey orada olmayacak, söz verdi," dedi Arda, güven veren bir sesle. Annesi rahat bir nefes alıp gülümsedi. "Tamam canım, eğlenmene bak. Hak ediyorsun."
Cuma gecesi geldiğinde, Arda üzerine siyah bir kot pantolon ve hatlarını belli eden koyu renk bir tişört giymişti. Demir’in gönderdiği konuma geldiğinde, ormanın hemen bitişiğindeki lüks, devasa bağ evini gördü. Bahçeden yükselen müzik sesi ve loş ışıklar etrafı sarmıştı.
Arda derin bir nefes alıp arabadan indi. Kapıya doğru yürürken içindeki his, bu partinin sadece bir eğlence olmayacağını, hayatının dönüm noktası olacağını söylüyordu. Evin büyük kapısının önüne geldiğinde, kapı aniden açıldı ve karşısında tüm karizmasıyla Demir belirdi.
Demir, Arda’yı yukarıdan aşağı süzüp gülümsedi. "Geldin demek."
Tam o sırada, bahçenin karanlık köşesinden bir arabanın sert fren sesi duyuldu. Gelen araba Kuzey’in arabasıydı.