Arda için okul, ders çalışılan bir eğitim yuvası değil, her saniyesi strateji gerektiren bir mayın tarlasıydı.
Spor salonlarında geçirdiği onca yıl ona tek bir şeyi öğretmişti: Güç, sadece vurabilmek değil, ne zaman duracağını bilmekti. Sol kroşesinin bir insanın çene kemiğini un ufak edebileceğini biliyordu. Döner tekmesinin yaratacağı iç kanama riskinin farkındaydı. Bu yüzden, okulun tozlu koridorlarında yürürken omuzlarını dik tutmuyor, kapüşonunu gözlerine kadar indirip görünmez olmaya çalışıyordu. Kendini dizginlemek, onun en ağır antrenmanıydı.
"Hey, baksana bizimki yine yerleri süpürüyor gözleriyle!"
Kuzey’in o çiğ, kibirli sesi koridorda yankılandığında Arda derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı, içinden dörde kadar saydı. Nabzını düşürmeliydi.
Kuzey Karahan… Babasının yeraltı dünyasındaki karanlık gölgesi sayesinde bu okulda adeta bir ilah gibi geziniyordu. Arkasındaki iki izbandut gibi çocukla birlikte Arda’nın önünü kesti. Kuzey, Arda’nın omzuna sertçe çarparak onu duvara sıkıştırdı.
"Sana diyorum, duymuyor musun?" dedi Kuzey, Arda’nın çenesini parmaklarının ucuyla kavrayarak. Gözlerinde saf bir sadizm vardı. Arda’nın cinsel yönelimini bir şekilde öğrenmişti ve bunu okulda bir kırbaç gibi kullanıyordu. "Sessiz gayimiz bugün yine pek bir dilsiz. Yoksa geceleri çok mu yoruluyorsun?"
Yandaki çocukların kahkahası koridorda patladı. Arda’nın çene kasları kasıldı. Yumrukları cebinde öyle bir sıkıldı ki, tırnakları avuç içine batıp kanatacaktı neredeyse. Sadece bir saniye… Sadece bir saniye izin verse kendine, Kuzey’in o şımarık suratını tanınmaz hale getirebilirdi. Ama arkasındaki mafya babasını düşündü. Ailesini düşündü. Bu okuldan sağ salim mezun olmak zorundaydı.
"Çekil önümden, Kuzey," dedi sesi olabildiğince düz ve farksız tutmaya çalışarak.
"Vay, ses telleri varmış," diyerek güldü Kuzey ve Arda’nın göğsüne sert bir tekme savurdu.
Arda darbeyi bilerek doğrudan aldı, gardını almadı. Sırtı büyük bir gürültüyle metal dolaplara çarptı. Canı yanmamıştı, vücudu bundan çok daha ağır darbelerle çelikleşmişti ama içindeki canavar zincirlerini kırıp boğazına yapışmak için kükrüyordu. Yapma, dedi kendine. Zorunlu olmadıkça son çareye başvurma.
Kuzey, Arda’nın yere düşen sırt çantasını tekmeleyip içindeki kitapları koridora saçtı. "Yarın harçlığımı getirmeyi unutma. Yoksa bu kadar insancıl olmam."
Zorba çetesi arkasını dönüp kahkahalarla uzaklaşırken, Arda dizlerinin üzerine çöktü. Saçılan defterlerini toplamaya başladı. Elleri öfkeden titriyordu. Gözlerinden öfke yaşları damlamamak için dişlerini sıktı. O sırada koridorda sert, ritmik ve kendinden emin adım sesleri duyuldu.
Arda kafasını kaldırmadan defterini almak için uzandı ama tam o anda, başka bir el defterin köşesini tuttu.
Arda başını yavaşça yukarı doğru kaldırdı. İlk gördüğü şey, siyah kargo pantolonun üzerindeki devasa uzun bacaklardı. Bakışlarını daha da yukarı taşıdı. Karşısında, okul forması yerine rahat bir tişört giymiş, en az 1.90 boylarında, geniş omuzlu ve esmer bir genç duruyordu. Dağınık siyah saçları, keskin çene hattı ve o kömür karası gözleriyle koridordaki tüm ışığı üzerine çekiyor gibiydi. Sportif ve yapılı vücudu, onun da sıradan biri olmadığını fısıldıyordu.
Yabancı, Arda’nın defterini yerden aldı, üzerindeki tozu eliyle hafifçe silkeledi ve Arda’ya uzattı.
Arda şaşkınlıkla ayağa kalktı. Karşısındaki çocuğun boyu yüzünden başını hafifçe yukarı kaldırmak zorunda kalmıştı. Tam teşekkür etmek için ağzını açmıştı ki, zilin çalmasıyla birlikte koridordaki öğrenci seli aniden hareketlendi. İtişen öğrencilerden biri arkadan Arda’yı itti.
Arda dengesini kaybedip öne doğru savruldu ve sertçe yabancının göğsüne çarptı.
Zaman o an yavaşladı. Arda, burnuna gelen taze odunsu parfüm kokusuyla ve çocuğun göğsünün bir duvar kadar sert oluşuyla irkildi. Yabancı, düşmesini engellemek için Arda’yı iki kolundan sıkıca yakaladı. Dokunuşu sert ama güven vericiydi.
Arda hızla geri çekildi, yanaklarının yandığını hissedebiliyordu. "Ben… Özür dilerim. Koridor kalabalıktı."
Esmer genç, Arda’yı yukarıdan aşağıya doğru süzdü. Bakışları sıradan bir merak taşımıyordu; Arda’nın gizlemeye çalıştığı o omuz dikliğini, gözlerindeki o bastırılmış fırtınayı görmüş gibiydi. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Sesi derin ve pürüzsüzdü:
"Sorun değil. Ama bence yürürken önüne bakmalısın… ya da arkana."
Gözleriyle az önce uzaklaşan Kuzeylerin tarafını işaret etmişti. Arda’nın eline defteri sıkıştırdı, yanından geçerken omzuna hafifçe dokundu ve koridorda ilerledi.
Arda arkasından bakakalmıştı. Kalbi, Kuzey’in tekmesinden sonra bile bu kadar hızlı atmamıştı. "Kim bu?" diye mırıldandı kendi kendine.
Sınıfa girip en arka sıraya oturduğunda, tarih öğretmeni kapıyı açtı. Arkasından da az önce koridorda çarpıştığı o çocuk girdi. Sınıftaki tüm kızların (ve hatta bazı erkeklerin) bakışları anında ona döndü.
Öğretmen tahtaya döndü. "Arkadaşlar, bu hafta aramıza katılan yeni öğrenci. Kendini tanıt oğlum."
Esmer genç, sınıfa şöyle bir göz gezdirdi. Bakışları en arkada, kapüşonunun altında saklanan Arda’yı bulduğunda durdu. Gözlerinde tehlikeli ama davetkar bir parıltı belirdi.
"Ben Demir," dedi, sesi tüm sınıfta yankılanarak. "Demir Soykan."
Kuzey, ön sıradan yeni gelen çocuğa dik dik bakıp yerinde yayıldı. Okulun yeni bir hakimi olmasına izin vermeye niyeti yoktu. Ama Demir’in gözleri Kuzey’i doğrudan es geçip tekrar Arda’ya kilitlendi.
Arda, bu okul döneminin artık çok daha tehlikeli, çok daha aksiyon dolu ve kesinlikle çok daha karmaşık olacağını o an anladı.