İçeriğe geç

D.İ.P

Bölüm 9 · 4 dk okuma

D.İ.P

Bölüm 9

21:00

Dükkânın kapısı kapandıktan sonra içeride birkaç saniyelik tuhaf bir sessizlik oldu. Barış, elindeki çay bardağını tezgâha bıraktı ve Aras’a doğru bakarak kısık bir ıslık çaldı.

"Usta…" dedi gözlerini kısarak, "bu kız var ya yakmaya başladı seni he?"

Aras, tezgâhın kenarına yaslanmıştı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu ama bakışları hâlâ kapıya kayıyordu.

"Abartma," dedi kısa bir sesle.

Barış güldü.

"Abartma mı?"

" Oğlum kız çıktı gitti, sen hâlâ kapıya bakıyorsun."

Tam o sırada Gülnur, hâlâ ayakta duruyordu. Bir süre Aras’a baktı. Gözlerindeki neşe biraz sönmüştü.

"Yeni oyuncağın bu mu?" dedi gözlerini ayırmadan.

"Saçma sapan konuşma, beni tanımıyor musun? Ben öyle yapacak bir adam mıyım?" dedi sinirli bir şekilde, sesini yükselterek.

"Gözlerin öyle demiyor ama Aras," dedi sitem eder gibi.

"Gözlerimde gördüğün şeyler senin salak saçma uydurman." Elindeki bardağı sertçe vurdu tezgâha.

"O gözlerin bir beni görmez zaten," diyerek çıktı Gülnur dükkândan.

Aras baktı ama pek umursamadı. Yıllardır karşısında onu isteyen bir kadın vardı ama o asla ona o gözle bakmamıştı. Gülnur her ne kadar diretse de Aras oralı bile olmamıştı.

Barış, "Ortam iyice gerildi be biladerim," diye omzuna elini attı.

"Bu kızın derdi ne benimle, söyler misin?"

"Kendini bildi bileli seni seviyor oğlum işte. Kıskandı seni başka bir kadınla görünce anlasana."

"İyi de Barış, ben onu mahalledeki diğer kimseden ayırmıyorum. Ne zaman idrak edecek ki bunu?"

"Belki kalbini başka birine kaptırır he, ne dersin? Tıpkı sen gibi," diyerek hafifçe itti kenara doğru onu.

"Zevzeklik yapma be, artık ben kime kaptırdım kalbimi, neden bahsediyorsun?"

"Gözlerin diyorum… yolları gözlüyor, gelir mi tekrar buraya diye için içini kemiriyor."

"Defne’den mi bahsediyorsun sen?"

Barış ağzını sımsıkı kapattı ve kafasını salladı, sonra gülerek, "Ben şimdi isim mi verdim?"

"Geç şu arabanın başına, bir sürü iş var. Hadi bak, Fevzi Baba gelecek, bir ton fırça atacak. Cidden ikinci sorguyu kaldıramam."

"Bakalım neyi varmış bu arabanın," diyerek aldı eline alet çantasını.

Barış motorun içine eğilmiş, anahtarla bir civatayı sıkıyordu. Aras ise kapının önünde durmuş, sokağı izliyordu. Mahalle normal görünüyordu ama içlerinde dolaşan huzursuzluk normal değildi.

Tam o sırada dükkânın kapısı sertçe açıldı.

İçeri Fevzi Baba girdi.

Üzerinde her zamanki koyu renk gömleği, yüzünde alışılmış sert ifade vardı. Ama bu kez bakışları daha da ağırdı.

"Hoş geldin baba."

"Hoş geldin usta."

"Hoş bulduk, mahallenin gözde ikilisi."

Barış kasıla kasıla geldi yanına:

"Ustam niye öyle diyorsun, biz hep gözde değil miyiz? Ayıp ediyorsun."

"Kes lan şaklabanlığı, işler rayından çıktı artık."

Aras bütün dikkatiyle kitlendi ona:

"Ne oldu yine, kimin derdi var?"

"Neler olmadı ki… Kenan her yerde ahkâm kesiyormuş. Mahallenin abisi benim, yerimi almaya çalışanlara da mezardan yer ayırtıyorum diyormuş."

"Adamım diye göt büyüsün o koltukta," diye küfürler etti Aras.

"Bırak şimdi adamlığı falan, o şerefsizin attığı her adım bile planlı oğlum. Ben sana ne diyorum bu zamana kadar..."

"Adım atamayacak baba o, bundan sonra bak gör..."

"O duracak mı sanıyorsun? Durmaz oğlum, durmaz. Sen o adamların cezasını kestikten sonra köpek etti kendine onları. Sus deyince susar, havla deyince havlar artık onlar. Yanına adam toplamak çocuk oyuncağı onun için. Sen davanda haklı da olsan o p*çlerin yaptıkları yanına kalacak. Bu hep böyledir, aklına sok," diye bastıra bastıra söyledi her kelimesini.

Dükkânın içinde kısa bir sessizlik oldu.

Barış tezgâhın kenarında oturmuş ikisini izliyordu.

Aras sigarasını yaktı.

"Bu mahallede kim neyin ne olduğunu biliyor. Kenan’ın ne mal olduğunu da biliyor."

Fevzi Baba ağır ağır konuştu:

"Bilmek başka oğlum, korkmak başka."

Aras kaşlarını çattı:

"Ben korkmam."

Fevzi Baba omuz silkti:

"Sen korkmazsın. Ama herkes sen değil. En ufak bir şeyde herkes Kenan’ın yanında olur, senin yanından geçmezler bile."

Barış araya girdi:

"Abi zaten millet Kenan’dan korkuyorsa da senden çekiniyor."

"Çekinsinler zaten."

Fevzi Baba tezgâha yaslandı:

"Bak oğlum, ben bu işleri çok gördüm. Böyle adamlar düz kavga etmez. Hep arkadan dolanır. Eninde sonunda sonu kanlı biter bu işlerin."

Aras cevap verecekti ki dükkânın kapısı açıldı. Üçü de kapıya baktı. Kapıdan bir adam girdi.

Adamın yüzü kapkaraydı. Sanki güneşten yanmış gibiydi ama rengi tuhaf bir koyuluktaydı. Saçları dağınık, bakışları sertti. Üzerindeki mont eskiydi.

Dükkânın ortasında durdu. Etrafına baktı.

Sonra kalın bir sesle sordu:

"Aras hanginiz?"

Aras tam ayağa kalkacaktı ki Fevzi Baba elini kaldırdı:

"Hayırdır evlat, ne vardı?"

Adam Fevzi Baba’ya baktı:

"Senlik bir şey yok beybaba."

Sonra Aras’a döndü:

"Aras lazım bana."

Aras yavaşça ayağa kalktı:

"Benim."

Adam birkaç adım yaklaştı. Aras kaşlarını çattı:

"Benim sıkıntı ne?"

Adam cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Aras’ın eline verdi.

"Bunu Kenan abi gönderdi."

Sonra başka bir şey demeden arkasını döndü.

Kapıya yürüdü, dükkândan çıktı.

İçeride yine sessizlik oldu. Barış hemen yaklaştı:

"Açsana."

Aras kâğıdı yavaşça açtı.

Kâğıdın üzerinde kısa bir yazı vardı:

"21.00’da mekâna beklerim."

Aras kâğıda bakarken Fevzi Baba başını salladı:

"Asıl şimdi başlıyor bu şerefsizin tuzakları."

Barış hemen sordu:

"Gidecek miyiz?"

Aras kâğıdı katladı sonra Barış’a baktı:

"Sen gelmiyorsun."

Barış bir anda sinirlendi:

"Ne demek gelmiyorsun?"

Aras sert konuştu:

"Gelemezsin."

Barış ayağa kalktı:

"Yok öyle bir şey."

Barış parmağını Aras’a doğrulttu:

"Geliyorum oğlum. Sonuna kadar. Sen nereye ben oraya."

Dükkânın içinde gergin bir hava oluştu. Fevzi Baba derin bir nefes aldı. Sonra ağır ağır konuştu:

"Ben de geliyorum."

"Baba hayır, olmaz. Senin ne işin var?"

Aras ikisine baktı.

Ama kimse geri adım atmıyordu.

Akşam yaklaşırken dükkânın içindeki hava daha da ağırlaşmıştı.

Saat ilerliyordu.

Ve saat 21.00 yaklaşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.