Defne’den geriye kalan o hafif parfüm kokusu hâlâ havadaydı. Aras farkında olmadan bir nefes daha çekti içine.
"Bakalım onun hayatı bana neler getirecek" diye mırıldandı. Barış duydu.
"Genelde ‘böyle başlayan’ cümleler bela getirir "dedi bezle tezgâhı silerken.
Aras cevap vermedi.
Tam o anda Aras’ın telefonu titredi. Ekrana baktı. Numara kayıtlı değildi.
Barış kaş kaldırdı.
"Açmayacak mısın"
Aras açtı.
"Evet."
Karşı taraftan sakin, yaşlı ama otoriter bir erkek sesi geldi.
"Aras Bey"
Aras’ın yüzü değişmedi ama omuzları gerildi.
"Buyurun"
"Dün gece kızımla ilgilenmişsiniz"
Arayan babasıydı
"Aracı dükkânınızdaydı" dedi Aras düz bir tonla.
"Yapılması gerekeni yaptık"
"Ücretini de almamışsınız."
Aras’ın gözleri hafifçe daraldı.
"Gerek yoktu"
Telefondaki adam kısa bir an sustu.
"Benim dünyamda hiçbir şey karşılıksız değildir."
Barış konuşmayı duymasa da Aras’ın yüzünden ciddiyetin arttığını anladı.
Aras sakin kaldı.
"Benim dünyamda da kapıya gelen müşteri kapıda bırakılmaz"
Karşı taraftan hafif bir nefes sesi geldi.
"Cesur bir adamsınız"
"Her zaman "
"Umarım bu cesur tavrınızı kızım üzerinden sergilemezsiniz."
Cümle netti ve bir uyarıydı bu.Aras’ın çenesi sıkıldı.
"Ne demek oluyor bu şimdi"
Bu kez sessizlik biraz daha uzundu. Telefon kapandı.
Barış hemen yaklaştı.
"Kimdi"
Aras telefonu cebine koydu.
"Babası"
Barış’ın yüzü düştü.
"Nasıl biri"
Aras anın verdiği gerginlikle Barışa hafifçe tekme attı.
"İşine dön hadi"
"Ben burada çalışmıyorum bile neden sürekli işleri bana kakalıyorsun oğlum. Gel kendi işini kendin yap."
"Seni işe yanıma aldım artık burada çalışacaksın"
"O nereden çıktı şimdi ya " diyerek birden yükseldi Barış
"Barış sen gerizekalı mısın, gece bana dedin ya işe al beni işe al diye bende tamam dedim sana "
"Abicim ben onu uyku sersemi dedim ciddiye mi aldın sen ya "
"Laf adamın ağzından bir kere çıkar , ister uyurken söyle ister uyanıkken . Hadi geç şu kapının önüne süpürmeye başladı sallanma çabuk"
"Dua et kardeşim gibisin yoksa varya " diye burnundan soluyarak aldı eline süpürgeyi Barış
"Dua etmezsem ne olacak lan " diye elini kaldırıp vurar gibi yaptı ama vurmmadı. Kolunun altına aldı onu.
"Sen bence bu kızdan uzak dur artık. Hayatını kurtardın, arabasını da yaptın tamam eyvallah ama devamı olmasın kardeşim ."
"Devamı ne birader, film mi çekiyoruz. Kıza yardım ettim sadece bu başka da birşey yok"
"Bakışların hiç öyle demiyordu ama" Asil gözlerini dikip Barışa kitlendi.
"Neden öyle bakıyorsun bana " ürkmüş bir haldeydi Barış
"Nasıl bakıyorum "
"Kafamı motor yağına sokacak gibi"
"Bu konu ve iman devam ederse , evet bu dediğin olacak."
"Abicim ben seni düşünüyorum, ama cidden bir gecede neler yaşadık baksana "
"Eğlendik fena mı "
"Peşimize takılan adamlar da bizimle eğlenecek gibi , herkesi dilindeyiz. Mahalle mahalle değil ki gazete magazin köşesi gibi."
"Dert etme kimsenin gücü yetmez Allahtan başka"
"Fevzi abi de görünmüyor ortalıkla. Fırçasını kaydı bize gitti adam."
"Gelir birazdan işleri halledelim bir an önce."
Güneş iyice yükselmişti.
Kapının önündeki taburelerde yan yana oturuyorlardı. Aras sigarasını yakmış, dumanı yola doğru üflüyordu. Barış süpürgeyi duvara dayamış, hâlâ homurdanıyordu.
Mahalleden geçenler selam veriyor, bazıları bakış atıp hiçbir şey demeden yürüyordu.
Barış başını yana eğdi.
"Bak diyorum sana.Bu iş normal değil."
Aras cevap vermedi.
Tam o sırada köşeden hızlı adımlarla biri göründü.
Anıl.
Üzerinde her zamanki gibi salaş tişört, elinde telefon, yüzünde merakla karışık bir gerginlik.
"Lan siz burada mısınız" dedi yaklaşırken.
Barış kaş kaldırdı.
"Uzayda olmamız mı gerekiyordu"
Anıl Aras’a baktı.
"Dün gece olay çıkmış."
Aras çok sakindi.
"Ne olayı"
"Yapma abi bilmemezliğe vurma mahalle çalkalanıyor."
Barış girdi hemen araya" abartıyorlar alt tarafı üç tane işe yaramaz şerefsizi dansöz ettik ve dövdük"
"Kenan adamları yanına almış. Ne dedilerse artık bilmiyorum, herkese bundan sonra onlara dokunanı yakarım diyormuş"
Aras sigarasından son dumanı alıp yere attı.
"O da onlar gibi şerefsizin teki işte . Adamsan yaşatmazsın bunları demiştim ona ama adam falan olmadığını biliyordum. Şimdi iyice tescillendi."
Anıl kaşlarını çattı.
"Abi mesele Kenan değil."
Aras başını kaldırdı.
"Ne o zaman"
Anıl telefonunu gösterdi.
"Eski sanayidekiler diyor ki o üçü yalnız değilmiş. Arka sokakta iki araba daha varmış dün gece. İzlemişler sizi"
Barış bir an dondu.
"İzlemişler mi"
"Evet"
Dükkânın önündeki hava bir anda ağırlaştı.Aras’ın yüzü değişmedi ama gözleri sertleşti.
"Kim olduklarını öğrenmişler mi"
Anıl başını iki yana salladı.
"Plakalar sahteymiş. Ama biri ‘doğu tarafının adamları’ dedi"
Barış yutkundu.
"Doğu tarafı derken"
Anıl net söyledi:
"Organize tipler. Küçük iş kovalamazlar. Birine dokunduysan bilerek dokunmuşsundur."
Aras ayağa kalktı.
Sandalye arkasında hafifçe sürtündü.
"Ben kimseye bilerek dokunmadım"
Anıl gözünü kaçırmadan baktı.
"Belki de dokunduğun kişi senin sandığın üç serseri değildi"
Barış homurdandı.
"Abi ben baştan dedim ya"
Aras eliyle susturdu.
Anıl tekrar bir sigara yaktı.
"Bir de şu var"
Aras baktı.
"Dün gece kurtardığın kız."
Anıl yavaş konuştu.
"Babası boş adam değil. İsmi büyük"
Barış araya girdi hemen "sen bunları o kıçını kaldırmaya üşendiğin koltukta otururken ne ara öğrendin"
Aras’ın çenesi gerildi.
"İsmi ne"
Anıl tereddüt etti.
“Şimdilik söylemeyeyim. Ama şu kadarını diyeyim o üç serseri onun tarafına da dokunmuş oldu"
Barış kaşlarını açtı.
"Yani"
"Yani belki de tek sen değilsin o adam da onların düşmanı artık"
Bu cümle dükkânda yankılandı.
Aras birkaç saniye konuşmadı.
Sonra yavaşça tezgâha yaslandı.
Barış sinirli bir kahkaha attı.
"Abi sen bu sakinlikle beni daha çok korkutuyorsun""
Anıl ciddiydi.
"Aras, bu iş ya büyüyecek ya da biri büyütmeden keseceksin"
"Ne yapayım"
"Önce öğren. Kızın babası kim, o üçlü serseri boş yere gelmemiştir bu mahalleye , hem Kenan neden geri adım attı da yanına aldı bunları."
Tam o sırada dükkânın önünde yine siyah camlı bir araç yavaşladı.
Bu sefer durmadı. Ama içeriden bir çift göz baktı.
Aras fark etti. Bakışını kaçırmadı. Araç uzaklaştı.
Barış iç çekti.
"Bu film kötü yere gidiyor."
"Film değil"
Dükkânın içine yürüdü. Masadan bir kağıt aldı. Bir isim yazdı .Sonra Anıl’a uzattı.
"Bu ismi araştır"
Anıl baktı "bu kim"
Aras gözlerini kısarak cevap verdi. "Defne’nin babası"
Barış irkildi.
"Abi sakın diyim"
Aras sözünü kesti.
"Bana ‘kızından uzak dur’ diyen adamın kim olduğunu bilmeden geri adım atmam."
Anıl başını salladı.
"Tamam. Ama dikkatli ol"
Aras dükkânın kapısına yürüdü.
Güneş artık yükselmişti.
Mahalle normal görünüyordu.
Ama artık hiçbir şey normal değildi.
Ve Aras ilk kez şunu hissetti.
Bu mesele üç serseriden büyük.
Defne sandığı gibi bir "tesadüf" değil.
Ve biri çoktan hamle yapmaya başlamış.
Öğleden sonra hava ağırlaştı. Mahalle normaldi ama Aras’ın içindeki huzursuzluk normal değildi.
Barış çay dolduruyordu.
"Bugün kesin bir şey olacak.” dedi kendi kendine. Aras cevap vermedi. Tam o sırada sokağın başında bir araç göründü. Ama bu kez siyah camlı, korumalı, gösterişli değildi. Sade. Gri bir hatchback . Yavaşça dükkânın önüne yanaştı. Barış kaşlarını kaldırdı.
"Bu o değil" Araçtan Defne indi. Tek başınaydı. Ne takım elbiseli adamlar, ne siyah araç. Saçları açık ama sabahki kadar kusursuz değil hafif dağılmış. Üzerinde kot pantolon, beyaz gömlek. Aras ayağa kalktı. Gözleri bir an sokağı taradı. Kimse yoktu. Defne kapıyı kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra dükkâna doğru yürüdü.
Barış fısıldadı" birileri senin hasretine dayanamamış " Aras sakin ama dikkatliydi. Defne içeri girdi. Göz göze geldiler. Bu kez aralarında koruma, mesafe, soğukluk yoktu.
"Merhaba" dedi Defne.
"Merhaba" dedi Aras.
Barış ortamı sezdi.
"Ben çay almaya gidiyorum" deyip arka tarafa kayboldu ama kulakları buradaydı. Defne birkaç adım yaklaştı.
"Babam aramış seni"
Aras başını hafifçe eğdi.
"Aradı."
"Ne dedi"
“Uyardı"
Defne gözlerini kapadı bir an.
"Özür dilerim"
Aras kaşlarını çattı.
"Neden"
"Gerek yoktu bu tavrına sonuçta, sen bana yardım ettin . Tehditkâr bir konuşma yapacağı kişi sen değildin."
"Benim dışımda kastettiğin kişiler eğer dün gecekilerse , bence baban da bulaşmasın onlara. Halloldu her şey bundan sonrası için olacakların sorumluluğu bende merak etme"
Uzun uzun bakışmalarla geçti öyle zaman. Defne gelmek için uydurduğu babasının arama konusuyla buraya kadar gelmişti. Kim o telefon konuşmasının üzerine buraya gelebilirdi ki . Elinde bahane olarak bu vardı ve bunu kullanmıştı. Aras da bunun farkındaydı ama gelmesine içten içe sevinmişti. Barış sadece uzaktan onları izliyordu.
"Çay ister misin" diye girdi araya Barış
"Bu dükkanda asla bitmeyen bir şey varsa o da çay sanırım" diyerek güldü Defne.
"Bizim burası da böyle " diye utanır gibi eğdi başını Aras
Dolabın en üstüne koyduğu bardağı Barışa uzattı. İlk bu dükkana geldiğinde çay içtiği bardaktı bu ama bunu bir tek Aras biliyordu.
Bardağa çayı koydu ve Defneye verdi.
"Mahalleniz çok güzel , gündüz vakti daha da güzel geldi gözüme."
"Öyledir ah bide dedikodusu olmasa" diye girdi Barış
Aras kafasını çeviri kaşını kaldırdı ona baktı.
Defne gülerek girdi araya
"Merak etme tek buraya ait değil o. Koca koca binaların, sitelerin içinde bile var o ."
Tam o sırada dükkânın kapısı hafifçe açıldı.
İçeriye adım atan kişi orta yaşlı, zarif bir kadındı; gözlerinde hem sıcaklık hem de dikkat vardı.