İçeriğe geç

Çözemediğim Vakam

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Çözemediğim Vakam

Bölüm 12

Manyak mısın be kardeş?

Telefon ceza evinden gelmişti. Mustafa'ydı ve benden yardım istiyordu. Ela'ya mesaj attım.

Siz : Ela bana ceza evine bir görüşme ayarla. Mustafa şu beni bıçaklayan.

Ela: okk baby💋

İsyan etmediği nadir anlardan birindeyim galiba.

"Deniz benim işim var sen burayla ilgilen." Deyip çıkıyordum ki Deniz durdurdu.

"Olmaz. Silah yasağın kalkana kadar yanındayım." Kararlıydı.

"Deniz lütfen.. gerçekten bak başım ağrıdı sabahtan beri."

"Başın mı ağrıyor? Sen- eve git. Evet evet! Eve git dinlen!"

"Lafın gelişi demiştim. Tamam yürü hadi." Ceza evine doğru yol aldık. Ceza evine ulaştık ve içeri girdik.

Mustafa ile konuşmak için bir kabine geçtim. Deniz'e beni ceza evinin müdürünün yanında beklemesini söylemiştim. Mustafa karşımdaydı ve o geceden daha sakin görünüyordu.

"Anlat Mustafa."

"Bakın Yavuz bey ben size bunu yapmak istemedim o gecenin pani-"

"Mustafa geç buraları asıl konuya gel."

"Peki.. bak ben her ne kadar Turgut'u sevmezsemde onu öldürmeyi geç birine zarar vermeyi asla istemem."

"Niye öldürdün o zaman?"

"Ben öldürmedim diyorum! Turgut sürekli parti veriyor, gecenin bir yarısı son ses müzikler dinliyordu. Bundan herkes rahatsız olur. Ayrıca bahçeme bir kaç kez kağıt yakıp atmıştı. Evimi yakmaya teşebbüs etti. O gün beni evin arkasındaki ormanlık alana çağırdı. Gittiğimde kendinde değildi yani biraz garipti biraz sarhoş ve dengesizdi. Ama sarhoş demek az kalır bence. Neyse yanına gittiğimde bir şeyler mırıldanıyordu."

"Ne diyordu?"

"Bıktığını ve artık yaşamanın bir anlamının olmadığını belirtiyordu. Sonra bıçağı karnına batırdı. Ben o an ne yapacağımı bilmiyordum yanına gidip kanı durdurmaya çalıştım."

"Ambulansı neden aramadın?"

"Telefonumu aceleyle masaya bırakmıştım." Cümleleri kurgu gibi geliyordu. Sanki herşeyi planlamıştı. İnanasım gelmiyordu ama beni bıçaklamasının bir amacı olmalıydı?

"Devam et."

"Sonra bıçağı elinden aldım. Neden aldım bilmiyorum belki yaptığım bu hata beni buraya sürükledi. Sonra artık hareket etmeyince onun evine birini bulmaya gittim. Herkes o kadar dalmıştı ki kimse beni fark etmemişti. Sen dışında."

"Beni niye yaraladın?"

"O tamamen şokun etkisiydi. Senin Emniyete çalıştığını biliyordum, yani bunu herkes bilir herhalde. Seni görünce o anki şokla beni içeri atacağını düşündüm."

Ayağa kalktım. "E ne fark etti yine buradasın kardeşim?" Tam çıkarken seslendi.

"Lütfen.. beni buradan sadece sen çıkartabilirsin.. "

Kabinden çıktım. Ona yardım edecektim ama ona söylemedim çünkü başaramazsam onu boşuna ümitlendirmek istemiyordum.

Deniz'i buldum. "Kiminle konuştun?"

"Mustafa."

"Şu seni bıçaklayan?"

"Evet."

"Sen manyak mısın? O seni yaraladı." Arabaya doğru gidiyorduk.

"O masum."

"Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

"Anlarım ben geriye sadece kanıtlamak kalır."

"Kanıtla o zaman."

"Sabret. Şimdi adli tıpa gidelim. Zaten adamın cenazesine gidemedim."

"Ne yapacaksın?"

"Davayı tekrar açacağım."

"Hadi bakalım."

Adli tıpa gelmiştik.

İçeri girdik. Yoldayken Yiğit'e adli tıpa gelmesini söylemiştim. Buradaydı.

"Yiğit bana Turgut'un kan değerlerinin bulunduğu dosyayı bul. Davayı tekrar açıyoruz."

"Neden?"

"Bir şeyi de sorgulamadan yapın be."

"Tamam abi ya merak ettim." Gitti. Deniz'le bir ortak ofiste oturdum.

"Niye bu kadar kasıntısın?"

"Anlamadım."

"Az sevimli Dur be adam. Var ya senin çocukların ileride olursa yazık onlara."

"Bir kere benim en büyük hayallerimden biri, biri kız biri erkek olacak şekilde iki çocuğumun olması. Çok şımartırdım onları varya. "

"Zaten erkekler ne zaman kız çocuğu olursa o zaman yumuşarmış."

"Sert miyim ben? Ayıp ediyorsun Deniz. Ne zaman sana ters davrandım?" Hayır yani ben ters bir insan mıyım?

"Ben bir şey demek istemiyorum.."

Yiğit elindeki dosyayla yanımıza geldi. Dosyayı aldım. Okuduktan sonra Deniz'e döndüm.

"Al! Noldu?? Adam uyuşturucu kullanmış." İlk kanıtımı bulunca sevinmiştim.

"Bu yetmez ki!"

"Suç aletini bulmalıyız. Kızım sen bana öyle dedin ya ben bu davayı kapatmadan ölüm bana derttir."

"Hıı! Aynen aynen. Çok konuşma yürü."

"Yiğit aslanım sen şimdi gidiyorsun Mustafa'ya diyorsun ki 'kardeş bu bıçağı sen ne yaptın?' Tamam mı?" Çocuğun sırtına vurduktan sonra Deniz'in sürüklemesiyle gittim.

Binanın önündeydik.

Sırtıma hafif vurduktan sonra "Yavuz! Ne bu senin halin ya? Aslanım, kardeşim falan? Bak sen bir garipsin?"

"Off insan vura vura adamın yarasına mı vurur be?"

"Ay özür dilerim acıdı mı?"

"Hemde çok. Ayrıca seninle tanıştığımız gün duygusal boşluktaydım. Şimdi sadece boşlukta olduğum için biraz enerjiğim. Anladın mı?" Hiç acımamıştı.

"Ben seni o boşluktan çıkarayım derken her seferinde bende düşüyorum zaten. Allah belanı vermesin!"

"Sıkıyorsa versin de?! Yemez dimi?"

"Yürü ya." Önden gitti. Arkasını dönüp "oh olsun iyiki vurmuşum." Dedi. Sırıttım sadece.

Belkide Burak haklıydı. Hayat devam ediyordu gerçekten. Bundan sonra kendime bir şans daha vereceğim. Hayata daha olumlu bakacağım. Gidenler geri dönmüyor bu hayatta geri gelmiyor. O zaman ne yapıyoruz? Akışına bırakıyoruz. Berk Yavuz Tönge'den bir nasihat:

Hayat devam ediyor akışına bırak gitsin.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.