Kerim, Leyla'nın ameliyata girmesini doğru bulmadığı için şimdi kafeteryada Emine Teyze ve Barış ile birlikte oturuyorlardı. Arada kendisine çağrı gelince kalkıyor, işini hallettikten sonra geri dönüyordu. Ama bir saniye olsun yalnız bırakmadı kadını.
"Çok uzun sürmedi mi?" Barış sordu Leyla'ya. Endişeliydi, korkuyordu. Leyla onu rahatlatsın istiyordu. Sadece Leyla'nın ağzından çıkacak söze bakıyordu.
"Normal aslında." Leyla yine ona bakmadan konuştu. Gözü telefonda, ameliyat notlarındaydı. Kongre planı iptal olunca nöbet tekrar ona verilmişti. Kaç saattir uyumamıştı hatırlamıyordu ancak düşüp bayılması an meselesiydi. Kahvesinden biraz daha içti. Dik oturmaya çalıştı.
"Kızım sen biraz dinlen gidip. Bak hiç halin yok!"
"İyiyim ben. Ameliyat bitsin, uyurum 2 saat."
"2 saat?" Barış sordu. "Eve gidip uyusana doğru düzgün."
Niye ilgileniyordu Barış bunlarla? Ona neydi? Terk edip giden o değilmiş gibi şimdi niye onu düşünüyormuş gibi yapıyordu? "Nöbetim var."
"Barış?" Masalarına gelen adamla bu anlamsız sohbet bölündü. Barış'ın takımdan arkadaşı Kerem, antrenman biter bitmez Abdülkerim ile birlikte gelmişti hastaneye. "Çıktı mı ameliyattan?" Kerem sordu.
"Yok, bekliyoruz daha." Arkadaşları için iki sandalye çekti. Birlikte oturmaya başladılar.
"Merhaba?" Kerem, Leyla'ya döndü. "Doktor musunuz?"
Barış araya girip onaylayacakken Emine Hanım atıldı ortaya. "Barış'ın sevgilisi." Dedi. Abdülkerim ve Kerem birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. Barış'ın sevgilisi mi vardı? Onu tanıdıklarından beri hiç sevgilisi olmamıştı.
"Eski sevgilim."
Leyla bu sohbete daha fazla katlanamayacaktı. Yerinden kalktı. "Benim işlerim var. Bir şey olursa haber ederim size Emine Teyze."
"Tamam, kızım. Sağ olasın."
Leyla yanlarından ayrıldıktan sonra Kerem şaşkınlıkla döndü Barış'a.
"Oğlum senin sevgilin mi vardı ki eski oluyor? Bize niye söylemedin?"
Barış sustu. Niye söylememişti? Hadi basından gizliyordu, arkadaşlarına neden söylememişti ki? Ne gerekçeyle? Şimdi ne diyecekti? Hiçbir sebebi yoktu ki.
"Oğlum senin eski sevgilin cerrah mı?" Abdülkerim hayret ediyordu. "Nasıl baktı bu kız sana?"
****
Ameliyatın iyi geçtiğini ve operasyon sonrası Yüksel Bey'in alması gerektiği bakımı anlattı Kerim.
"Merak ettiğiniz bir şey olursa Leyla ile iletişime geçersiniz." Leyla'ya döndü. "Sen çok uyukluyorsun. Eve git, Mehmet tutsun nöbeti bugün."
Leyla şaşırdı. Böyle kibarlıklar hiç Kerim'in huyu değildi. Kafa salladı. "15 dakikaya çıkayım mı o zaman?"
"Tamam."
"Ben seni bırakayım." Barış atıldı ortaya. Kerim denen herife uyuz oluyordu? Leyla'yı düşünmek ona mı kalmıştı? Ne sanıyordu bu herif?
"Gerek yok. Arabam var."
"Bu halde araç kullanacaksan göndermeyeceğim seni." Kerim çıkıştı ona.
"Ben seni bırakırım." Barış yineledi. Ayrıca kız araba mı almıştı? Ne zaman almıştı? Haberi olmamasına canı sıkıldı.
Leyla üzerini değiştirdikten sonra kendini hastanenin girişinde bekleyen Barış'ın arabasına bindi. Barış o biner binmez çalıştırdı arabayı. Yolları uzundu. En azından biraz konuşur diye düşündü Leyla için ama Leyla'nın ağzını bıçak açmıyordu.
"Teşekkür ederim. Babam ile bu kadar ilgilendiğin için." Bir gözü yolda bir gözü Leyla'daydı. Niye bu kadar bitkindi, tepkisizdi? Onun hatırladığı Leyla hep gülen, neşeli, tatlı kızdı.
"Senin için yapmadım." Dedi Leyla. Kafasını diğer tarafa çevirmiş yolu izliyordu. "Annen ve baban benim için çok değerli."
Barış direksiyonu sıktı. Haklıydı kız, onu neden suçlayabilirdi ki? Ayrılan da sevmediğini söyleyen de Barış'tı. Leyla'nın böyle hissetmesi kadar olağan hiçbir şey olamazdı. Ama işte böyle olsun istemiyordu. Böyle mesafeli, uzak... Peki ne istiyordu Barış?
"Böyle olmak zorunda değiliz." Barış ışıkta durduğunda tamamen döndü Leyla'ya. Gözlerine baktı. Ne olursa olsun bu gözlere bakmak böyle tanıdık bir histi işte. "Arkadaş kalabiliriz, ne olursa olsun bana yazab..."
"Barış ben senin arkadaşın olmak istemiyorum. Benim yeteri kadar arkadaşım var. Bir arkadaşa ihtiyacım yok. Benim beni seven, önemseyen, ilgi gösteren bir erkeğe ihtiyacım vardı. Sen de bunu yapmayacağını söyledin. Neyi tartışıyoruz ki?"
"Birlikte çok vakit geçirdik, 4 yılın hatrı var."
Leyla alayla güldü. "Bana hatırdan iyi davranma. Hatta mümkünse karşıma bile çıkma. Bırak seni unutayım. Yoluma bakayım, hayatıma devam edeyim."
Barış sustu. Hayatına devam etmek? Evet, kızın gerçekten de bunu yapması gerekiyordu.
"Doğru, haklısın. Bir an önce hayatımıza devam etmeliyiz."
****
Babası iyileşip Rize'ye döndükten sonra bir kez olsun görmedi Leyla'yı. Evet, dediğini yapmalıydı. Hayatına devam etmeliydi. Bu yüzden belki de nereden bulduğunu bilmediği bir cesaretle uzun zamandır keşfetine çıkıp duran o influencera yazdı. Bir akşam yemeği, belki sonrasında bir şeyler içerlerdi. Melis, beklediğinden çok daha kısa sürede döndü Barış'a. Gayet istekli bir şekilde teklifini kabul etti.
Bir gece, iki gece, 3 sabah derken Barış garip bir şekilde kendini bir ilişkinin içinde buldu. Tam olarak adını koymadıkları garip bir ilişki. Birlikte eğlenmeye gidiyorlar, basına yakalanmaktan çekinmiyorlar -hatta Melis buna istekli de görünüyordu- ve sevişiyorlardı. Barış için en yabancı tarafı buydu. İlk kez Leyla ile sevişmiş ve bu zamana kadar da ondan başka kimse olmamıştı. Bu yüzden başka biri ile birlikte olma fikri ilk başta ona olabildiğince uzaktı. Ama sonra sanki kendine bir şeyler ispatlamaya çalışıyor gibi sevişme sıklıkları artmıştı. Güzeldi ama daha önce yaşadığı o tutku ve tatmin değildi.
Tabii bir de basına düşen haberler vardı. Melis de o da birlikte olduklarını açıklamamışlardı ama şimdiden 3 kez gorüntülenmişlerdi. Sevgiliyiz demek istemiyordu ama arkadaşız da denilmezdi. Basına düşmekten çekinmiyordu ama Leyla'nın görüp üzülmesini de istemiyordu. Sonra saçmaladığını varsayıyordu, herhalde hala üzülüyor olamazdı?
Sahi Leyla napıyordu? Son gördüğünde hiç de iyi değildi. Hem de hiç. Şimdi toparlamış mıydı? Uzmanlık eğitimi nasıl gidiyordu? İstanbul'a alışmış mıydı?
"Barış?" Kerem saha kenarında dinlenen arkadaşının yanına, çimlere oturdu. "Bir arkadaşımın annesi kalp ameliyatı olacakmış. İyi bir doktor arıyorlar. Senin babanı ameliyat eden şu doktorun adı neydi? Bir söylesene."
"Kerim Söğüt. Geçmiş olsun bu arada."
"Eyvallah kanka. Valla zor bir ameliyatmış herhalde gittikleri doktor başka bir yere sevk etmiş. Geçen gün anlatınca aklıma senin baban geldi de, iyi herhalde şimdi."
"İyi iyi, çok şükür."
"Ne ilgilendi ama o kız, neydi adı?"
Barış nefes verdi. "Leyla." Kerem kafa salladı.
"Niye ayrıldınız oğlum siz? Aldattı mı seni?"
Barış kafasını aniden çevirdi. "Ne alaka lan? Ben aldatılacak adam mıyım?"
"Oğlum ne bilim, için geçiyordu kıza bakarken. Herhalde öyle basit bir şeyden ayrılmamışsınızdır diye düşündüm."
Leyla hakkında konuşan herkes Barış'ın aklını karıştırıyordu. "Anlaşamadık. Araya mesafe de girince ayrıldık işte."
"Anladım." Dedi Kerem. Üstelemedi. "Sağ ol kardeşim ben şu doktordan randevu almaya çalışayım."
"Biraz zor olabilir." Dedi Barış. "Leyla rica etmişti benim babam için. Boşluğu yoktu hiç."
"Hadi ya!" Kerem sıkıntıyla iç çekti. "Leyla yine konuşsa olmaz mı? Sen bir söylesen."
"Konuşmasam daha iyi. Ama istersen sen rica et, vereyim numarasını."
"Eyvallah kardeşim."
****
Leyla iyi hissetmiyordu ama ilk zamanlardaki kadar da kötü değildi kesinlikle. En azından ilacın dozu azalmış, o halsizlik hali gitmişti. İşine daha çok odaklanıyor, bu da kafasını dağıttığından artık Barış'a üzülmek için saatler harcamıyordu. Tabii şu yeni sevgilisi ile olan fotoğraflarını görünce hissettiği kalp sıkışması bakiydi. Öyle kolay kolay da geçeceğe benzemiyordu.
Geçenlerde Kerem aramış, bir arkadaşının babası için ameliyat tarihi ayarlayabilir mi diye sormuştu. Leyla bunun pek mümkün olmadığını bilse de kimseyi geri çevirip, reddetmek huyu olmadığından günlerce Kerim Bey'den azar yeme uğruna kabul ettirmişti. Bu yüzden Kerem'in arkadaşi, Ahmet ona güzel bir teşekkür etmek isteyerek yemeğe çıkarmak istemisti. Leyla hiç gitmek istemiyordu. Hem de hiç. Ama Nazlı onu çok sert bir dille artık Barış'tan medet ummamasını söyleyince kendini Ahmet ile yemekte buldu.
Ahmet, ailesiyle birlikte birkaç restaurant işleten, işinde gücünde, oldukça aklı selim bir adamdı. Herhalde Leyla'dan birkaç yaş büyüktü. Boyu uzundu ama öyle çok bariz bir yakışıklılığı da yoktu. Tabii bunlar Nazlı'nın yorumuydu. Çünkü Leyla adama gözucu ile bile bakmamıştı.
"Demek Ankaralısın?" Ahmet sohbet etmeye çalışıyordu. "İstanbul'u nasıl buldun?"
"Bunaltıcı. Pek alışık olduğum bir şehir düzeni değil."
"Güzeldir İstanbul. Denizi, dağı... Seversin."
"Şimdilik yıldızımız pek barışmadı ama... bakalım."
Susup yemeklerini yemeye devam ettiler. Ahmet söze girecekti ama nasıl başlayacağını bilmiyordu.
"Leyla... senin için de bir sakıncası yoksa ben seni tanımak istiyorum. Yani nasıl mümkün oldu böyle bir şey bilmiyorum ama... büyüledin sanki beni."
Çiğnemekte olduğu et az daha boğazına takılıyordu. Uzun zaman sonra, çok uzun zaman sonra bir erkekten bunu duyuyor ve önünde hiçbir engel bulunmuyordu. Hayatına devam etmek için müthiş bir fırsattı. Şimdi bunu kabul etse aslında kendi için büyük bir adım atmış olacaktı. Barış'ı unutmak, kendini tekrar değerli hissetmek için iyi bir fırsattı. Zihnindekilerden biraz daha uzaklaşacaktı.
"İlgin için... teşekkür ederim. Ama ben hayatımda kimseyi istemiyorum."
****
Geldim. Buradayım.
