Leyla çok kötüydü. Hem de çok. Tutunacak hiçbir dalı yoktu sanki. Zihninde Barış'tan başka hiçbir ihtimal olmamıştı şimdiye kadar. Hep Barış'tı. Geçmişte de o vardı, geleceğinde de onun olacağından emindi. Tüm kimsesizliğini, yalnızlığını Barış ile örtmeye çalışmıştı. Hayatının merkezindeydi. Her kararı, her adımı Barış'a göreydi. Şimdi ne yapacaktı bilmiyordu.
Sadece hastaneye gidiyor, canı çıkana kadar çalışıyor, hiçbir şey yemiyor ve tüm boş vakitlerinde ağlıyordu. Bir kez olsun merak etmemişti Barış onu. Yazmamıştı, konuşmamıştı. 1 ayın sonunda Leyla acısının hafiflemesini beklerken dayanılmaz bunalıma sürüklendi. Psikiyatriye gitti, geçen hafta antidepresana başladı. Nazlı onun yanında olmaya çalışıyor kendini Barış için bu kadar harap etmesinin ne kadar saçma olduğunu her seferinde söylüyordu. Ama arkadaşının güvenli kolları da onu teskin etmiyordu.
Antidepresanda 1.haftanın sonunda olur olmadık ağlamaları kesildi. En azından işine konsantre olabilecek gücü ve enerjiyi buluyordu. Çok kilo vermişti. Bir anda 54'ten 48'e düştü. Yüzü iyice çöktü. İlacın yan etkisiydi biliyordu. Doktor olarak bırakmasi gerektiğinin de farkındaydı. Ama ilaçsız çok daha kötüydü.
"Cumartesi bir cerrahi kongresi var. Sonrasında kokteyl falan olacak. Erkek asistan götürmek istemiyorum, sen geleceksin." Kerim, tek nefeste söyledi. Konuşurken Leyla'nın yüzüne bile bakmıyordu. Ama berbat bir halde olduğunun farkındaydı.
"Cumartesi nöbetim vardı."
"Mehmet'e devredersin. Başka sorun?"
"Yok." Dedi kısık sesle. Ameliyata girecek hastalardan alınan beyaan kağıtlarını düzenlemeye devam etti. Kerim de bilgisayardan makale okuyordu.
"Bu makaleleri falan da oku cumartesiye kadar. Biri sana soru sorunca salak gibi kalma." İşittiği hakaretlere öyle alışmıştı ki tepki bile vermedi. Zaten ilaç onu iyice hissizleştirmişti.
"Öyle çok gösterişli falan da giyinme. Kongre orası. Kimseye şov yapmaya gerek yok." Zaten Leyla'nın tarzı değildi ki. Kafa salladı. Dosyayı teslim ettikten sonra servise çıkmak için ayrıldı Kerim'in yanından. Bu sırada çaldı telefonu. Emine Teyze arıyordu, Barış'ın annesi. Neden arıyordu?
"Efendim anne?" Diyerek açtı telefonu. Ağız alışkanlığıydı.
"Nasılsın kızım?" Tatlı tatlı sordu kadın. "Aramıyorsun ne zamandır. Darıldım valla sana." Hiçbir şeyden haberi yoktu demek ki.
"Şey... okul yoğunlaştı da."
"Açıklandı mı sınavın?"
"Evet evet. İstanbul'dayım. Kalp Damar Cerrahisinde."
"Yaaaa! Aferim benim kızıma. Maşallah subhanallah. Rabbim ayağına taş değdirmesin."
"Teşekkür ederim, sağ olun."
"Barış keyiflenmiştir şimdi sen oraya gidince. Seni sayıklayıp duruyordu hep." Leyla bir şey demedi. "Yüksel amcanın bu sıralar nefes darlığ var da kızım. Göğsüm de ağrıyor diyor. Ben ikna edemedim doktora gitmeye. Sen bir konuşsan?"
"Olur tabii." Telefon el değiştirdi.
"Kızım bir şeyim yok." Dedi tok bir ses. "Bakma Emine annen abartıyor yine."
"Eminim ki yoktur." Leyla en tatlı ses tonunu kullandı. "Ama siz yine de bir ekg çektirin, muayene olun. Bizim içimiz rahat olsun."
"Amaaan!" Adam umursamazca söylendi. "Geliyoruz birkaç güne İstanbul'a. Sen çekersin artık."
Bu noktada Barış ile ayrıldıklarını söylemesi gerekiyordu. Ama yapamadı, dili varmadı bunu söylemeye. Tamam, diyebildi sadece. Telefon kapandıktan sonra da kara kara düşünmeye başladı. Barış ne için söylememişti ayrıldıklarını? Umutlanmak istemiyordu ama acaba pişman mı olmuştu? Niye söylemesindi ki? Haftalardır kendine yasakladığı şeyi yaptı. Barış'ı aradı. Babasının durumunu haber etme bahanesiyle. Ancak aradığınız numara kullanılmamaktadır, uyarısıyla affalladı. İçindeki tüm umutlar söndü.
***
Cuma sabahı oradan oraya koştururken tekrar çaldı telefonu. Arayan yine Emine Hanım'dı. Hastaneye geldiklerini bildiriyor, Leyla'ya nerede olduğunu soruyordu. Leyla koştur koştur onları karşılamak için zemin kata indi. İkisinin de elini öptü, sarıldı. Barış yoktu. Herhalde söylemişti ayrıldıklarını. Kerim Bey'in odasına çıktılar. Neyse ki bu seferlik gıcıklığı tutmamıştı da Leyla'nın ricasını kabul etmişti adam.
"Hoşgeldiniz." Kerim, Yüksel Babanın elini sıktı. Sırtını dinledi önce. Nabzına baktı. Kaşları çatıldı. "Leyla bir ekg ve göğüs röntgeni alalım, sen gel benimle. Siz uzanın."
Dışarı çıktılar. "Acil al dediklerimi. Sonucu da hemen bildir. Sakın oyalanma!"
Leyla telaşlandı. "Ters bir durum mu var?"
"Ne bileyim ne var? Dediklerimi yap, bakalım."
Leyla kafa salladı. Önce bir röntgen filmi aldı. Sonra ekg çekti. Sonuçlarla Kerim'in yanına çıktığında biliyordu ne olduğunu.
"Şimdi şöyle ki, önce telaş yapmayın. 2 damar tıkalı. Stand takacağız. Aciliyeti var."
Yüksel Babanın rengi attı. Emine anne de en az onun kadar panikledi. Korkuyla Leyla'ya baktılar.
"Ciddi bir işlem değil. Sakin olun. Ama tabii ne kadar çabuk yaparsak o kadar iyi."
"Ben sana dedim ağrılar normal değil diye!" Emine anne ellerini dizlerine vurup vahlanacaktı ki Leyla ona engel oldu.
"Sakin olun, benim babama da takıldı. Hiçbir şeyi yok şimdi. Yapmayın lütfen. Güvenin bana hiçbir şey olmayacak."
Kerim uyarır bir bakış attı ama Leyla anlamadı. Hekimliğin ilk kuralı söz vermemekti.
"Yarın ameliyata alalım." Dedi Kerim. Leyla şaşkınlıkla baktı ona. Yarın kongre vardı. Ve hocası kendi kişiliğine ters bir şekilde heyecanlıydı kongre için. "Yoksa en az 3 ay ameliyat tarihi veremem." Öyle bir yoğunluğu vardı.
"Ben Barış'a haber vereyim." Emine Hanım elleri titreye titreye çıktı odadan.
Leyla da gerekli tahliller için Yüksel Bey ile ilgilendi.
*****
Barış bir nefeste soluğu hastanede alırken hala duyduklarının şokundaydı. Ne kalbi ne ameliyatı? Neden kendisinin hiçbir şeyden haberi yoktu? Hadi annesi babası o korkmasın diye bir şey dememişti. Peki Leyla? Böyle bir şeyi haber vermemekte neydi? Kısa bir süre kızı suçladı. Numarasını değiştirdiğini hatırlayana kadar.
Annesiyle birlikte babasının alındığı odaya geçtiler. Kapıyı açar açmaz göz göze geldi Leyla ile. Elinde enjeksiyon iğnesi ile Yüksel Bey'den kan almaya hazırlanıyordu. Barış'ı görünce duraksadı. Göz göze gelmemek için kafasını çevirdi.
"Baba?" Barış endişeyle adamın ayak ucuna geldi. Leyla'ya çok yakın bir mesafedeydi. Kızın değiştirmediği parfümünü alabiliyordu. Bu tanıdık koku burnunu sızlattı.
"Bir şey yok." Yüksel Bey oğlunu sakinleştirmeye çalıştı. "Beni de panik edeceksiniz."
"Nereden çıktı bu ameliyat?" Leyla sordu direkt olarak. Leyla ona cevap vermedi. İşini yapmaya devam etti. Barış öksürdü, tekrar göz göze gelince sorarcasına kaşlarını kaldırdı.
"Doktorunuz gelir şimdi, o size gerekli bilgiyi verecektir." Barış ile son derece resmi konuştu. Sonra Yüksek Bey'e döndü, maskeden gorünmeyeceğini bilse de gülümsedi.
"Ben şunları teslim edip geleceğim hemen Yüksel Amca."
"Tamam kızım."
Leyla odadan çıkınca annesi de babası da Barış'ı azarlamaya başladı.
"Rahat battı da bıraktın mis gibi kızı! Nasıl hanım hanımcık, işinde gücünde. Senin kendinle zorun mu var?" Yüksel Bey'di konuşan.
Karısı da ona destek çıktı. "Allah bilir aldatmıştır, o yüzden. Dimi? Eşek sıpası seni!"
"Ne aldatması? Aldatma falan yok? Leyla böyle mi dedi size?"
"Kız ağzını açmadı. Ama dese haklı değil mi?"
"Anne ben kimseyi aldatmadım. Anlaşamadık, olmuyordu, ayrıldık. Niye bu kadar takıyorsunuz? Hayır siz niye bana haber vermiyorsunuz hastaneye geleceğinizden? Başka doktor mu kalmadı bir de gelmişsiniz buraya?"
"Bana bak!" Evde olsalardı Barış çoktan bir terlik yemişti. "Düzgün davran sakın kızın yanında da abuk subuk konuşma." Dedi Emine Hanım.
Leyla biraz sonra odaya Kerim ile döndü. Elinde bir dizi kağıt, Kerim doğerlerine bilgi verirken o da birtakım notlar tutuyor ama ağzını açmıyordu.
"Bir şey olmaz değil mi?" Diye sordu Emine Hanım, Leyla'dan destek bulmaya çalışarak.
"Hiçbir şey olmaz."
"Bunu garanti edemeyiz." Kerim araya girdi. Sinirle baktı Leyla'ya. "Kimse size böyle bir söz veremez. Ancak işte kendini böyle hekim sanan acemiler verir. Rislikleri ve komplikasyonları var."
Leyla'nın yediği azarla tüm bakışlar şaşkınlıkla kıza döndü. Özellikle Barış'ın. Bu dallama kimdi de Leyla ile böyle konuşuyordu. Ne demişti ki şimdi kız? Tüm gün böyle mi muamele görüyordu.
"Hekimliğin ilk koşulu böyle dallamalık mı?" Nerede olduğunu unutarak sertçe sordu. Kerim alayla baktı Barış'a.
"Benim bunlarla uğraşacak zamanım yok. İsterseniz başka hekim bulursunuz ameliyatı yapacak. Sen ilgilen Leyla!" İzin kağıtlarını kızın eline tutuşturarak Leyla'nın "Hocam öyle demek istemedi!" ikazlarını dinlemeden.
"Sen napıyorsun ya?" Leyla çıkıştı Barış'a. "Adam kongredeki sunumunu iptal etti ameliyat için."
"Allah allah!" Barış sinirlendi. Ne vardı bu adamda da azarlanmasına rağmen toz kondurmuyordu Leyla? "Başka doktor mu yok? Buluruz en iyisini, veririz parasını!"
Sabır çekti Leyla. Barış ile daha fazla muhatap olmadı. "Ben konuşacağım Kerim Hoca'yla. Siz merak etmeyin."
****
Neler olacak acabaaa??