🖇️Kıvanç
Karanlığa düştüğünüzde ışığı bulamadığınız için yaşadığınız o panik yüzünden aniden yükselen adrenalin midenizin kasılarak genzinize doğru acı bir sızı yükselmesine sebep olur. Ensenizde hissettiğiniz ürperti tüylerinizin kalkmasıyla beraber soğuk ter akışının teninizin üstündeki kumaş parçasını ıslattığını fark edersiniz.
Telaşla yataktan fırlayıp kendimi karanlık odada bulduğumda hissettiğim adrenalin işte böyle soğuk terler dökmeme sebep oldu.
Asla ışıksız uyuyamadığım için her zaman odamın ışığının açık olmasına dikkat ederim ve yaşadığım rezidansta asla elektrikler kesilmez saniyeler sonra jenatörler devreye girer. İşte bu yüzden karanlık odada yatağımda panik atağa girerek nefes almakta zorlanıyorum. Çünkü ışığım açık uyuduğuma emindim.
Yatağın kenarına sürünerek gidip ayaklarımı yavaşça zemine koymaya çalışırken nefes alış verişimi düzenlemek için yatağın örtüsünü ellerime geçirip gözlerimi kapattım.
Eğer gerçekten elektirikler gitti ise şimdi gelmesi gerekiyordu. Saniyeler bir sonraki saniyeyi getiriyordu ama ışıklar yanmamıştı.
El yordamıyla komodinin üstünde her zaman dolu olan su bardağına uzandım ve içindeki suyu ellerim titreyerek dudaklarıma götürüp kana kana içtim. Bardağı yerine koymak üzere uzandığımda durduğum sesle bardak elimden düşerek yerde parçalandı.
Evin içinden gelen ses yatak odamın dışında bir yere aitti ve bu bir şeyin yere düşme sesi olduğuna emindim. Artık nefes alamadığım için yutkunmakta da zorlanıyordum. Elimi boynuma götürüp acı çeken boğazımla yutkunmaya çalıştım. Zihnimde dönüp duran görüntüler tekrar birer kabus gibi üstüme geliyordu ve ben bu baskıyla daha fazla dayanamazdım, kalbimin göğüs kafesimi parçalamak ister gibi vuruşları ve alamadığım nefesler başımı döndürmeye başlıyordu ve biliyordum panik atak yüzünden birazdan bilincimi kaybedecektim.
Kendimi zorlayıp boynumu istemsizce sıkarak ayağa kalktığımda kırılan cam parçaları ayağıma saplandı. Acı dolu attığım çığlığa kapının dışından gelen ayak sesi eklendiğinde artık tamamen bilincimi kaybedip yere düştüm. Gözlerim kapanırken gözlerimi aydınlatan ışığa benim karanlığa düşüşüm eşlik etti ve beni bir yılan gibi sarmalayan kabuslarım.
Gözlerimi açtığımda tavanda yanan büyük beyaz ışık irislerime baktığında tekrar gözlerimi kapattım ama yattığım yerin kendi yatağım olmadığını hissettiğimde hızla gözlerimi açıp doğruldum ve benimle beraber gelen serum borusu kalkmamı engellediğinde tekrar kendimi uzandığım yatağa bıraktım.
Yatağın karşısındaki kapı açıldığında korkulu gözlerle içeri giren Anıl'la kaşlarımı çattım ve etrafıma bakındım. Onun arkasından doktor ve Ergin girmişti.
"Neden hastanedeyim." dedim, boğazımda hissettiğim acıyla yutkundum ve yutkunamadığım o anı hatırladım.
Doktor yanıma gelip serumu ve nabzımı kontrol ederken Anıl yatağın diğer tarafına geçti.
"Kıvanç Bey bu sabah kimse size ulaşamadığı için evinize gelmek zorunda kaldık. Özür dileriz, kapınızı açmadığınız için kırıp içeri girdik ve sizi yatak odanızda yerde baygın bulduk. Bu yüzden hastaneye getirdik."
O konuşmasını bitirdiğinde doktora döndüm. Sakin duran yüzüyle gülümsedi.
"Endişenlenmeyin Kıvanç Bey ani panik atak yüzünden kısa süreli baygınlık geçirdiniz ama merak etmeyin şu an iyisiniz. Sadece sanırım cam kırıklarına bastığınız için ayaklarınızda küçük kesikler oluşmuş ama bu konuda da endişelenmeyin büyük yaralar değil."
Doktor açıklamasından sonra elindeki dosyaya bir şeyler yazıp Anıl'a döndü.
"Bir kaç saat daha dinlensin, taburcu olabilir. Bir şeyler yemesini sağlayın halsiz düşmüş ne yazık ki."
Anıl hızla başını salladığında doktor "Geçmiş olsun" diyerek kapıya yöneldi.
Kapının önünde bekleyen Ergin'i gördüğümde kaşlarım çatıldı, burda olmasını beklemiyordum. Anıl ona baktığımı fark edip hafifçe öksürerek "Ergin'le beraber evinize gelmiştik. Sizi öyle görünce ikimizde telaşlanıp hemen buraya getirdik" dedi.
Neden telaşlanmıştı ki? Ayrıca beni buraya nasıl getirmişlerdi?
"Ambulansla mı?" diye sordum, Ergin de yatağımın yanına geldi.
"Yok Kıvanç Bey, babanızın duymaması için özel araçla getirdik."
Anıl babamla ilgili olan mevzularımızı bildiği için önlem aldığını tahmin edebiliyordum. Tanınan bir iş adamının oğlu hastaneye getirilseydi bunu tüm basın duyabilirdi.
"İyi yapmışsın" derken yataktan doğruldum. Ergin arkamdaki yastığı dikleştirdiğinde arkama yaslandım.
Sessizdi, fazla sessiz.
Anıl "Ben çıkış işlemlerinizi yapayım, sizde dinlenin biraz daha." deyip odadan çıktığında Ergin'le yalnız kaldık.
Yatağın hemen yanında ayakta dikiliyordu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kaşları çatık, çenesi kasılmış ve gözleri korkuyla bakıyordu.
"Geçmiş olsun Kıvanç Bey."
Sesi yüzüne göre oldukça düz hatta soğuk diyebilirdim.
"Teşekkür ederim beni hastaneye getirmişsiniz."
Gözlerini benden kaçırarak serumuma bakıyordu.
"Rica ederim, görevimiz."
"Anlıyorum." diyerek dün gece alamadığım nefesi derince içime çekip gözlerimi kapattım.
"Korktun mu? Neden yüzün bembeyaz olmuş."
Gözlerimi açmadan sorduğum soruya yerinden kıpırdanarak "Bilmiyorum, sanırım size bir şey olduğunu sandım. Öyle kanlar içinde görünce" dedi giderek sesi düşerken.
Gülmeye çalışarak cevap verdim. "Korkma benden kurtulmak o kadar kolay değil, daha başına bela olacağım."
Sonunda daha samimi bir yüz ifadesiyle gülümseyerek baktı.
"Farkındayım." diyerek başını eğerek gülümsemeye devam etti.
"Beni sen mi taşıdın aşağıya? " dediğimde başını kaldırıp baktı.
Üstümdeki siyah saten pijamam aklıma gelince umarım rezil olmamışımdır diye düşünüyordum. Sadece başını sallayarak cevap verdi.
Anıl işlemleri halledip döndüğünde yemek yememi istemişti ama canım istemiyordu, sadece eve gitmek istiyordum. Hastanelerden nefret ediyorum.
Hastaneden çıkıp siyah cam filmli arabaya bindiğimde yürüyemediğim için Ergin tekerlekli sandalyeden kucağına alıp koltuğa oturmuştu. O an kalıplı ve kaslı bir vücuda sahip olduğunu biliyordum ama bedeninden yayılan sıcaklığın bu kadar yakıcı olduğunu bilmiyordum.
Ben arabaya yerleştiğimde Ergin sürücü koltuğuna geçti yanına da Anıl oturdu. Yolculuk boyunca dikiz aynasından beni kontrol eden Ergin'le gözlerimiz birbirine değiyordu.
Anıl'ın dikkatini çekmek için öksürerek "Anıl baksana bi" dediğime koltuğunda arkasını döndü.
"Buyur patron."
"Bana patron demeyi kes öncelikle" diyerek bıkkın bir nefes verdim. Patron denmesinden nefret etmiştim artık.
"Tabi Kıvanç Bey, buyrun."
"Dün gece evimde biri vardı Anıl, eminim. Ben ışıksız uyuyamam ve odamın ışığının açık olduğuna emindim ama gece uyandığımda karanlıktayım. Evde ayak sesleri ve bir şeyin düşme sesini duydum."
Anıl telaşla Ergin'e bakıp geri bana döndü.
"Polise haber verelim Kıvanç Bey, babanızı aramalısınız."
Elimi havaya kaldırıp onu durdurdum.
"Bi sakin ol Anıl, babamı bu işe karıştırma sakın. Ama eve güvenlik kamerası için ekip çağır bir de bir kaç korumayı benim evin önüne dik. Bakalım yine olacak mı?"
Biz konuşurken Ergin sakin görünen yüz hatlarıyla bizi dinliyordu ama dikiz aynasından gördüğüm gözleri yine karanlık ve öfkeliydi.
"Ben kalırım Kıvanç Bey, bugün ekip getiririm." dediğinde kaşlarım havalandı.
"Sen mi?"
"Evet Kıvanç Bey" deyip gülümseye zorlanarak "Dosyamda gördüyseniz önemli isimlerin korumalığını da yaptım. Ayrıca silah kullanmam gerekebilir ve eğer kim olduğunu bulup yakalarsam icabına bakabilirim." diye ekledi.
Anıl'a ne dersin diye baktığımda başını sallayarak onayladı.
"Peki o zaman bu akşam rezidansa gelirsin ama kulübe gitmene gerek yok, iki işi birden sana yıkamam. Sonuçta senin de bir ailen var."
Ergin hızla başını sallayarak "Emredersiniz efendim." dedi.
Geriye kalan yolculukta araba sessizdi ve ben kendi içime dönmüştüm. Nefret ettiğim zihnimin derin dehlizlerinde yolumu bulamadığım ve ışığı göremediğim o karanlıkta.
Bölüm adı bulmakla uğraşmayacagim sayıyla gidiyorum artık 🤣🤣
Bir iki bölüm derken sabaha kadar bir sürü bölüm yazacağım sanırım 🤣🤣
Neyse sorayım. Nasıl gidiyor gençlik, bir yorum yapın be a 🤔🤔
