🖇️Kıvanç
Sanırım şimdiye kadar aldığım en saçma arama az önce kapattığım Enis'in çağrısıydı. Adil amcadan çaldığı parayı kumarda kaybettiği ortaya çıktığı için ülkeden sıvışacakmış ve bir süre gelmeyeceği için kulübü gelene kadar benim idare etmemi istedi. Bu hayatımda duyduğum en boktan fikir olduğu için hemen reddettim ama o inatla araya yok vefa borcumu, yok arkamı kollamasının karşılığı olarak bunu yapmam gerektiğini söyleyerek köşeye sıkıştırdı. Evet bir bakıma hakkı vardı. Beni aileme karşı çok kez kollamış benim için abime karşı çıkmıştı. Ama bunun karşılığında kulübün idaresini bana bırakmak istemesi çok fazlaydı.
Ona bunu yapamayacağımı, dansçıları idare etmeyi geç yanlarında bile duramadığımı, mekan işletmek konusunda hiçbir sikim bilmediğimi, korumaları kontrol edemeyeceğimi söylediğim halde her şeyi Anıl'a bırakmamı ve sadece mekanda patron olarak görünmemi söyledi.
Anksiyete ve panik atak beni ele geçirip kesik kesik nefesler verirken suçunu üstlenebileceğimi, paraları benim için harcadığımı, kumar oynayanın ben olduğumu bile Adil amcaya söyleyebileceğimi söyledim ama ne yazık ki Adil amca buna inanmayacaktı. Çünkü gittiği kumarhanelerde görüntüleri varmış ve zaten Adil amca bunları görmüş.
Valizini hazırladığını belli eden seslerin eşliğinde "Lütfen Kıvanç bir kez olsun sen bana yardım et, arkamda dur" dediğinde bu kırılma noktam oldu ve mecburen "Tamam ama hiçbir işe karışmam ve sadece mekanda dururum" diyebildim.
Sürekli teşekkürler ederek kapattı ve bende elimde telefonla boş gözlerle karşımdaki aynaya baktım. Ben şimdi ne yapacağım?
🖇️
Kafayı yememe ramak kalmıştı ve Enis'in ofisinde, onun koltuğunda oturmuş, bir şeyler anlatan Anıl'a beynimin durduğuna emin olduğum bakışlar atıyordum. Anlattıklarından tek kelime anlamıyordum ki. Benim tek bildiğim şey içmek, alış veriş yapmak, kafayı bulmak ve uyumaktı. Ama şu anda bana kulüple ilgili gevelediği hiçbir boku anlamıyordum.
En son dayanamayıp alnımı ovuşturduğum elimi masaya vurdum.
"Yeter Anıl, kafam şişti. Bak hiçbir sikim anlamıyorum ve sen hâlâ konuşuyorsun."
Anıl başını eğip ellerini önünde birleştirip sakinleşmemi bekledi. Ellerimi yüzüme koyup oflayarak sıvazladım.
"Normalde Enis varken nasıl ilerliyorsanız öyle devam edin. Dansçıların zaten başında biri varmış, bırakın o konsepti vesaireye şeyleri ayarlasın. Sende korumaların mesai saatlerini ve paralarını ayarla." diyerek geniş masanın üstünde duran, muhtemelen Enis'in sigara paketi olan paketten siyah kaplı bir sigara çıkarıp ellerim titrerken dudaklarıma götürüp bulduğum çakmakla yaktım. Derin bir nefes çekip koltuğa yaslandım.
"Dansçıların günlüklerini ya da haftalıklarını, ne sikim alıyorlarsa işte onları da sen kontrol et. Gerçekten tek bir işe karışacak halim yok Anıl. Enis sana güvenip ismini verdiyse bir bildiği vardır. O yüzden bende sana güveniyorum. Anlaşıldı mı?"
Anıl eğdiği başını kaldırıp hızlı hızlı başını salladı.
"Anlaşıldı Kıvanç Bey, siz hiç endişelenmeyin, ben her şeyi kontrol edeceğim."
Sigaradan derin bir nefes daha çekip elimi kapıya doğru savurarak çıkmasını işaret ettim. O tam çıkmak üzereyken "Bekle. Adamlardan birine söyle bana sert bir içki getirsinler" dedim.
"Emredersiniz patron." deyip odadan çıktı.
Patron mu? Tanrım kafayı yiyeceğim. Ben burada ne halt ediyorum?
Ellerimi alnıma koyup dirseklerimi masaya yaslayıp gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım.
Bir kaç dakika sonra çalınan kapıyla başımı kaldırdım.
"Gir." dememle içeri giren takım elbiseliye baktım.
Ergin. Ben bu adamı nasıl unuttum? Artık sürekli burnumun dibinde olacak, sinir krizi geçirtecek kadar asabi ve kasıntı bir eleman.
Hafifçe öksürerek elindeki tepsiyle masaya doğru yaklaşıp kristal bardağı masaya koyup geri çekildi.
"Başka bir emriniz var mı patron?"
Bakışlarımı bardaktaki içkiden çekip ona çevirdim. Yüz hatları donuktu ve ciddi bir duruşla emir bekler gibi duruyordu ama gözlerinde gördüğüm o garip bakışın sırtımı ürperttiğine yemin edebilirim.
"Başka bir şey yok, gidebilirsin" deyip kapıyı gösterdim.
"Afiyet olsun efendim" diyerek başını indirip kaldırdı.
İşte o an dudaklarının bir milim bile olsa kıvrıldığını görmüştüm. Buna eminim.
O arkasını dönüp kapıya doğru yürürken bardağa uzandım.
"Dur."
Olduğu yerde durup bana döndüğünde kül tablasına koyduğum ve kendi kendine yanan sigaranın dumanı gözüme kaçtığında geriye çekilip arkama yaslandım.
Ne söyleceğimi bekleyen adama baktım gözlerimi kısarak.
"Ben Enis'e benzemem eleman. Hakkımda tek bir kötü söz söylediğini işitirsem kendini kapının önünde bulursun."
Ergin yavaşça başını eğip kaldırdı.
"Duymayacağınıza emin olabilirsiniz patron. Lakin duyarsanız saniyesinde kapının önüne konulacağımı biliyorum."
İçkiden bir yudum alıp yeniden sigara paketine uzandım.
"Aferin. Şimdi çıkabilirsin."
Sadece başını eğerek karşılık verip arkasını dönerek kapıyı açıp çıktı.
Sigaranın ucunu tutuşturduktan sonra boş durmamak için masanın çekmecelerini açtım. Birinin içinde bir kutu prezervatif gördüğümde hızla kapattarak tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Onun altındaki çekmeceyi açtığımda üst üste duran siyah dosyalara baktım. Üstlerinde korumaların vesikalıkları vardı. En altında gördüğüm fotoğrafla dosyayı çıkarıp masaya koydum, çekmeceyi kapattım.
İçkimden büyük bir yudum alarak arkama yaslandım. Önümdeki dosyadaki isme baktım.
Ergin Kösedağ.