İntikam... Çoğu insan için sadece bir duygudur intikam. Benim için yaşam sebebimdi intikam... Yıllardır bu anı bekliyordum. Amma nasıl konuşacağımı, ne konuşacağımı bilmiyordum. Sanki yıllardır beklediğim bu anda söyleyeceğim her şeyi unutmuştum. Dilim tutulmuşdu. Hani derler ya hayatda her şey hiç beklemediğin bir zamanda oluverir diye. Aynen öyle olmuştu. Kendimi toparlamaya çalışıyordum. Yıllar önce ailemi darmadağın etmiş bu adam tam önümde durup gözümün içine bakarken kafamın içinde bir sürü fikir dolaşıyordu. Amma bu içimi kemiren fikirlerin hiç birinin şuan dilimden dökülmesine izin veremezdim. Onu tanımıyormuş gibi davranmalıydım. Aslında aklımda bir plan yokta değildi.
Müdürden önce ben lafa girdim:
_>
Merhaba Sayın Savcı. Ben Arjin Vural. Savcıyım.
_>
Arjin Vural mı?
_>
Evet. Bir sorunmu var?
Yüzünde qarip bir ifade yarandı. Sanki beni tanıyormuş gibiydi. Açıkcası oda bana tanıdık geliyordu. Amma çıkaramıyordum.
_>
Hayır. Tabii ki bir sorun yok. Siz beni tanıdınızmı?
_>
Anlamadım? Nereden tanıyabilirim?
_>
Sanarım hatırlamıyorsunuz. Bir keresinde üniveristede tanışmıştık. Üniveristenin ilk günüydü. Aslında hatırlamamanız normal.
Onun nereden tanıdık geldiyini anlamıştım. Ve hatırlıyordumda. Çünki onu üniversitenin ilk günü gördüyümde hoşlanmıştım. Aradan 6 yıl geçmişti. Nasıl hatırladı? Hatta hatırlamakla kalmadı. Tanıdı bile. Çünki üniversite zamanlarında kilolu biriydim. Yani bir ara obezite hastalığına yakalanmama ramak kalmıştı. Onu sadece üniversitenin 1-ci ayı görmüştüm. Sonra bir daha asla görmedim. Üniversitenin son aylarında artık kendime hedefler koyup, onları gerçekleştirmeye yönelmiştim. Baya bir zayıflamıştım. Boyumda uzamıştı. 1.72 -im şuan. O halimle onun benden hoşlanması tam bir mucizeydi. Hatırlamasida ayrı bir mucizeydi.
_>
Siz beni hatırlıyormusunuz? Ben sizi hatırladım.
_>
Tabiiki hatırlıyorum. Hayatımda bir gün bile tanıştığım insanı asla unutmam ben.
Arada 6 yıl geçmesine rağmen beni benim için unutmadığını sanmıştım aslında. Neden böyle düşünüyordum? Bu kadar olayın içinde aslında bizim böyle sakin sakin üniversite yıllarımızdan konuşmamız manasızdı. Barlas Algın Aksel kenardan çok sert, hiç gülmeyen, katı birine benziyordu. Yakındansa asla öyle biri değildi. Sadece banamı öyle davranıyordu? Yoksa ben mi şuanda onu öyle görmek istiyordum? Kafamda bir sürü fikir dolaşırken müdürün katı konuşmasıla aklımdaki bütün fikirler yarıdan kesildi.
_>
Üniversite yıllarınızdan konuşma sırası değil! Bu benim için hayat memat meselesi! Ne yaparsanız yapın bu sorunu çözün! Hemen!
Bu kimdi? Kim olarak bana bağıra biliyordu? Kendini ne zannediyordu?
_>
Siz kim olarak bana bağıra biliyorsunuz? İstersek bu olayı çözmeye biliriz ve siz hiçbir şey yapamazsınız! Unutmayın, burada son sözü biz söyleriz. Siz değil!
Ona döndüğümde hafif bir sırıtışla beni izliyordu. Amma müdüre benim gibi tepki vermedi. Amma söylediklerimin aynısını söyledi.
_>
Sayın Savcıya katılıyorum. İnanın bizden başka bu olaya bakacak savcı bulmanız çok zor.
Aslında zor değildi. İstanbulda savcı kıtlığı yok yani. Bizim gibi bir sürü savcı bulabilirdi. İçten içe kendimi mükemmel hiss etmesemde zayıf noktamı hiçbir zaman kimseye vermiyordum. Yani kendimi hep mükemmelmişim gibi davarnıyordum.
Hala okuldan çıkmamıştık. Barlasla birlikde bu olayı çözmeye karar verdiyimiz bir birimizle konuşmamızdan belliydi. Üniversitenin binasından dışarı çıktığımızda kızın ceseti yerde değildi. Çoktan götürmüştüler sanarım. Hiç konuşmadan üniveristenin çıkışına kadar ilerledik. Kapının ağzında konuşan iki kadın gördüm. Birisi ortayaşlıydı. Diğeriyse sanarım ki üniversiteliydi. Yüzlerinde qarip bir ifade vardı. Şüphelenip hızlı adımlarla ilerleyen benden iki adım kadar ilerde olan Barlası kolundan tutup arkaya çektim. Ne olduğunu anlamayan Barlasa elimi ağzıma götürüp sus işareti yaptım. Duyduğum ses tanıdık geldi. Ve söylediği sözler karşısında hayretle kaldım... Bunu yapan kişi nasıl o olabilirdi..?
Umarım seversinizzz