Doğduğumda babam bir kız çocuğu olduğu için çok mutlu olmamıştı. Annem babamın vermediği sevgiyi vermeye çalışırdı hep ama hiçbir zaman başarılı olamamıştı. Bunu asla yüzüne vurmamıştım, çabaları beni mutlu etmeye yetiyordu. Babama hep bu yüzden kızmıştım. Ben yabancı değildim veya beni evlatlık almamışlardı, onun kanı onun canıydım. Nedenini hiçbir zaman anlayamamıştım, yıllar geçmiş olmasına rağmen hala da anlayamadım.
İlkokula gitmeye başladığım zaman okumamam için elinden geleni yapmıştı ve ben aksine daha fazla çabalamıştım. Bir lafı vardı; "Karnende düşük not gördüğüm anda seni asla okula göndermem!" Bir baba evladını okuldan almakla tehdit etmişti. Bende hayatın yarışına kapılmış asla düşük not getirmemiştim.
Hatırlıyorum, üniversite çağına geldiğimde üniversiteye gitmemem için beni evlendirmekle tehdit etmişti. Bende ona bir söz vermiştim. "Hangi mesleği yapmamı istiyorsan onu yapacağım." demiştim genç yaşta evlenmemek için. Hayallerim elbette vardı ama bunun arasında hayatımı bir adama adamak yoktu.
"Ya polis ya da doktor olacaksın." demişti bana. Bunlar o zamanlar erkeklerin yaptığı mesleklerdi. Bir kadının ameliyathaneye girip ameliyat yaptığı nerede görülmüştü? Hiç düşünmeden polis olma teklifini kabul etmiştim. Doktor olmak istemiyordum, insanları kurtarmak istiyordum ama bunu ölümün burnuna geldiklerine yapmak istemiyordum.
Okulumun ilk yılında günlerce ağlamıştım. Bu işi nasıl yapacaktım? Ben vicdanlı bir kadındım hem de çok. İşlenen konular o kadar ağır gelmeye başlamıştı ki vazgeçmeye adım atmaya başlamıştım. Canlı canlı yakılan insanlar, sebepsiz öldürülen kadınlar. Sürekli oraya ait olmadığımı düşünüp duruyordum.
Ama sonra mahallemizde, hemen iki bina yanımızda yaşlı kimsesiz bir teyzenin evine hırsız girmişti. Kadın o kadar çulsuz bir kadındı ki herkes neden onun evine girdiğini sorguluyordu. Kimse yaşlı kadına verilen hasarın farkında değildi. Hırsız, kadın ona direndiği için kolunu kırmış, yüzünde derin yaralar bırakmıştı. Ve bunların hepsi eski tüplü televizyon ve birkaç dolar içindi.
O gün o kadının halini gördükten sonra kendime bir söz vermiştim. Bu hayatta kim birinin canını sebepsiz yakıyorsa bende onların canını yakacaktım. O günden sonra işime odaklanmıştım ve zamanla bu iş için doğduğumu fark etmiştim. O olay bunu fark etmeme sebep olmuştu.
Ama hiçbir zaman içimdeki vicdanı yok edememiştim. İlk zamanlarda hep olaylara duygusal yaklaşırdım ancak bunun beni bir yere götürmeyeceğini fark etmiştim.
Babama istemesem de bir teşekkür borçluydum. O beni buna zorlamasaydı belki de gençliğin verdiği heyecana kapılıp yanlış kararlar verebilirdim. Ama şimdi zamanında bana en yanlış gelen karar benim en doğrum olmuştu.
"Onunla konuşmak için hazır mısın patron?" Zack'in sözleri üzerine sadece girişine adım attığımız kocaman avluya bakmıştım sadece. Görüş alanımda birbirlerini kovalayan iki tane çocuk vardı. Ellie'nin çocukları olma ihtimali yüksekti. Buruk bir gülümseme oluştu suratımda. O gün sorguda bebeğini darp yüzünden kaybettiğini anlatırken sanki yine aynı olayı yaşamış gibiydi. Bu durumda olduğunu görmek beni mutlu etmişti.
"Hiçbir zaman hiçbir şeye hazır olmayacağım. Hadi gidelim." dediğimde Zack kahkaha atmıştı. Göz ucuyla ona bakıp tekrar önümde duran iki katlı eve doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimizde Zack bana bakıp başını salladı ve kapının zilini çaldı. Bir süre bekledikten sonra ses gelmeyince yeniden basmak için yeltendi ancak arkamızda duyduğumuz sesle dönmek zorunda kaldık.
"Kimsiniz?"
Boğazımı temizledim. İster istemez onu baştan aşağı incelemek zorunda kalmıştım. 18 sene önce biçimli fiziği, zayıf ama güler yüzüyle tatlı bir kadındı. Ama şimdi saçları beyazlamıştı ve o bunu boyamaya bile gerek duymamıştı. Göz altı torbalarından zor gördüğüm gözlerini merakla bize dikmişti. Ona doğru birkaç adım attım.
"Merhaba Ellie. Beni hatırlayacak mısın bilmiyorum. Ajan Ivy, Ivy Cal." Anlamsız bir şekilde yüzüme bakmaya başladığınsa gülümsedim. Hatırlamasını elbette beklemezdim. O gün o olayı hayatından tamamen sileceğini söylemişti.
"Dan Slonike için geldik." dediğimde gözlerini kocaman açmış bir şekilde yüzüme baktı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Neden buradasınız?"
"Bunu oturarak konuşmaya ne dersin?" dediğimde başını sağa sola salladı. "Hayır, o adamın adını neden söylediniz bilmiyorum. Ama ben bu konuyu o öldüğü gün kapattım." dedi net bir tavırla. Başımı hafif yana eğdim. "Bunu konuşmak zorundayız Ellie."
"Hiçbir şey konuşmak zorunda değilim." dediğinde Zack sıkıntılı bir şekilde nefes alıp çantasından izin kağıdını çıkardı ve Ellie'ye gösterdi. Ellie kaçamayacağını anladığında eliyle solumuzda duran bankları gösterince gülümseyerek oraya doğru ilerledim.
Zack ve ben evin dışındaki banklara oturmuş etrafı inceliyorduk. Ellie bize kahve getirmiş ve karşımıza oturmuştu. Kahvemden bir yudum alıp ona döndüm. Meraklı bir şekilde yüzümüze bakıyordu ve konuşmak için ilk adımı atmayacağı bariz ortadaydı. Arkama yaslanıp dudaklarımı araladım.
"Bunu zor kullanarak yapmak istemezdim, üzgünüm. Ama ifadeni yenilemem gerekiyor." dediğimde gözlerini dehşetle açıp ayağa kalktı. "Dirildi mi yoksa? Ölmemiş mi? Hapse atmak için mi ifademi yenilemek istiyorsunuz?" Korkuyla sarf ettiği cümleleri içimde burukluk oluşturmuştu. Belirsiz bir gülüş sergileyip başımı sağa sola salladım. "Hayır Ellie, daha öyle bir olayla karşılaşmadık." dediğimde derin bir nefes alıp geri yerine oturdu ve arkasına yaslandı. Cidden rahatlamış gibiydi. Bir olay yıllar sonra bile insanda böyle etki bırakabiliyor muydu?
"Sana merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum." diye araya girdi Zack. Kısa süreliğine ona bakıp tekrar önüme döndüm. Zack biraz öne doğru eğilmiş, ellerini bacaklarının arasında birleştirmişti. "İfadende Dan ile sevgili olduğun zaman düzenli olarak Street Bar'a gittiğin ve bir adamla konuştuğun yazıyor. O adamı hatırlıyor musun?" Geride durup biçimli yüzünü ve sanki çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi çatılan kaşlarına dikkatle baktım.
"Evet, söyledikleriniz doğru. Ama onca yıl sonra neden bunları soruyorsunuz?" diye sordu şüpheyle. Ona hak vermiyorum desem yalan söylemiş olurdum. Aradan onca yıl geçmişti ve doğal olarak garipsiyordu. Bardağıma bakıp ne zaman birkaç yudum bıraktığımı anlamadığım kahvemin son yudumlarını aldım. "Bunları hatırlamak istediğimi sanmıyorum. Eşim gelmeden önce gitmelisiniz."
Son söylediklerini duymamış gibi yapıp konuyu açtım. "Yakalamaya çalıştığımız bir seri katil var. Ve bu katilin Dan'i de öldürdüğünü düşünüyoruz." dediğimde gülümsedi ve dalgın gözlerle arkamdaki boşluğa bakmaya başladı. "Bence yakalamayın. O adam o şerefsizi öldürdüğü için günlerce dua ettim ona." deyince kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım. O zaman bu dosya cinayet olarak kapanmamıştı, o neyden bahsediyordu?
"Sen neyden bahsediyorsun Ellie?" dedim hiddetle. Oturduğum sandalyede dikeldim. "Dan o zaman çok yüksek dozda uyuşturucudan öldüğü için dosya kapanmıştı." dedim şaşkınlıkla. Benim şüphelendiğim şeyi doğruymuş gibi konuşması beni şaşkına çevirmişti.
"Dan her haltı yerdi ama asla uyuşturucu kullanmazdı." dedi kendinden emin bir şekilde. Kendinden emin olması beni korkutmuştu. "Yaptığı işlerde her zaman mantıklı kalmak isterdi. İçki dahi kullanmazdı. Kimin öldürdüğünü bilmiyorum ama iyi ki yapmış diyorum. Söylesenize, hiçbir şeyim yokken hayata tutunmak için bir sebebim olacaktı. Bir bebeğim olacaktı ve o kaltak adam onu benden aldı!" Son sözlerini o kadar şiddetli söylemişti ki sanki o olayın izleri hala geçmemişti.
"Ve bunu neden o zaman ifadende söylemedin?!" diye araya girdi Zack. Haklıydı, o zaman bunu ifadesinde belirtseydi her şey daha farklı olabilirdi.
"Neden size bu olayın cinayet olduğunu söyleseydim? O adam mı öldürdü bilmiyorum ama kötü bir şey yapmadığı için size bunu söylememiştim."
Sinirlenmiştim. "Adaletle oyun mu oynuyorsun?" diye tısladım. Kendime hâkim olmam zordu. Dan zaten ölmüştü, bizim işimizi aksatacak bir şeye neden sebep olmuştu?
"Elbette oynamıyorum. O zaman bunu sinirle yapmıştım." Rahatlığı karşısında sinir kat sayım artmaya başlamıştı. Dişlerimi çenemi ağrıtacak kadar sıktığımı Zack'in sakinleşmem için kolumu tutmasından anlamıştım. Ona döndüğümde alnını kırıştırmış bir şekilde bana bakıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdıktan sonra ıslatıp önüme döndüm.
"Senin o zaman sinirle yaptığın şey o katilin hala dışarıda olmasına sebep oldu Ellie. Ve o katil hala cinayet işlemeye devam ediyor." İmalı sözlerimin ardından gözünden bariz belli olacak şekilde şaşkınlık geçmişti. Ah! Tanrım! İnsanlar neden bu kadar aptaldı?
"Üzgünüm." dediğinde oturduğum bankta ona doğru yaklaştım. "Üzgün olman bir şey ifade etmiyor. 19 yıl boyunca bu katil her yıl iki tane masum insanın canını alıyor."
"Ah, ne bekliyorsunuz ki? O zaman bunu düşünemezdim tamam mı? Dan'in ölmesi beni ondan kurtarmıştı ve görüyorsunuz." deyip eliyle avluyu gösterdi. Arkamı dönüp kısa süre çocuklarına ve evine bakıp yeniden ona döndüm. "Kendime bir hayat kurabildim. Dan ölmeseydi ben ölecektim."
Sözleri bir süre duraksamama sebep olmuştu. Evet o defterdeki herkesin cinayete kurban gittiğine inandırmıştım kendimi ama aradan pürüzler çıkacağını düşünüyordum. Bunların gerçek olması dengemi sarsmıştı.
"Sorduğum soruyu cevaplayacak mısın?" diye araya girdi Zack. Olanları sindirmeye çalışmak için tarafsız bir şekilde Ellie ve Zack'i izlemeye başladım. Ellie eliyle yüzünü sıvazlayıp o günlere döndüğünü belli eden yüz ifadesine büründü. Pür dikkat hareketlerine bakıyordum.
"Bebeğimi kaybettikten sonra ondan nefret etmeye başlamıştım. Psikolojik destek almama bile izin vermemişti resmen! O barda Zoe adında bir adamla tanıştım. Beni o kadar güzel dinliyordu ki her gün gitmek istiyordum ama Dan yüzünden gidemiyordum. O bana terapi gibi gelmişti."
Zoe... Bu davada bir tek duymadığım isimdi bu. Kulaklarım çınlıyor olmalılardı. Kısa süreliğine bayılmış veya bu gerçekle yüzleşmek için dünyadan soyutlanmış olabilir miydim? Hücrelerimi dahi hissetmiyordum. Sanki zifiri karanlık bir odada Zoe ismi karşımda kocaman bir şekilde bembeyaz duruyor ve üstüme yürüyordu.
"Peki adamı tanıyor musun?" Zack'in sözleri üzerine kendimi toparlamaya çalıştım. Ellie başını sağa sola salladı, "Tanısam ona karşı bu kadar şeffaf olamazdım. Dan öldükten sonra da görmemiştim zaten onu."
Kimdi bu Zoe?
"Teşekkür ederim Ellie. Eğer Zoe denen adamla ilgili aklına herhangi bir şey gelirse mutlaka beni ara." deyip kartımı ona uzattım ve ayağa kalktım. Ellie kartımı aldıktan sonra gülümseyip avlunun çıkışına yöneldim. Beynimin allak bullak olduğunu hissediyordum. Yaşadığım duygu karışımları beni karmaşık bir hale getirmişti.
Ben bu kanıtlara neden bunca zamandır ulaşamamıştım? Neden bunca zamandır bu olayın üstünün tozlanmasına müsaade etmiştim?
"Arabayı sen kullanır mısın Zack?" dedim arabaya binerken. Zack başını salladığında sürücü koltuğunun yanına oturup saç diplerimi okşadım ve pür dikkat dışarıya odaklandım. "Hikayemize yeni bir adam girdi patron." dedi Zack heyecanla.
"Umalım da hikâyenin baş rolü hikayemize yeni girdiğini sandığımız adam olmasın Zack."