Polis olmadan önce hayatın her zaman toz pembe sayfasında dolanırdım. Çoğu kötülük sanki kendi kendine yok oluyormuş da dünya hep iyilere kalacakmış gibi hissederdim. Büyüdükçe ve çoğu şeylere şahit olmaya başladıkça toz pembe sayfalarım yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Zor geliyordu ilk başta, ilk kez birini öldürdüğümde psikolojik destek almak zorunda kalmıştım.
Sonra her seferinde bir suçluyu her bir kurşunla veya yakalamakla cezalandırmaya başladığımda hoşuma gitmeye başlamıştı. Daha fazlasını istemiştim, oradan oraya koşuşturup durmuştum. Sanki dünyayı kurtaracakmış gibi çabalamıştım.
Sonra bir katille karşılaştım, zekamı alt edebilecek bir katildi. Sinirlenmiştim, onu yakalamak için elimden gelen her şeyi yapmıştım ve başarılı olmaya çok az kalmıştı. Çalıştığım bütün dosyalarım hep başarıyla sonuçlanmıştı ve bu dosyanın açığa alınmasına az kalmıştı.
İnsanlar sürekli arkamdan konuşuyorlardı ve bunu duyduğumu fark etmelerine rağmen asla çekinmiyorlardı. "Ivy kendi kendine saçma bir fotoğraf defteri yapmış." diyenleri de duydum, "Sürekli cinayetlerle ilgilenmekten kafasında hayali bir seri katil oluşturdu." diyenleri de. Merkezdeki çoğu insan o kadar çok delirdiğimi düşünüyordu ki bu durumdan artık çok sıkılmıştım. Onların gözünde delirmeye başlamış katı bir ajandım.
Onu yakalayamamış olmamı gururuma yediremiyordum ve o bunun farkındaymış gibi tekrar ve tekrar cinayet işlemeye devam etmişti. Hala çözemediğim bu dava kenarda dururken olduğum mevkide terfi etmiştim ama bu beni mutlu etmemişti. Cinayet Galerisi'nin sahibini hala bulamamıştım.
Bu zamana kadar açıkta kalan tek bir dosyam bile yoktu Leonard dışında. Ve bu davayı öyle bir takıntı haline getirmiştim ki bazen kendimi bile tanıyamıyordum.
Özel hayatım yoktu, önceden arada bir kaçamak yapar şımartırdım kendimi. Ama şunu anlamıştım ki benim özel hayatım artık işimdi. İnsanlar mutlu etmiyordu, güvenimi kaybettikçe onlardan uzaklaşıp işime yaklaşmıştım. Her işlenen davanın sonunda eve dönüp Cinayet Galerisi'ni açar, ne zaman çözeceğimi düşünürdüm. İlk defa yerimde sayıyordum.
Ama şimdi hissediyorum, yaklaşacaktım. Davayı baştan almam beni katile adım adım yaklaştırıyordu. Ve eğer onunla tanışırsam kendisini öncelikle tebrik edecektim.
Jeremy'nin ifadesi 19 yıl önceki verdiği ifadeyle uyuşmuyordu. Kurban tek bir kurşunla öldürülmüştü ve Jeremy dünkü ifadesinde onu defalarca vurduğunu söylemişti. Bir insan sevdiği birini nasıl vurduğunu unutmazdı değil mi? Bir insan ilk işlediği cinayeti unutmazdı, değil mi?
Savcı Andre'ye ses kaydını dinlettiğimde rengi bozulmuştu. Davanın dosyasını yeniden açmamız gerektiğinin o da farkındaydı ancak bunu basına fark ettirmemesi gerekiyordu. Davanın basına sızması demek başkanlık adaylığının yanması demekti.
Böyle bir şeyi tekrar açtığım için elbette ki memnun değildi, kim memnun olabilirdi ki?
"Ne yapmamızı istiyorsun, Ivy?" diye sordu kendini toparladıktan hemen sonra. Alt dudağımı içinden ısırdım, bende ne yapmaları gerektiğini bilmiyordum. "İnanın bana bende bilmiyorum. Ancak bana biraz süre tanıyın, birkaç ipucu bulduktan sonra size bunları e-posta olarak göndereceğim."
Söylediklerime kaşlarını çatmıştı. "Ne yani, bir düşüncen olmadan mı geldin buraya?" diye sordu sert sesiyle. Haklıydı.
"Açıkçası Jeremy'nin ifadesinin böyle çelişkili olacağını tahmin etmiyordum. Bana da sürpriz oldu."
"Beni iyi dinle Ajan Ivy," deyip bana doğru çatık kaşıyla eğildi. "Eğer bu davayı kapatamazsan çıkması için uğraştığımız yasayı ilk seninle uygularım."
Sözlerinin karşısında ürkmüştüm. Çünkü çıkarmak istedikleri yasa idamdı, eski usulü geri getirmek için uğraşıyorlardı. Bu yüzden de seçileceğinden emindi ancak ben bu olayı gün yüzüne çıkarırsam itibarı sarsılabilirdi. Yıllardır başta olmayı isteyip de bir davadan başkanlık kaybetmesini elbette bende istemezdim, o başa geçince iyi şeyler olacağından emindim.
Bürodan çıkıp arabaya bindiğimde Jeremy'i bir kenara bırakıp ikinci cinayet olan, aklımda Leonard'ın işlediğine dair kuşkularımın olduğu cinayeti düşünmeye başlamıştım. Bunların onun işlediğinden emin olmamın sebebi bana gönderdiği albümden kaynaklıydı, sadece beş cinayette bıraktığı defterin bir anlamı olmalıydı.
Sadece kendi işlediği cinayetleri...
Uçağa binip evimize geri döndüğümüzde kendimi yorgun hissetmiştim ancak Dan Slonike'nin cinayetine de bakmalıydım. Zack bana yardım etmekte kararlı görünüyordu. Hevesliydi, hem de şaşırılacak derecede. Eğer bu dosyayı onunla tamamlarsak çok büyük terfi alacağından emindim, belki de hevesi bu yüzdendi.
Dan Slonike.
Belki de hayatımı değiştirecek olan bir cinayet olabilirdi. Belki de bu Cinayet Galerisi adını verdiğim fotoğraf defteri benim hayatımı tamamıyla değiştirebilirdi. Ya da bana bir şeyler öğretmek istiyordu. Neydi bu kadar uzun süre bu dosyanın açık kalmasını sağlayan şey?
Sonuçta bu zamana kadar işlenen cinayetlerin hepsinde katil belli değildi. Ama hep bir bağlantı olurdu aralarında. Ya biri diğerine yanlış yapardı ya da bir başkası onun canını yakardı. Alınan her bir canın kendilerine göre mantıklı bir sebebi vardı. Ama Leonard'ın işlenen cinayetlerin hiçbiriyle bağlantısı olduğunu düşünmüyordum. Çünkü her cinayeti araştırdığımızda ortak birisi olarak karşımıza mutlaka çıkardı.
11 Kasım 1998
Daha dün gibi hatırlıyordum o günü. Olduğum mevkie yeni geçmiştim, her işlenen suça o kadar istekli koşuyordum ki üstlerim hep beni takdir ediyordu. Daha gençtim, kafam o kadar boştu ki her şeyi çabucak kavrayabilir, pratik zekamla hızlıca mantık kurabilirdim.
Size sanırım şunu itiraf etmeliyim; uzun süre ajan olmak sanki bütün olaylar aynı olacakmış hissi yaratıyordu. O zamanlar yüzlerce yoldan ilerlerdim ancak şimdi kalıplaşmış dört yolum vardı ve onun dışına çıkamıyordum.
Bu olayla kalıplaşmış yollarımın dışına çıkacak, beşinci yolumu inşa edecektim.
"Zack!"
"Efendim patron!" diye seslenerek yanıma yavaş ama uzun adımlarla gelmeye başladı. Gözümle baştan aşağı süzdüm onu. Uzun boyu, ince uzun bacakları, sivri yüz hattı ve keskin bakışlarıyla cidden karizmatik görünüşüne sahipti.
Zack elinde kahvelerle ayağıyla kapıyı itekleyip içeriye girince minnetle ona baktım. Uzattığı az sütlü kahveyi alıp birkaç yudum çektim içime ve gözlerimi kapattım. Şu kahve denen şey gerçekten insanoğlunun başına gelmiş en büyük nimetlerdendi bence.
"Oh, çok iyi geldi! Teşekkürler, Zack."
"Önemli değil patron. Beni ney için çağırmıştın?" dediğinde elimi alnıma vurup kahvemi kenara bıraktım. Kahveye kendimi o kadar kaptırmıştım ki onu neden çağırdığımı az kalsın unutacaktım.
"Evet, Dan Slonike cinayeti için seninle fikir alışverişi yapmak istiyorum." dediğimde gözünde her zamanki gibi ışıltılar saçmaya başladı. Bu adam gerçekten ben bu konuyla ilgili her konuştuğumda böyle parıldayan gözlerle mi bakacaktı bana? İşini cidden bu kadar mı seviyordu?
"Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsun?" dediğinde gülümseyip önümdeki ekrana baktım dalgın bakışlarla. 19 yıl sonra bu düşündüğüm şeyi yapmak doğru olacak mıydı emin değildim. "Onun dosyasını getirir misin?" Zack sanki bu anı bekliyormuş gibi koşar adımlarla dosya çekmecesini açtı ve dosyayı alıp önüme koydu. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım ve bir süre bekledim.
"İstersen ben açabilirim patron." Zack'in sözleri üzerine gözlerimi yavaşça açıp kızardığına emin olduğum irislerimle ona baktım. Şaşkınca bana bakıyordu. Ayaklanıp yanıma doğru geldi ve tam yanımda durdu. "Ne oldu patron?"
"Bu olayın hikayesi beni her zaman etkiler." diye açıklamada bulundum ona. İşime duygularımı karıştırmamaya çalışmıştım her zaman ama bazen engel olamıyordum. Ah! Bu huyumdan hiçbir zaman vazgeçemeyecektim sanırım. Vicdanımı hiçbir zaman yok edemeyecektim.
Zack sözlerimden sonra müsaade isteyip dosyayı açtı ve yeniden karşıma geçip eski yerine oturdu.
Dan Slonike.
38 yaşındaydı. Boş gezen dolu çalışan derdim ben ona. Hiçbir işle çalışmıyor gibi görünüp alttan para götürüyordu ve bu sayede varlıklıydı. Mafya dediğimiz varlıkların faizli aldığı paranın üstüne daha fazla faiz koyuyor, kalanı kendine alıyordu. Şiddet uyguladığı sevgilisinin ifadesi bu şekildeydi.
"Ölmesi çok da kötü bir şey değilmiş." diyerek düşüncelerini dile getirdi Zack. Gülümseyip başımı salladım. O dosyadan yazandan çok daha fazlası vardı. Koskoca bir hayat hikayesi... Bir genç kadının hayatının karanlığa dönüşü vardı. O adamın ölümüyle karanlığına kocaman bir ışık gelmişti.
"Ölüm sebebinde neden yüksek doz uyuşturucu kullanımı yazıyor?" Zack'in sorusu üzerine düşüncelerimden sıyrılıp o günleri düşündüm. Vücudunda olağanın üzerinde uyuşturucu tespit edilmişti. Bir dakika içinde öldürecek kadar yüksek uyuşturucu...
Zack sözlerimin ardından kaşlarını çatıp defteri kenara koydu ve dirseğini masaya yaslayıp işaret ve baş parmağını alnına yerleştirdi. Ciddi bir şey düşünüyor olmalıydı. Onu ilk defa bu kadar ciddi görmüştüm.
"Ellie." Zack'in düşüncelerini bölen konuşmam olmuştu. Merakla bana dönüp baktı. Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu. Zack devam etmemi bekler bir şekilde bakıyordu yüzüme. Bal sarısı gözlerinin rengi kahverengiye çalmıştı. Gözlerini karartan şey neydi merak etmiştim.
"Ellie o zaman yirmi beş yaşında genç bir kadındı. Dan yakışıklı ve bakımlı bir adam olduğu için ona âşık olduğunu söylemişti. Parası da vardı. Kimsesiz bir kadın için tam ona göre bir adamdı. Ellie çok hassas bir kadındı. Dan öldüğünde onu suçlamamız bile saatlerce aralıksız ağlamasına sebep olmuştu. Otopsi raporunda yüksek doz uyuşturucu çıkınca kadını şüpheliler arasından çıkarmıştık."
"Patron."
"Sadece bir kere anlatabilirim." dedim sözlerimi bölen Zack'e karşılık. Dolan gözlerimi saklama gereği duymadan gözlerinin içine bakmaya başladım. O zaman bende o kadının yaşlarına yakın yaşlarda olduğum için beni derinden etkileyen bir olaydı.
Zack üzgün bakışlarla bana bakınca gülümseyip anlatmaya devam ettim.
"İlişkilerinin altıncı ayında Ellie hamile kalmış ve çok da mutlu olmuşlar. Hatta bir kız çocukları olacaklarını öğrenmişler ancak Dan bu olaya çok sevinmemiş. Kadını günlerce yataktan kalkamayacak kadar şiddetli dövmüş. Daha sonra motor kazası yaptı bahanesiyle hastaneye götürmüş ve bebeğin öldüğü haberiyle zıt duygular içine girmişler."
"Şerefsiz adam!" diyerek kendini tutamayan Zack beni güldürmüştü. Gözümden düşen damlaya engel olamadığım için elimin tersiyle silmek zorunda kalmıştım. Zack kaşları çatık şaşkın bir şekilde baktı bana.
"Ellie olayın altından kalkamamış, psikolojik tedavi görmek istemiş ama Dan buna izin vermemiş. En sonunda ondan ayrılmak istemiş ama onu canıyla tehdit etmiş. Ellie psikoloğa gidemeyince üç günde bir Street bara gidiyor, tanımadığı bir adamla sürekli dertleşiyormuş."
"Street bar mı?" dedi Zack dehşetle. Başımı gülümseyerek salladım. Bende o gün aynı tepkiyi vermiştim.
"Evet, ilk cinayetin işlendiği o bar." deyip kahvemin son yudumlarını aldım. "Ellie'nin psikolojisi o kadar kötü durumdaydı ki Dan öldükten sonra bir süre hastanede yatmak zorunda kalmıştı. Özellikle kimsesizken bir çocuğu olacağını öğrendiğinde onu şiddet görerek kaybetmesi yüzünden. Şimdi ne yapıyordur acaba?" Kendi kendime sorduğum sorunun cevabını aslında bu dosyayı açarak kısa süre içinde alacaktım. İfadeyi yeniden almam gerekecekti ve Ellie'ye bunu yapmak istemesem de ona o günleri hatırlatmak zorunda kalacaktım.
"Patron, kafamı karıştıran bir mevzu var." diyerek düşüncelerimden acımasızca çıkardı beni Zack. Kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım konuşması için.
"Düzenli olarak Street bara gittiğinden bahsettin. Aynı kişiyle dertleşiyor olmalı. Bilemiyorum belki de bunu söylemek için çok erken." Son sözlerini kendisine söylüyor gibiydi. Sözlerine karşılık kaşlarım daha da çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum sert çıkan ses tonuma engel olamadan.
"Ellie denen kadınla görüşmemiz gerek diyorum patron."