90'lı yıllarda en çok dinlediğim müzik olan Smells Like Teen Spirit'i açıp o eski günlere birkaç dakikalığına da olsa dönüş yapmıştım. Saat gecenin ikisi veya üçü olmalıydı, nostalji sevdiğim için bu saatlerde telefon kullanmaz, gaz lambasıyla plak eşliğinde dosyalara bakardım. Yaşlanmayı kabullenmemek bu olmalıydı. Hep eski günlerde kalmak istiyor teknolojiye ayak uyduramıyordu.
Dün müsait kaldığım her saat boyunca Sam Benny cinayeti hakkında araştırma yapmıştım. İngiltere'de hapis yatan erkek arkadaşı Jeremy Cole hakkında araştırma yapıyordum şimdi de.
Ofisteyken, bulunduğu cezaevinin müdürüne e-posta atıp dosyasının bir kopyasını rica etmiştim. O cinayetin en büyük anahtarı Sam Benny'nin erkek arkadaşı Jeremy Cole'dü çünkü. Her ne kadar cinayeti işlemediğini bile bile onu parmaklıklar ardına göndermiş olsam da bunu kendim için yapmalıydım.
Uyumam gerektiğine karar verip yatağa doğru ilerlemiş ve gece geç yatmanın verdiği yorgunlukla zor da olsa uyanıp ofise geçmiştim. 23 yıla yakın bu işi yapıyordum ve bünye artık yorulmaya başlamıştı. Yaşlanıyordum kısacası.
"Günaydın Ivy." diyerek neşeli bir şekilde odaya giriş yaptı Zack. Başımı kaldırıp ona baktım ve gülümsedim. "Günaydın."
Zack buraya yeni atanmış bir ajandı. Frank onu yanıma bana yardımcı olması için vermişti ve bu konuda hakkını veriyordu. İki yılı dolduracaktı sanırım buraya geleli ve yükümü almaya başlamıştı. Eğer bir gün erken emekli olmaya karar verirsem koltuğumu ona gönül rahatlığıyla verebilirdim.
"Sana kahve getirdim." deyip kendisine ve bana getirdiği kahveleri gösterdi. "Bugün nasıl hissediyorsun kendini?" diye sordu. Gülümsedim tekrar, gözümle oturmasını işaret edip elinden bana getirdiği kahveyi aldım.
"Yorgun galiba." diye cevapladım sorusunu. Gözünü devirip her zamanki tarif edemediğim gülüşünden sergiledi. "Patron, Leonard'ın yaptığını düşünüyorsun değil mi?"
Başımı yukarı aşağı salladığımda buruk bir gülümseme oldu yüzünde. "Bu dava seni çok yoruyor." dediğinde evet diye geçirdim içimden. Gerçekten bu dava beni çok yoruyordu. 19 yıldır adını geçtim, dış görünüşüne dair bile bir şey bulamadığımız katil hakkında araştırma yapmak yıpratıcıydı. Ona yaklaştığımı sanıyorken daha çok uzaklaşmak yormuştu. Aslında o katile hiç yaklaşamamak yormuştu.
"Zack, bak aklıma ne geldi. Bu davada benimle olmak ister misin?" diye sordum kahvemi yudumlarken. İşin açıkçası bu sorudan sonra Zack gibi bende gözlerimi kocaman açmış, dediklerimi sindirmeye çalışmıştım.
Hadi ama Ivy, buraya daha yeni atanmış adam mı sana yardım edecek?
Kahrolası ağzım!
"Bu harika bir fikir patron! Elbette isterim!" diye heyecanla çırpındı karşımda. Zorla da olsa hafifçe gülümseyip zorlukla kahvemi yudumladım. Bu dava bir 10 yıl daha uzardı bu gidişle.
"Nereden başlıyoruz?" diye sordu neşeyle. İşini ilk günkü gibi heyecanla yapması beni mutlu ediyordu. O da yedi yıl önce sektörümüze dahil olmuştu ancak sanki hayatın hiç kötülüğünü görmemiş gibi heyecanlı ve istekliydi.
"Galerinin başından, Sam Benny cinayetinden."
"Galeri mi?" diye sordu şaşkınlıkla. Gülümsedim. Şaşırması elbet normaldi çünkü Leonard'ın yıllar önce gönderdiği defteri Frank ve Blair dışında kimseye söylememiştim. Zack sorgular bir şekilde bana bakmaya devam ettiğinde elimi masanın sağ alt çekmecesine atıp oradaki yıllar önce kargoyla aldığım defteri çıkarıp masanın üzerine koydum.
"Leonard bunu yıllar önce bana kargoyla göndermişti. Ne düşünceli adam değil mi?" dedim alayla. Zack'in şaşkın yüz ifadesi anlamsız bir şekilde gergin hale bürünmüştü. "Bunu neden daha önce söylemedin?" dedi kızgın bir şekilde. Kaşlarımı çattım.
"Kişisel eşyalarımı birine söylemek zorunda olduğumu bilmiyordum." dediğimde başını hafif geriye atıp boynunu kıtlattı ve elleriyle yüzünü sıvazlayıp kendine gelmeye çalıştı. Şaşırmıştım.
"Patron, bu ciddi anlamda riskli. Senin iyiliğini düşünüyorum." Yumuşak sözleri az önceki kızgınlığımı götürmüştü. Başımı sağa sola salladım. "Bir kadın olmam güçsüz olduğum anlamına gelmiyor Zack. Yıllardır bu işi yapıyorum." deyip göz kırptım. Kahvemi yudumladığım sırada, "Sen çok güçlü bir kadınsın, biliyorum. Ama patronuma bir şey olmasını asla istemem." dediğinde hafif çaplı kahkaha attım. "Güzel düşüncelerinize minnettarım beyefendi."
"Güzel dileklerim hep sizin olsun efendim." deyip gülerek gözlerini benden ayırmadan kahvesini yudumladığında kısa süre sonra önümdeki deftere baktı. "Devam edelim mi?" dediğinde silkelenip kendime geldim ve başımı salladım.
Defterin ilk sayfasını açıp Zack'in önüne itekledim ve işaret parmağımla resmin üzerine ritmik bir şekilde iki kere vurdum. "Bu kadın."
"Nasıl olacak o patron?" Ellerimi birbirine birleştirip düşünceli bir şekilde deftere döndü bakışlarım. "Jeremy Cole. Sam Benny'nin erkek arkadaşı, katili diye içeri attığımız adam."
"İyi de patron, o dosya Jeremy Cole içeri atılınca kapandı diye biliyorum. Yıllar sonra sadece kuşku yüzünden açacaklarını hiç sanmıyorum."
Bu adamın zekasına tükürmek istiyordum.
"Bu yüzden kimse bu davaya tekrar başladığımızı bilmeyecek Jeremy."
"Zack."
"Ne?"
"Zack, patron. Jeremy cezaevinde." deyince sinirden gülüp başımı yukarı aşağı salladım. "Aklım Jeremy'deydi, üzgünüm."
Başını, "Sorun değil." anlamında sallayıp önümdeki defteri önüne çekti.
"Bir şey sormak istiyorum patron. Cinayetin sebebi neydi?" dedi defterin sayfalarını ağır çekimde çevirirken. Tek kaşımı kaldırarak tavrına şaşkın bir şekilde bakakaldım. Ardından silkelenip kendime geldim, çözülecek bir dava bulunuyordu.
"Sam, erkek arkadaşı Jeremy'i aldatıyor ve çok büyük kavga ediyorlar. Aynı akşam Sam kulüpte vuruluyor ve ölüyor." dedim olay sanki daha dün yaşanmış gibi. Jeremy'nin şaşkın ve mağdur yüz ifadesi gözümün önünden gitmiyordu.
"Patron, görgü tanığı var mıydı?" diye sorduğunda kaşlarımı çatıp sorguya girdiğim günü yeniden hatırlamaya çalıştım.
"S harfindeki 5'inci çekmeceyi açar mısın, dava dosyası orada." Zack sözlerimin ardından hızla hareket edip dolabın karşısına geçti ve kısa sürede Sam Benny dosyasını önüme koydu.
Dosyayı inceledikten sonra, "Jeremy cinayeti kendisi işlediğini itiraf etmiş." diye cevapladım. İtirafına kaydı gözüm, bir şeyler yanlış gibi geliyordu. Evet onun yapmadığını düşünüyor olabilirdim ama bu gerçek olmamalıydı. Her ajanın gözünde masum olan bir katil vardı.
"Zack, şunu sesli okur musun?" Zack dosyayı önümden alıp boğazını temizledikten sonra okumaya başladı.
"...-eski sevgilim Sam Benny beni başka bir erkekle aldattığı için onu sorguya çektim. Kabul etti, beni aldattığını hatta bunu fark edemeyecek kadar ahmak olduğumu belirtti. Sinirlenmiştim, evden çıktıktan sonra onu takip edip kulüpte dans ederken tek kurşunla öldürdüm."
"Adamın geçmişinde uyuşturucuyla yakalanmaktan başka bir sicili yok." diye mırıldandım kendi kendime. Masum olmamalıydı. Masum bir adamı yıllardır parmaklıklar ardında tutuyor olamazdım.
19 yıldır uğraştığımız davayı acaba yeniden açınca kaç yılda bitirecektim merak ediyorum doğrusu.
"Anlamıyorum, cinayet sicili dahi olmayan bir adam bu kadar usta bir şekilde cinayet nasıl işler? Tek kurşunla insan öldürmek çok profesyonelce." diye sordum Zack'e bakarak. Bilmiyorum anlamında omuzlarını kaldırıp indirdi.
Dudaklarımı birbirine bastırıp önümdeki dosyaya boş boş bakmaya başladım. Bunun altında farklı şeyler dönüyordu, yapmam gereken tek şeyin Jeremy Cole'ün kendisiyle konuşmak olduğuna karar vermiştim.
"Hazırlan, Los Angeles'a gidiyoruz." deyip hızla ayağa kalktım ve çantamı alıp ofisin kapısını açtım. "Dur patron bir dakika! Neden?"
"Yolda açıklayacağım Zack, acil bize akşama kadar uçak bileti bul."
Los Angeles.
Los Angeles'a ayak bastığımız gibi otele yerleşip dinlenmeye fırsat bulamadan savcılığın yolunu tutmuştuk. Savcı Andre'nin odasının önüne geldikten sonra kısa süre Zack'e bakıp derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı tıklattım. Gir komutuyla kapıyı açıp içeri girdim.
"Merhaba efendim, ben ajan Ivy Cal. Sizinle irtibata geçmiştim."
"Evet, hatırladım. Şu yıllar önce işlenen cinayet hakkında konuşmak istediğini söylemiştin, değil mi?" diye sordu pozisyonunu dahi bozmadan. Biraz kasılmıştım ancak kararlılığımı sürdürmeye devam edecektim.
"Zack, dosyaları verir misin?" Zack dosyaları uzattığı anda elinden nazik bir şekilde alıp Savcı Andre'nin önüne koydum ve konuşmaya başladım.
"Bu dosya 19 yıl önce vardı ancak Jeremy Cole'ün itiraf etmesiyle dava kapanmıştı. Biliyorum 19 yıl sonra bu dava için karşınıza çıkmak biraz saçma gelecek ancak yerine oturmayan parçalar var." deyip dosyayı açtım ve Jeremy'nin itirafını okudum.
"Soğukkanlılıkla işlenmiş bir cinayet ve sen bu cinayetin dosyasını tekrar açmamı mı istiyorsun benden? Adam cinayeti itiraf etmiş ajan!" diye tısladı dişlerinin arasından. Ürpermiştim ancak ona kızamıyordum, haklıydı. Ama cümlemin daha devamını dinlememişti.
"Devamı da var; Jeremy'nin sabıkasını incelediğimde hep yasal olmayan ama ufak tefek suçlar bulunuyor. Ve Jeremy içeri girdikten sonra ona benzer cinayetler hala işlenmeye devam ediyor." dedim ve karşısına oturdum. Tek kaşını kaldırmış bir şekilde benden mantıklı bir açıklama bekliyor gibi görünüyordu. Gülümsedim ancak biraz sinir içeriyordu.
"Buna benzer cinayetler derken?" dedi alaycı bir şekilde gülerken. "Her gün sayısız bu şekilde cinayetler işleniyor ajan. Yaşlanıyor musun yoksa?" dediğinde biraz ileri gittiğini anlaması için boğazımı temizleyip dik duruşumu bozmamaya çalıştım. Ona her zaman saygım sonsuzdu ama ne söylediğini bilmeliydi.
Söylediklerini görmezden gelerek aynı onun yaptığı gibi bende alaycı gülüşümü takınmıştım. Mimiksiz sanki duygularımı tartmaya çalışan Zack'ten defteri alıp karşısına götürdüm ve defterin ilk sayfasını meydan okuyan tavırla açtım. Tek kaşını kaldırarak bana bakıyordu.
"Sam Benny. Defterde yazana göre ölmeden dakikalar önce çekilmiş fotoğrafı." Göz temasımı kesmeden defterin sonraki sayfasına geçtim ve elimle ritmik bir şekilde sayfaya iki kere vurdum. "Dan Slonike." Yeniden sayfayı çevirdim. "Nicholas Morgan." Defteri hafif bir şekilde önüne itekleyip incelemesi için birkaç adım geri çekildim. "Bu bana yıllar önce kargoyla geldi. Burada sadece peşinden koştuğum katilin işlediği beş cinayet var. Daha fazlasını işlemeye devam ediyor ve edecek de. Her cinayeti kusursuz aynı tarihlerde işliyor. Son üç yıl hariç."
Zack'le aynı hizaya gelip ona baktığımda gülümseyerek bana bakıyordu. Gözlerimi hafif bir şekilde kapatıp açtıktan sonra savcıya dönüp defteri incelemesini izledim. Kısa süre sonra defteri kapatıp bana uzatınca Zack hızlı davranıp defteri aldı ve yanıma döndü.
"Yani burada demek istediğim-..." diye cümleye başladığımda, dişlerinin arasından, "Sonunda." dediğini duymuştum. Bozuntuya vermeden devam ettim. "Jeremy'le görüşmek de dahil orada yazan isimler için görüş izni istiyorum sizden. Soru işaretlerime cevap bulabileceğimi umuyorum." diye sonlandırdım cümlemi.
"Pekâlâ, bunun için izin veriyorum ancak kapanmış davayı açmanı tasvip etmiyorum, Ajan Ivy." Derin bir nefes alıp başımı yukarı aşağı salladım.
"İzin verdiğiniz için pişman olmayacaksınız, efendim." deyip izin kağıdını imzalamasını izledim. Kâğıdı alıp odasından içimdeki rahatlıkla çıkarken Zack'e bakıp gülümsedim. "Çok da zor olmadı, patron."
"Öyle, Zack."
Cezaevinin önüne geldiğimizde içeri girip izin belgesini gösterdikten sonra koğuşa doğru yönlendirilmiştik. Ellerimi sıvazlayıp boğazımı temizledim. Heyecanlanmadım dersem yalan söylemiş olurdum, içeride yatan adam o defterin başlangıcıydı ve cinayetin cevabı ondaydı.
Sorgu odasında beklerken kısa bir süre sonra Jeremy karşımda belirdi. Saçlarıyla sakalları birbirine girmişti. Saç ve sakallarının arasında siyahlık görmek zordu. Beni gördüğünde gözlerinde ufak bir nefret duygusu belirmişti, nedenini anlamak zor değildi. Buraya ilk geldiğinde kadınların gönlüne taht kuracak kadar yakışıklı bir adamdı.
"Benim onunla konuşacak bir şeyim yok." dedi yanındaki memura bir eliyle beni gösterirken. "Benim seninle konuşacak çok şeyim var, otur." deyip gözümle önümdeki sandalyeyi işaret ettim.
"Beni 19 yıl önce nasıl içeri attığını mı konuşacaksın? Yoksa beni mi özledin? '' dedikten sonra karşıma oturdu, yüzüne yalancı bir gülümseme takınmıştı ve bakışları kendince tehditkârdı. Zack sinirle boğazını temizleyip, "Fazla konuşursan konuşacak bir dilin kalmaz." dediğinde anlamsız şekilde ona baktım ve boğazımı temizledim.
"Cinayeti nasıl işlediğine dair yeniden ifadeni almak istiyorum." diye konuya giriş yaptım. Ufak çaplı kahkahası sorgu odasının içinde yankı yarattı. Zack'le birbirimize bakmıştık, derin bir nefes aldım. "19 yıl önceki ifademi neden yenilemek istiyorsunuz?"
"Çünkü cinayeti senin işlemediğini düşünüyorum." Sözlerimin ardından gözünden büyük bir şaşkınlık geçmişti, sonrasında boğazını temizledi ve güldü. "Bununla övünmek istemiyorum ama bu cinayeti ben işledim."
"O zaman bize nasıl işlediğini tekrar anlatmakta zorlanmayacaksındır, Jeremy." diye araya girdi Zack. Yüzümde hafif bir gülümseme oluştuğunu hissediyordum. Jeremy önce boğazını temizledi, ardından konuşmak için hamle yaptı.
"Beni aldatmıştı..." deyip duraksadı. "Onu vurdum, beni aldatmamalıydı." Sesinde anlam veremediğim bir hüzün vardı. "Onu özlüyor musun?" diye sordum, konudan biraz uzaklaşıp dikkatini dağıtacaktım.
"Çok." dedi, gözleri arkamdaki camekana kaymıştı. "Onu korumam gerekiyordu, gitmesine izin vermemeliydim. Çok hayalimiz vardı. Ölmek için çok gençti."
"Neden öldürdün o zaman?" diye sordum gözlerimi ondan ayırmadan. Bakışlarını bana çevirip kaşlarını çattı. "Yanlış insanla uğraşıyorsun ajan, dışarıda daha önemli işlerin olduğuna eminim."
"Şu an olan işim sensin, Jeremy." dediğimde Zack araya girdi. "O cinayeti kim işledi?"
"Ben işledim. Bir kurşun yetmedi, defalarca vurdum onu. Onun beni vurduğu gibi." Bariz bir şekilde gülüp başımı ona doğru eğdim. "Katilin adı ne?" dedim özgüvenle.
"Neden hala inanmıyorsun? İnandırmak için ne yapmam gerekiyor?" dediğinde tek kaşımı kaldırıp Zack'e döndüm. "Soracağın sorular var mı Zack?"
"Cinayet silahı neydi?" diye sordu Zack. Zekiliğine karşı göğsüm kabarmıştı. Jeremy ellerini masaya vurup "Yeter artık!" diye bağırdı. "Aynı şeyleri hatırlatıp durmanızdan nefret ediyorum! Konuşma burada bitmiştir."
"Hayır, Jeremy. Biz senin çıkmana izin vermeden buradan çıkamazsın." deyip ellerimi masanın üzerine koydum ve birbirine kenetledim. "Şimdi söyle bana, cinayet silahı neydi?"
Jeremy cevap vermek yerine kollarını göğsünün altında birleştirip yüzünü soluna çevirdi. "Hadi ama, işlediğin bir cinayetin silahını söylemek bu kadar zor olmamalı." dedi kibirli bir şekilde Zack. Yüzündeki muzip gülüşün altında çok şey yatıyordu.
Jeremy sinirli bir şekilde bize dönüp, "Armalite." dediğinde, kalbim heyecandan sıkışmıştı. "Kaç kalibre?" diye sordum. "9." deyince Zack'e dönüp gözümü kırptım. "Haftaya görüşürüz, Jeremy." deyip ayağa kalktım ve Zack'e işaret verdim.
Cezaevinden çıktığımızda Zack'in bize ayarladığı otele gidip Jeremy'le olan görüşmenin ses kaydını dosyanın arasına koydum. "Savcı bu işten hiç hoşlanmayacak." dedi Zack.
Öyle olacaktı, yıllar önce karambole gelen bir dava olarak öne çıkacaktı ve yeniden açılması davayla ilgilenen diğer ajanların pek hoşuna gitmeyecekti. Jeremy'i içeri atan ben haricinde.