İçeriğe geç

Cinayet Galerisi

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Cinayet Galerisi

Bölüm 1

1. Bölüm

Carson Şehri'nden gelen anonsla birlikte tüm ekip yola koyulmuş, Blair'la birlikte benim araca binmiş telsizden gelen bilgilere dikkat kesilmiştik.

" Bence yine o yaptı. " diye fikrini öne sürdü Blair. Ona kısa süreli bir bakış atıp tekrar yola döndüm. " Göreceğiz. "

Ben FBI ajanı Ivy Cal. Ve bu da Dedektif Blair Daisy. Şu an gittiğimiz bir cinayetti. Yani ikimizin de tahmini aynıydı ve doğru çıkacağını bildiğimiz için bu kadar emin konuşuyordum.

Leonard. Katilin ismi.

Hayır hayır, kim olduğunu veya neye benzediğine dair inanın bi fikrimiz yok. Ona Leonard dememizin sebebi Leonard isminin cesur aslan anlamına geliyor olmasıydı.

Evet, bir aslan kadar stratejik, atik, hızlı ve arkasında iz bırakmayan bir katildi. Cesurdu. Arkasında onu bulmamız için bir çok izler bırakıyordu ancak o izler sadece onun istediği yere kadar bulmamızı sağlıyordu.

Bu yüzden yıllardır bulamıyorduk.

İlk cinayet, 11 Mayıs 1998 tarihinde, Street adındaki modern bir kulüpte genç bir kadınla başlamıştı. Olayın üzeri elbette farklı şeylerle kapatılmıştı.

Kadın o gece erkek arkadaşından ayrılmış ve kafasını dağıtmak için bir kulübe atmıştı kendini. En önce biz de erkek arkadaşının yaptığına dair kanıtlar aramaya başlamıştık ancak öyle değildi.

İlk cinayette erkek arkadaşı içeri postalamıştık ancak ikinci cinayet hayli kafamızı karıştırmıştı.

6 ay sonra. Tam altı ay sonra aynı gün ve aynı saatte bir cinayet daha işlenmişti. Bu seferki kurban erkekti. Kulağa normal geliyor, değil mi? Bir de bu tarafını dinleyin.

Dan, adamın adı. Kız arkadaşını darp edip evine dönüyor ve ayaklarını uzatıp televizyonun karşısına kuruluyor. Kollarını koltuğun kenarlarına açıp başını geriye yasladığı anda ölüyor.

Iki birbirine benzeyen cinayet. Biliyorum, elbette tesadüf diyeceksiniz. İşin daha da garipleştiği kısım şurada başlıyor.

Dan'den sonraki cinayette.

Zengin bir iş adamı. Evi tamamiyle kameralarla dolu, güvenlik önemli sonuçta.

Adam o gece deli gibi sonraki gün kazanmak istediği dava için çalışıyor. Ve kamera kayıtlarında eline bir defter alıp bakıyor, panikle yerine bırakıp anında ölüyor.

Nasıl olduğuna, kimin yaptığına dair hiçbir iz bulamamıştık. Her cinayet, 11 Mayıs ve 11 Kasım tarihlerinde gerçekleşmişti.

Ta ki, bundan 3 yıl öncesine kadar. Cinayetler daha da sıklaştı sanıyorsunuz değil mi? Asla! 3 yıl önceki cinayette katili yakalamaya o kadar yaklaşmıştık ki, artık cinayetler sadece 11 Mayıs tarihinde gerçekleşir olmuştu.

Her neyse, devam edelim.

Evi aradığımızda bütün defterlere veya dosyalara bakmıştık ancak anormal bir duruma rastlanamamıştı.

Nereden mi iş ilginçleşmişti. Bir gün odama gelen kargoyla.

Kargo paketini açtığım zaman karşıma bir defter çıktığında defteri cesurca açmıştım. Içinde yıllardır peşinde koştuğumuz cinayetlerdeki kurbanların resimleri ve ölüm saatleri vardı.

Tabiki normal, biliyorum. Peki, kurban ölmeden saniyeler önce çekilmiş bir fotoğraf olması ne kadar normal?

Bu katil işinde tam bir ustaydı ve yaptığı işin her saniyesini planlıyordu. Arkasında izler bırakmasının tek sebebi onu takdir etmemizi istemesiydi.

Bir katil neden takdir edilsin, öyle değil mi? Ben ediyordum. Mantığı, zekası, pratikliği ve stratejileri. Her şeyi mükemmel yapıyordu. Her şey onun elindeydi ve onun istediği gibi ilerliyordu.

" Biraz daha gidersen ekibin kalanları bizi incelemek zorunda kalacak. " Blair'ın sesiyle ani fren yapıp durdum ve özür diler bir şekilde baktım yüzüne.

" Dalmışım. " deyip U dönüşü yaparak olay mahaline hızla sürdüm. Geldiğimizde arabayı park edip hızla indim ve kapatılmış alana girdim.

" Rapor ver John. " Üzeri kapatılmış cesedin karşısında durmuş John'un söylediklerini dinliyordum.

" Gece yarısı 4 gibi ölmüş diye tahmin ediyoruz. Hem zehirlenmiş, hem de kalp krizi geçirmiş. Herhangi bir darp izine de şu an rastlamadık. Net sonuçlar otopsiden sonra belli olur patron. "

Başımı sallayıp binaya baktım ve geri dönüp arabaya yaslandım. Bu sefer farklıydı, zehirlenme ve kalp krizi. Telefonumdan tarihe baktığımda ayın 11i olduğunu gördüm. Onun yapmış olması gerekiyordu.

Ama bunu kanıtlayamazdım. Her zamanki gibi. Bu sefer basit kaçmıştı, önceki cinayetlerde kanıtlamak için az da olsa şansım oluyordu ancak bunda öyle değildi. Savcı büyük ihtimalle zamanının dolduğunu söyleyecekti.

Kahretsin! Bu ülkede bazen ciddi anlamda adalet denen şeyin varlığını sorguluyordum.

" Ivy, Chester'ın yanına gitmemiz gerekiyor. " Başımı sallayıp yaslandığım araba binip geri dönüş yolunda ilerledim.

Yolculuk sonrasında Chester'ın yanına gelmiş, olayla ilgili konuşmaya başlamıştık.

" Ivy, Blair, biliyorum bu olayla kafayı bozmuş durumdasınız ama bu sefer gerçekten zehirlenme ve kalp krizi görünüyor. Bu normal. "

Chester, bizim otopsi uzmanımızdı. Benim ele aldığım cinayetlerde genelde hep o yanımda olurdu.

Ve tabi bir de Sampson vardı. Yardımcısı. Stajyer de denilebilir, karar veremiyorum bu konuda. Ama şundan eminim ki o çocuğun gerçek bir geleceği var.

" Sampson nerede? " diye sordum etrafa bakınırken.

" 1 saat sonra burada olur, birkaç işini halletmeye gitti. " Başımı sallayıp onayladım. " O zaman bir saat sonra burada olacağız. "

Chester'la vedalaştıktan sonra merkeze yol almıştık.

" Hala onun olduğunu düşünüyor musun? " diye sordum Blair'a bakarak. Önüme döndüğüm sırada soruma cevap verdi. " Bilmiyorum, Ivy. Böyle bir katil var mı ondan bile şüpheliyim artık. "

Arabayı ani frenle durdurup sertçe ona döndüm ve sinirle, " Ne söylediğinin farkında mısın!? " diye bağırdım. Böyle bir seri katilin varlığını sorgulaması oldukça saçmaydı. Çünkü o katil bir çok insanın hayatına mal olmuştu! Nasıl olur da inanmazdı?

" Ivy, durup biraz düşünür müsün? Kurbanların çoğu bu şekilde ölü bulundu. Kalp krizi, zehirlenme, aşırı doz uyuşturucu. Bu insanlar öldürülmüyor, ölüyor. "

Düşünmek istemiyordum, çünkü düşünürsem mantıklı geleceğinden adım kadar emindim. Ama hiçbir cinayette hiçbir zaman mantık bulunmazdı.

" 2000 yılındaki ünlü iş adamının ölümü? Hiçbir bulgu bulunamamıştı. Ona ne diyorsun? Peki o cinayetle ilgili kayıtlar? Asıl sen düşün Blair. Bu insanlar durup dururken ölmüyor. "

Blair bana kısa süre bakıp başını sağa sola sallayarak önüne döndü. Kısa bir süre ona bakıp bende yoluma döndüm ve yolculuk bitiminde kendimi merkeze attım.

Blair yanımda gelmemişti, zaten pek istememiştim açıkçası. Yıllardır süren cinayetler için yaptığı yorum cidden acımasızdı.

Ofisime girip yıllar önce aldığım o Cinayet Galerisi adını verdiğim defteri önüme çıkarıp ilk sayfayı açtım.

Bu cinayetler için bir yerden başlamam gerekiyordu. Hepsini, tek tek, ayrı ayrı araştırmam gerekliydi. Bunu tek yapamayacağımı elbette biliyordum ancak bir başkasına ne kadar güvenebilirdim onu da bilmiyordum.

Sam Benny.

Bu kadının dosyasına yeniden bakmalıyım. Ne kadar erken başlarsam, o kadar çok yol alırdım.

Bu cinayetlerin bir sebebi olmalıydı, ölen kurbanlar boşuna öldürülüyor olmalılardı.

Kahretsin, zeki bir seri katille uğraşmak cidden zor işmiş!

*

11 Mayıs 1998.

Jeremy'nin dudaklarına ufak bir buse bırakıp, " Bu işi bu gece halledeceğim. Ve ondan sonra ikimiz de rahat olacağız. " deyip içinin rahatlamasını sağlamıştım.

Evet, bu gece o lanet olası erkek arkadaşımdan ayrılacaktım.

Jeremy'nin evinden çıkıp arabama atladım ve Zoe'nin evine doğru sürdüm. Olabildiğince hızlı olmaya çalışıyordum çünkü ne kadar erken o kadar iyiydi benim için.

Zoe'nin anahtarlarını çıkarıp kapıyı açtım ve kendimi salona atmıştım. " Zoe? Evde misin!? "

Hiçbir şekilde ses duyamayınca meraklanmıştım açıkçası, evin her yerini aramaya başladığımda Zoe'nin yatak odasında başını ellerinin arasına almış bir şekilde oturduğunu gördüm.

" Zoe? "

Ona seslenmemle başını yavaşça kaldırıp kan kırmızısına dönmüş gözleriyle gözlerime baktı. Bir kaç adım geri atmak zorunda kalmıştım, aşırı ürkütücü görünüyordu.

" Tatlım biraz konuşabilir miyiz? " Az önceki otoriter sesime ne olmuştu bilmiyordum ama şu an ki ses tonum ondan korktuğumu bariz belli ediyordu.

Çünkü onu ikinci kez böyle görüyordum, ilkinde beni tecavüzden kurtarırken buna yeltenen adamları öldüresiye dövmesiydi. Belki de öldürmüştü, emin değilim.

" Bende öyle düşünüyordum. " Kaşlarım kendiliğinden çatılıp gözlerim gözlerine yoğun bir şekilde odaklanmıştı.

" Senin benimle konuşacağın konu nedir? " diye sordum karşısına geçip. Ellerini birbirine kenetleyip aşırı morarmış göz altlarıyla beni süzmeye başlamıştı.

" Kucağıma otur. " dedi düz ifadeyle. Şaşkın bir şekilde, " Ne, hayır, olmaz! " dedim. Paniklemiştim açıkçası, öyle bir sormuştu ki düşünmeme zaman bırakmamıştı.

" Sam, sevişeceğiz. Otur! " Dişlerinin arasından tıslaması ondan geriye birkaç adım atmama neden olmuştu. " Istemiyorum, Zoe! Yorgunum. "

" Bir aydır? " diye sordu tek kaşını kaldırarak. Neden bilmiyorum ama şu an öyle bir görüntüsü oluşmuştu ki, Lucifer yanında halt yemiş diyebilirdim.

" Neyi ima etmeye çalışıyorsun Zoe? " dedim karşılık olarak. Öyle ki konuşmalarının sonunun nereye gideceğini tahmin edemiyordum.

" Jeremy'le seks hayatınız nasıl gidiyor? " Sorduğu soru karşısında şaşkınlıkla bakakalmıştım. Inkar etmeli miydim? Ama zaten bugün ayrılmak istemiyor muydum? Ama bunun bir erkek yüzünden olduğunu bilmesine gerek yoktu.

Kollarımı göğsümün altında birleştirip dik bir şekilde karşısında dikildim. " Ne söylediğinin farkında mısın? Beni neyle suçladığının farkında mısın sen? "

" Arkandaki çekmeceyi açsana, çabuk çabuk, aç. "

Önce ona bakıp arkamda duran çekmeceye küçük bir bakış attım ve içini açıp duran zarfı elime aldım. " Bana dön ve o zarfı aç. "

Kaşlarımı çatıp zarfı hızlı bir şekilde açıp içinde kendi fotoğrafımı görünce bakışlarım direkt Zoe'ye gitti. " Bunlar ne? "

" Aç ve kendin gör Sam. "

Fotoğrafların hepsini çıkarıp sertçe yutkunarak bakmaya başladım. Hepsi... Hepsi Jeremy'le olan fotoğraflarımızdı. Onunla yaşadığımız o özel anların...

Fotoğrafların elimden hızla çekilmesiyle başımı kaldırıp Zoe'ye baktım. " Açıklamayacak mısın? Hadi sende herkes gibi hiçbir şey göründüğü gibi değil de de, şurada gülmekten bayılayım. " dediğinde başımı sağa sola salladım.

" Açıklanacak bir şey yok, her şey ortada. "

" Beni en yakın arkadaşımla aldattığını kabul ediyorsun yani? " diye sorduğunda derin bir nefes alıp başımı yukarı aşağı salladım.

Önce gülüp boğazını temizledi, ardından büyük bir gürültüyle gözlerimi sıkıca kapatıp etraftaki her şeyin kırılma sesini duydum.

Kollarımı kendime zırh yapıp sanki bana zarar vermesinden korkuyormuş gibi kendimi korumaya çalıştım.

" 1 aydır seni takip ediyorum ve bir aydır en yakın arkadaşımla ne pozisyonlarda düzüştüğünüze şahit oluyorum! "

O kadar çok şey söylüyor ve bağırıyordu ki bir çoğunu anlamakta güçlük çekiyordum.

" O gün seni orada bırakmam gerekiyordu! Çünkü sen her şeyi hak ediyorsun! " diye bağırıp çekip gitti. Derin nefes alıp yüzümü ovaladım ve çantamı alıp kendimi bizim kulübe attım.

Evet, Zoe'yle bu kulübün çıkışında başlamıştı her şey.

Bir, iki, beş, on derken iyice kafayı vurmuştum galiba. Çılgınca insanların arasında bağırıp dans ediyordum. Mutlu muydum yoksa üzgün mü artık ayırt edecek kafaya sahip değildim.

Nasıl olsa yarın unuturdum hepsini.

Kendime gelmeye başladığımı anladığımda kolumdaki saate bakıp iç geçirdim.

01:24.

Biraz daha dans edip öyle giderdim eve diye düşünmüştüm. Ancak istenen hiçbir şey gerçekten olmuyordu.

Sadece 2 dakika daha dans ettikten sonra çığlık atarak kaçan insanların arasında tek ben kaçamamıştım.

Çünkü o insanlar, benden kaçıyordu. Benim ölümden.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.