Nicholas Morgan.
Bu davaya başlamak için kendime birkaç gün tanımıştım. Ve bu birkaç günlük sürede ofisime hiç uğramamıştım. Zack'in merak dolu mesajları dışında kimse neden uğramadığımı merak etmemişti. Şaşırmamıştım.
Bu birkaç gün dinlenmek cidden iyi gelmişti. Hem yoğun kargaşadan kurtulmuştum hem de kafamı dinleme fırsatı bulmuştum ve bu beni bazı sorulara yöneltmişti.
1. Jeremy'nin bu cinayeti işlemediğinden artık emindim.
2. Dan'in uyuşturucu kullanmadığını tespit ettim.
3. Zoe'nin kim olduğunu hala bulamadım.
4. İki cinayet de şiddet yüzünden işleniyor olabilir.
Bunlar netleştirmeye çalıştığım maddelerdi. Üçüncü madde komikti değil mi? Her baktığımda bende gülüyordum ancak kesinlikle sinir içeriyordu. İçimde bir his vardı. Bu davanın altından duygusal bir sebep çıkacaktı ve eminim ki ben yine aylarca bunun etkisinden çıkamayacaktım.
Çünkü bu olaylar genelde beni bulurdu. Kalbimi yerinden söküp atmamı isteyecek kadar duygusal sebepler yüzünden aylarca kendime gelemediğim zamanlar olmuştu. Yaratılırken kendimize eklememiz gereken özellikleri neden biz seçemiyorduk?
Aklımda soru işareti oluşturan maddeleri de yazmıştım not defterime. Mesela;
1. Eğer Jeremy bu cinayeti işlemediyse neden üstleniyor?
2. Dan uyuşturucu kullanmıyorsa nasıl böyle öldü?
3. Cinayetleri Zoe işlemiş olabilir mi?
4. Cinayetler neden 6 ayda bir aynı gün işleniyor?
5. Sam Benny'nin öldürülme nedeni neydi?
6. Kurbanlar öldürülüyorsa nasıl böyle iz bırakılmadan öldürülüyor?
7. Zoe kim?
8. Katil neden bunları yapıyor?
9. Neden öldürüyor?
Ve dahası... O kadar çok soru işareti olan dosyaydı ki cidden aylarımı buna verecekmişim gibi görünüyordu. Neden yapmıyordum ki? Sadece kafamı bu dosyaya versem çözeceğimden emindim. Başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyordum. Sadece ama sadece Cinayet Galerisi olmalıydı.
Telefonumu masanın üzerinden aldım ve Frank'e mesaj attım. Bir mesajla bunu söylememem gerektiğinin farkındaydım ama beni anlayışla karşılayacağını biliyordum.
"Beş yıldır kullanmadığım yıllık iznimden iki ay kullanmak istiyorum."
Mesajı gönderdikten sonra koltuğa oturup yaslandım ve gözlerimi kapattım. Kendimden artık o kadar emindim ki bu cinayeti çözeceğime dair. Sahi, çözdükten sonra ne yapacaktım? Katile sormak istediğim yüzlerce soru vardı.
Cidden onunla karşı karşıya gelecek miydim yıllar sonra? Cinayetleri gözümün içine baka baka işlemişti, belki de onca zamandır ben onun ne kadar zeki olduğundan bahsederken o benim aptallığımla alay etmişti.
Her şeye rağmen eğer o gün gelirse onu kendi ellerimle demir parmaklıklar arasına atacaktım.
Evimin kapısının hunharca çalınması üzerine gözlerimi hışımla açıp ayağa kalktım ve silahımı aldım. Kapı aynı şiddetiyle çalmaya devam ettiğinde sessiz adımlarla silahımı kendime kuşanıp kapıya yaklaştım. "Kimsin?"
"Benim patron, Zack! Şükür yaşıyormuşsun!"
Zack'in sesiyle derin bir nefes alıp kapıyı yavaşça araladım. Hızlı bir şekilde kendini evin içine atınca gülümseyerek ona baktım. Bana dönüp önce silaha baktı ardından gözlerime çevirdi yüzünü. Silaha bakıp başımı olumsuz anlamda salladım ve silahı kenarda duran komodinin üzerine bıraktım.
"Olayı çözmeye yaklaştığımız için öldürüldüğünü düşündüm!" dedi korkuyla. Gerçekten korkmuş görünüyordu. "O katil ne sana zarar verecek Zack ne de bana. Bundan emin ol." Omzunu sıvazlayıp gülerek içeriye geçtim. Eski tip koltuklarım artık cidden rahatsız edici olmaya başlamışlardı, yıllardır üzerinde oturmaya çok fırsatım olmadığı için ancak fark edebilmiştim.
Bazen düşünüyordum da kendimi o kadar çok bu işe vermiştim ki en son ne zaman para harcadığımı bile hatırlamıyordum. Maaşım hesabıma yatıyordu ve o kadar. Kahvaltı ve kahveden başka bir şeye dört yıldır para harcamamıştım. Bankada ne kadar servetim vardı merak etmiştim.
"Kahven nerede patron?" Zack'in sesiyle düşüncelerimden ayrılmış, ona bakmıştım. "Hemen kafanın üzerindeki dolabın üçüncü rafında."
"Sende ister misin?"
"Elbette. Seninle konuşacak çok şey var."
Zack sözüme kahkaha attıktan sonra kahveleri yapmak için kolları sıvamıştı. Bende olayla ilgili çıkardığım notlarımı masanın üzerine koymuştum. Onunla istişare yapmam gereken çok konu vardı. Bu olaya başlamadan önce ona benimle olması için teklif ettiğimde kendime lanet ettiğimi hatırlıyorum da cidden aptallık yapmıştım.
O cümleler ağzımdan benim isteğim olmadan çıkmıştı ancak iyi ki çıkmış diyordum. Yeni olduğu için onu küçük görmüştüm evet. Ama pratik zekâsı ve düşünce genişliği bana çok yardımcı oluyordu.
"Kahven patron." Elindeki kahveyi bana uzatınca minnet dolu bakışlarımla ona baktım. Merkeze geldiği günü dün gibi hatırlıyordum. Gerçi, 19 yıl önce aldığım ifadeleri hatırlayan ben için çok zor bir şey değildi bu.
Merkezde bir âdet vardı, yeni gelen ajanı bütün merkez kapıda bekler ve alkışlarla karşılardı. Zack kapıdan girip gözlüğünü çıkardığında gözleri ilk benimle buluşmuştu. Benimle çalışacağını bildiğim için gülümseyip dudak hareketleriyle hoş geldin demiştim. Afallamış bir şekilde kalmıştı karşımda, kendine gelmesi alkışlar sayesinde uzun sürmemişti. Zamanın kazandırdığı şeyler göz yaşartıcıydı.
"Nicholas Morgan." diye başladım sözlere. Önümdeki not defterlerini önüne itekleyip araştırdığım maddeleri ona gösterdim. Zack dikkatle verdiğim not defterini alıp içini açtı ve okumaya başladı. Kahvemden yudum alıp gururla ona bakmaya başladım.
"Patron, eğer tahmin ettiğimiz gibiyse bu adamı neden öldürmüş olabilir?" diye sordu bana bakarak. Sözlerine gülmekle yetindim. Söylediği gibi, eğer tahmin ettiğimiz gibiyse çalıştığı davada yatıyordu ipucu.
"Bu sorunun cevabını sonraki gün çıkacağı davadan öğrenebiliriz." Zack düşünceli bir şekilde başını salladı. Kaşlarımı çatıp düşünceli haline anlam veremez bir şekilde baktım. "Ne o? Yoksa dava seni yoruyor mu?"
"Hayır, asla! Ama düşünüyorum ki..." Biraz duraksadı. Sanki doğru kelimeleri bulmaya çalışıyor gibiydi. "Yani emin değilim. Ama içimdeki his Leonard'ın işlediği cinayetlerin bir sebebi olduğunu söylüyor."
Sözleri bu sefer benim düşünceli hale bürünmeme sebep olmuştu. Cinayet Galerisi'ndeki her kurbanın bize zamanında mantıklı gelmeyen ama açığa çıktıkça mantıklı olmaya başlayan sebepleri vardı.
"Benim düşündüğümü düşündüğünü biliyorum Zack. Ve eğer bu bizim cinayet dediğimiz ölüm yine aynı sebebe çıkarsa düşündüğüm çok başka şeyler var."
Ayağa kalkıp ellerimi üzerime sildim ve portmantoya ilerledim. "Lyon'a gidiyoruz."
Zack sorgulamadan hızla ayağa kalkıp yanıma geldi. Evin kapısını kilitledikten sonra ikimiz arabaya binmiş, Lyon'a doğru yönelmiştik. Nicholas davayı orada işleyecekti, ölmeseydi...
Yol boyunca yola odaklanmak ve düşünmekten başka bir şey yapmamıştım. Zaten artık hayatım düşüncelerimden ibaret olmuştu. Beynimin her lobunu çalıştırmak bazen şiddetli baş ağrısıyla sonuçlanıyordu.
Lyon'un bilindik avukatlık bürosunun önüne geldiğimde bir süre kolonlarla çevrili binaya baktım. Yıllar önce inşa edilen binanın estetiğine restore edilmesi dışında dokunulmamıştı. Tamamı krem rengiyle kaplı antik büro ihtişamını her zamanki gibi koruyordu. "Buraya neden geldik patron?"
Zack'in sorusunu arabadan inip binaya girerken cevaplamıştım. "Nicholas bu büroda çalışıyordu. Aradan çok zaman geçti ama eminim ki dosyasını hala saklıyor olmalılar."
"Bu kadar zaman sonra bunları hala nasıl hatırlıyorsun patron?" diye sordu şaşkınlıkla. Olduğum yerde durup ona baktım ve güldüm. İşaret parmağımı şakaklarıma vurup, "Burası bir kasa. Değerli bilgiyle doldurursan hazine, boş bilgiyle doldurursan boş bir demir yığınından ibarettir."
"Vay be." demekle yetindi sadece. Yeniden gülüp büronun evrak odasına girdim. Her şey o kadar çok değişmişti ki gerçekten yaşlanmaya başladığımı fark etmiştim. O zamanlar en kaliteli ahşap raflardan oluşan kitaplıklar şimdi yerini demir raflara bırakmıştı.
Hatırlıyorum, o gün rafları temizleyen üç kişi vardı. Düzenli olarak temizlediklerinden bahsetmişlerdi. O kadar özenli davranıyorlardı ki imrenmiştim açıkçası. Ama şimdi o raflar metale dönmüştü ve kimse ilgili dosya olmadığı sürece ilgilenmiyordu.
"Hoş geldiniz, size nasıl yardımcı olabilirim?"
Duyduğum sesle irkilip bakışlarımı yanımda duran yaşlı adama diktim. Saçları kar beyazına dönmüş, yüzünde yaşamın vurduğu her bir darbenin izi kırışıklık olarak görünüyordu. Boğazımı temizledim. "Nicholas Morgan'ın dosyası için gelmiştim."
Adam duyduğu isimle şaşkınlığa uğramıştı. Ardından kendini toparlayıp kaşlarını çattı. "Sayın Morgan öleli 18 sene oldu."
"Biliyorum. Ben Ajan Cal. O zaman da onun dosyasıyla ben ilgilenmiştim."
"Onca yıl sonra neden yeniden o dosyayı istiyorsunuz?"
O zamanlar yaptığım hatayı düzeltmek içindi elbette. Ama bunu ona söyleyecek değildim.
"Bana dosyayı gösterecek misiniz?" dedim bıkkın bir şekilde.
"Önce izin belgenizi göreyim." dediğinde kartım ve izin belgesini göstermemle kısa süreliğine inceleyip başını yukarı aşağı sallaması bir olmuştu. "Beni takip edin."
Adamı takip ederken gözümle devasa dosyaların olduğu bölmelere bakıyordum. Lyon şehrinin bütün davalarıyla burası ilgileniyordu. Üstünü toz katmanı kaplamış o kadar dosya vardı ki bazısının yanından geçerken öksürmek zorunda kalıyordum.
"Buraları artık neden kimse temizlemiyor?" diye yakındı Zack. Adamın güldüğüne işaret eden ses duymuştum. "Bahsettiğiniz yıllarda ben ve iki arkadaşım temizlerdik burayı. İş teknolojiye geçince artık hiçbir şeyin önemi kalmadı. Burada gördüğünüz evrakların hepsi tarihi eser olma yolunda ilerliyor."
Geride bıraktığımız insanları yeniden karşımda görünce şaşırıyordum açıkçası. Ve hepsini yeniden gördüğümde, "Vay canına ne kadar değişmişler." diye içimden geçirmeden edemiyordum. Hayat o kadar acımasızdı ki zamanında gençliğimiz ve güzelliğimizle övündüğümüz yıllar ileride hep geride kalıyordu.
"İstediğiniz dosya burada. Ele aldığı son dava dahil her şey var. Sizden ricam dosyayı büronun dışına çıkarmayın."
Sözlerine başımızı salladığımızda güzel dileklerini ileterek yanımızdan ayrıldı. Zack ve ben bir süre birbirimize baktıktan sonra yanımızdaki masaya oturup dosyayı açtık. İkimizin de odağı aynı şeydi; en son işlediği davanın konusu.
Dosyayı üstten inceledikten sonra en son sayfaya geldim. "İşte burada." dememle Zack'in gözleri bana dönmüştü. "Honour Dean." dedi Zack önünde yazanlara bakarak. İkimiz aynı anda davanın sebebine baktığımızda gülmüştüm.
Davalı: Eşini darp etmekten suçlanıyor.
Davalının açıklaması; O gün çok içkili olduğunu ve eşine asla zarar vermek istemediğini söylüyor.
Not; Sayın Dean eşine o gün hariç asla şiddet uygulamamıştır. Bayan Dean ondan ayrılmak için sürekli ona şiddet uyguladığıyla ilgili iddia öne sürüyor. Sayın Dean, mal varlığının üzerine konmak istediğine dair iddia öne sürüyor.
"Patron bak ne buldum!" Heyecanla konuşan Zack ilgimi çekmişti. Gösterdiği yere baktığımda ufak spiralli bir not defterine baktığını gördüm. Zack içini açtığında inceledikten sonra Nicholas'ın özel not defteri olduğunu anlamıştık.
"Sanırım davayla ilgili düşüncelerini buraya yazıyordu." diye fikir attım ortaya. Zack katıldığını belli eder bir şekilde başını salladı. Honour Dean davasıyla ilgili not olup olmadığına bakmaya başladığımızda tam umutsuzluğa kapılacağımız anda son sayfalarda gördüğümüz not ilgimizi çekmişti.
"Evet. Sanırım eşine şiddet uyguladığı için ilk defa birisi bana bu kadar para teklif etti. Kadının halini gördüğümde üzülmedim diyemem ancak herkes şiddet görüyor, öyle değil mi? Benim görevim avukatlığını yaptığım kişiyi temize çıkarmak! Ve bu davayı kazanacağımdan eminim! Şunu eklemeden yapamayacağım; adam cidden psikopatın teki. Umarım davayı kaybetmem de karısına yaptığını bana da yapmaz."
"Patron bu ne!?" dedi dehşetle Zack. Anlamaz bakışlarla ona bakmaya başladım. "Şüphelerimiz gerçek olma yolunda ilerliyor resmen! Adam kadınlara şiddet uygulayanları öldürüyor!"
Zack'in tez canlılığına ifadesiz bir şekilde bakmakla yetinmiştim. "Buna karar vermek için çok erken Zack. Gerekli ipuçlarını aldın mı? Eve gitmeliyim."
"Aldım patron."
Zack'le bürodan çıkıp iki saatlik yolculuğun ardından eve dönmüştük. İlk işim yatak odamda kasada sakladığım Cinayet Galerisi'ydi. Defteri alıp hızla Nicholas'tan sonraki cinayete bakmak olmuştu. Eğer Zack'in söylediği gibi Leonard kadına şiddet uygulayanları öldürüyorsa sonraki kurban erkek olmalıydı.
Beatrix Hill.
"Zack" diye seslendim odadan yavaşça çıkarken. Hayal kırıklığım yüzümden okunuyor olmalıydı. Attığım adımlar o kadar ağırdı ki hayat beni anlık ağır çekime almış olmalıydı. Zack koşar adımlarla yanıma geldiğinde şaşkın bir şekilde ona baktım. "Sonraki kurban bir kadın."