Kapının anahtarını yastık kılıfımın içine attım. Ve çok yorgun olduğum için Emre'yi hiç düşünmeden uyuyakaldım. Sabah uyandığımda Oğuz ve Sinan işe gitmemişti. Neden ki? Bunu sormadan anlayamam. Yanlarına gittim. Dikkatlerini çekmek için izledikleri televizyonun önüne geçtim ve televizyonu kapattım.
"Ne yapıyorsun sen? Çabuk aç televizyonu! Hadi karıcım aç."
"Siz niye işe gitmediniz?" diye sordum Oğuz'u dikkate almayarak.
"Biz oranın sahibi olduğumuz için gitmemize gerek yok!" dedi Sinan bağırarak.
"Bilmediğim şey için bana bağıramazsınız!"
"Tamam şimdi çekil kenara, televizyonu da aç ve yanımıza otur." dedi Oğuz. Kafamla onaylayıp telefonumu alıp sağ köşeye oturdum. Yanımda Sinan ve diğer köşede de Oğuz oturuyordu. Dizi izliyorlardı.
Telefonun kilidini açıp Instagram'dan gelen yüzlerce mesaja baktım. Normalde tek tük mesajlar olurdu. Bu kadarı fazlaydı.
Ben de ilk önce bildirimler kutusuna girdim. Çünkü son paylaştığım fotoğrafım baya ateşli çıkmıştı. Ama mecazen değil etrafımı ateşle kapatmıştık arkadaşlarımla. Ve kendimde gerçekten o fotoğrafta baya açık giyinmiş, elimde silahla çok etkileyici ve aşık edici bir fotoğraf paylaşmıştım.
Onun altına gelen yorumların haddi hesabı yoktu. Kızlar bile affedersiniz ama bana yürüdü. Erkekleri söylemiyorum. Yeni yeni taktikler çıkarmışlar. Mesela birisi şöyle demiş: "Ateşi söndüründe malzemeler gözüksün🥵❤️🔥🔥" Bu neydi şimdi. Hemen altına "Seninkiler ateşi söndürünce de görünmüyor." yazdım. Benim yüz ifademden dolayı kafalarını bana çevirdiler. Bende onlara baktım. Hemen belli etmeden uygulamadan çıktım.
"Evet, yine ne gizliyorsun bakalım?" dedi Sinan.
"Eğer gizliyorsam gizli bir şeydir. Bunu söyleyemem. Yani huzurumuz için gizli kalması gerekiyor."
Oğuz Sinan'la yer değiştirdi. Korkuyla geri çekildim. O ise üstüme çöke çöke çok sapık bir pozisyonda durdu.
"Sence de pozisyonumuz biraz rahatsız edici değil mi?"
"Bence çok rahat..." dediği an onu üzerimden ittim. İttiğim sırada arkaya doğru giderken telefonumuda aldı. Şifremi nerden biliyordu? Hem yüz kilidi hemde Oğuz'un doğum tarihiydi. Doğrusu niye bilmesin ki, tahmin etmiş olmalıydı.
"Karıcığım bu fotoğraf ne böyle?" dedi hem sınırlı hemde fotoğraftan gözlerini alamayarak.
"Hangisi?" dedim anlamayarak.
"Hangisi diyor birde ya! Bundan başka bu tarz kıyafetlerinde mi var yani? Ama doğruyu söyleyecek olursam çok alevli çıkmışsın valla tekrar aşık oldum."
"Abi göster bende bakayım." dedi Sinan. İkimizde biraz yanlış anladık ama sadece merak etmişti. Görünce o da sinirlendi zaten.
"Bu ne lan! Kıyafet mi abi bu?"
"Ya çıldırtmayın beni gidin dizinizi izleyin!" dedim telefonu almaya çalışarak.
"Iııı... Sinan'cım bana sakin kalmam için birşey söyle. Çünkü yorumlar, istekler ve mesajlar çok canımı sıktı. Ve ben sakin kalamıyorum." dedi Oğuz.
"Bir sebep yok abi sinirlenebilirsin." dedi onu detsekleyerek. Abarttılar.
"Ah, saçmalamayın. İyice abarttınız. Ne var bir kere açık giyindiysem?"
"Ne bir keresi tüm fotoğrafların öyle! Şimdi yukarı çıkıyoruz ve bu yaşta ne kadar açık giyinebileceğini çok güzel anlatıyorum. İkinizde düşün peşime!"
En fazla bunları bunları giyme der aşağıya geri iner zaten. Ama gidipte o giyme dedi diye giymeyecek değilim.
"Aç dolabı." dedi. Açtım. Tek tek hepsini fırlattı. Giymemi istemediklerini arkasına fırlattı. Diğerleri dolapta kaldı.
"Mesela bu. Bunu ölsen de giyemezsin tövbe yarabbim. Ben bunlara bakınca günaha giriyor gibi hissediyorum."
Görende 5 vakit namaz kılıyor sanacak! O arkasına fırlattığı şeylere şok içinde baktı. Neredeyse hiç kıyafetim kalmamıştı. Tabi oruspu gibi gezdiğimden değil Oğuz birşeyi beğenmediğinden kıyafetim kalmadı. Ne yani yazın kazak mı giyecektim? Saçmaladı gerçekten.
"Salak salak konuşmayı kes Oğuz!" Bana sanki o öğretmenmiş ve ben ona hesap soruyormuşum gibi baktı.
"Sen bir kendine mi gelsen acaba?" dedi.
"Ben gayet kendimdeyim! Ama sen kendinde değilsin. Benim kıyafetime karışamazsın! Ayrıca hiçbirşey kalmadı. Yazın kazak mı giyeceğim?"
"İyi fikirmiş aslında." dedi Oğuz sırıtarak. "Zaten daha şubattayız. O zamana kadar gideriz sana tunik falan alırız. Hatta sen kapansana."
"Sınırı aşma Oğuz!" dedim. Ve telefonunu eline alıp yere oturdu.
"Senin telefonunu da alalım bakalım." dedi. Instagram gizli uygulamalardaydı. Bunu anlamak için yapması gereken şeyi bildiğini sanmıyorum. O uğraşsın dursun. Bende alışverişe gideyim. Kendime yeni croplar ve şortlar alayım. Hahahahahahahahahah!
"Ben alışverişe gidiyorum. Senin kartını alırım girişteki. Buyur telefonum."
"Hop! Hop! Ne bu böyle? Yine kısa şeyler mi almaya gideceksin? İzin vermiyorum. Bütün kartlarımı bloklarım. Kapılarıda sadece benim açabileceğim bir yöntemle kilitlerim. Elektronik olarak..." dedi.
"Gıcıksın gerçekten!" dedim gözlerim dolu bir şekilde.
"Ya tamam özür dilerim gel ya... Asena! Gel hadi."
"Ya yenge lütfen bak şaka yapıyoruz."
"Ben şaka sevmiyorum." dedim net bir şekilde ve gittim. Sokakta biraz yürüdükten sonra hava kararmaya başladı. Ayrıca artık soğuk dayanılmaz dereceye gelmişti. Eve girdiğimde Oğuz laptoptan birisiyle konuşuyordu. Ona seslendim.
"Oğuz? Kimle konuşuyorsun?"
"Evet aşkım." Buda aşkım demeye iyice alıştı. Hem ben "evet/hayır" cevaplı bir soru sormadım ki.
"Hey! Sana diyorum Oğuz. Kimle konuşuyor olabilirsin beni takmayacak kadar?"
Ama o yine beni takmadı. "Haklısın Asena." Hay Allah'ım sen bana akıl fikir ver! Delirtecek bu adam bugün beni! Sinan nerede?
"Tamam Sinan nerede onu söyle bari."
"He?"
"Sinan diyorum Oğuz! Kafanı kaldır da bana cevap ver."
Kim olduğuna bakmalı mıydım? O yokken bakmalıydım.
"He Sinan mı?" dedi kafasını kaldırmadan.
"Evet."
"Odasında."
Alt tarafı bir kelime söyleyecek ne kadar uzattı ya! Bunda bir haller var ama hadi hayırlısı. Öğrenirim yakında.
"Sinan, müsait misin?" dedim kapısını tıklatarak. Ses gelmedi. Birkaç defa daha tıklattım. Ses gelmedi. Duşta olabilirdi. Ama su sesi de gelmiyordu. O an bir cam kırılma sesi ve düşme sesi duydum. Korkuyla kapıyı açtım. Sarhoştu. Kafasını sehpaya çarpmıştı düşünce. Ayaklarının şekline bakılacak olursa sarhoş olduğu için kendi ayağına takılıp düşmüştü. Yarasına baktım hemen yanına yaklaşıp. Hemen hemen 2 santimetre derinliğinde. Bu derin bir yara da olabilir ufak bir sıyrıkta olabilir. Bunun için doktor lazım. Benim 6 yaşımdan beri aldığım eğitim yeter mi bilmiyorum. Çünkü gerçekten çok az insanın üzerinde denedim marifetlerimi. Bu da kendimi geliştirmek ve ambulans gelinceye kadar Sinan'ın yaşaması için bir fırsat. Hemen ambulansı aradım. 10 dakika boyunca hayatta tutmam lazımdı. Kafasını sarsmadan sehpadan yere indirdim. Sırtüstü çevirdim onu. Hemen değerlerine baktım. Ritim bozuluyordu. Nabız düşüyor ve kalp duruyordu. Hemen kalp masajına başladım. Bir dakika boyunca masaja devam ettim ama olmadı. Hemen dolaptaki oksijen tüpünü getirdim. Bir elimle 5-10 saniyede bir onu sıkıyor. Diğer elimle sertçe bir yumruk vurdum kalbine. Bu kalp durduğu zaman masaj işe yaramıyorsa yapılan birşeydi. Değerler normale döndü. Evde onların ne işi var demeyin. 9 yıldır doktorluk eğitimi alan birisi olarak profesyonel sayılırım. Normal yani. Beş dakika sonra Sinan gözlerini açtı.
"Sinan! İyi misin canım? Kendini iyi hissediyor musun? Konuş, lütfen konuş benimle! Beni duyuyor musun?" Gözleri kapandı. Hayır hayır hayır bu ölüm ihtimali yüksek bir kapanmaydı. Değerler düşüyordu. Kalp ritmi bozuktu. Nabız yok denecek kadar azdı. Ve ambulans sesi geldi. Hemen koşarak kapıyı açtım.
"Gelin doktor bey, çabuk!"
Oğuz hâlâ gülerek birisiyle konuşuyordu. Sanki kardeşi gibi seven o değil benim ya! Her neyse, şuanda onu düşünmem doğru değil.
"Hasta hakkında bilgi verir misiniz?"
"22 yaşında, içki içmiş. Sarhoşken ayağı kendi ayağına takılıp düşmüş ve kafasını sehpaya çarpmış. Ama merak etmeyin ben ilk müdahaleyi yaptım. Bir süre stabil tuttum. 9 sene eğitim gördüm bana güvenin ama şuanda ritim yine bozuldu. Hemen ameliyata alınması gerek."
"Tamam. Hadi arkadaşlar çabuk! Sedye nerde kaldı? Siz doktor musunuz?"
"Hayır, profesyonel doktorum evet ama bir işim yok. Yaşım tutmuyor. Dediğim gibi, bana güvenin." dedim.
"Evet arkadaşlar sarsmadan kaldırıyoruz. Kafasını güzel tut. Birde boynuyla uğraşmayalım!" dedim sanki cerrah gibi. Evet önceden ameliyata girmiştim. Biliyorum yaşıma göre çok büyük şeyler bunlar ama yaptım bunu çok kez. Ama hiç bu kadar yakın olduğum birinin ameliyatına girmemiştim.
Hastaneye vardığımızda kıyafetlerimizi giydik, ellerimizi yıkayıp eldivenleri taktık. Ameliyathane biz yoldayken hazırlanmıştı. Tüm konsantrasyonumu oraya verip yaranın ciddi olup olmadığına tekrar baktım. Burası Oğuz'un babasının hastanesiydi. Oğuz'un şirketi, babasının da hastanesi vardı. Bu sebeple benim eğitimlerimi ve IQ'mu bildiği için ameliyatı yapmama izin verdi. Yanımda elbette bir doktor daha vardı. Birde asistan. Diğerleri normal insandı işte. Ameliyatı onlarca kişi izlemeye gelmişti. Benim ise hiç umrumda değildi. Yeter ki Sinan iyileşsin.