İçeriğe geç

Cinayet Aşk

Bölüm 8 · 7 dk okuma

Cinayet Aşk

Bölüm 8

Konumuz Kıskançlık

Elini indirdim ve sofrayı toplamaya başladım. Herkes oturup televizyon karşısında sohbet ederken Oğuz kalkıp yanıma geldi. Ama amacı yardım etmek değildi.

"Emre'ye dönüş yaptın mı?"

"Sen nerden anladın!?"

"Bunu Sinan nasıl anlıyorsa bende anlayabilirim değil mi? Sana bir soru sordum. Konuştunuz mu?"

"Hayır. Sende gördün. Telefonu elime bile sürmedim."

Bulaşıkları yıkamaya başladım. Makineye sığmamıştı. Köpüklü ellerimi tuttu. Ve konuşmaya başladı tezgaha yaslanarak.

"Bak Asena. Sen evlisin. İstesende istemesende aylardır evliyiz biz seninle. Bu yüzden evli olduğu halde sevgilisinden ayrılmayan bir sürtük olmayı bırakıp kocana odaklanır mısın? Ayrılmıştını ilk gün gözümün önünde. Ama sen sürekli onu sevdiğini söylüyorsun. Ve bu benim çok canımı yakıyor. Benim de duygularım var. Evet sert davranıyor olabilirim ama duygularımı bu şekilde saklıyorum. Sende anlayış göster. Bende her evli çift gibi sevdiğim kızı istiyorum. Sende beni sev istiyorum. Seni istemeye gelmeden önce gördüm dışarda. Çok zariftin. Çok güzeldin ve kibardın. Sesin ayrı güzel... Senin de beni sevmeni istiyorum."

Bu söyledikleri kafamda bazı parçaları oturttu. Ve o konuşmayı devam ettirmenin vakti gelmişti.

"Oğuz ben seninle şu konuşmayı artık bitirmek istiyorum."

"Heh ya bende söyleyeceğim söyleyeceğim unutuyorum."

"Oğuz ben..." derken annem seslendi.

"Kızım babana bir çay koy!"

"Anne zamanlama üstadı mısın?" dedi Oğuz.

"Hemen koyuyorum annecim." dedim Oğuz'a bakıp gülerek.

Ben babama çay koyarken Oğuz çatlayacak gibiydi. Ama bir su içince sakinleşti. İçerde hepimiz oturduk. Bulaşıkları bitirdim. İki saat sonra saat 11 olmuştu. Annemler gitmek istediklerini, saatin geç olduğunu söyledi. Onlar gitti. Sonra Oğuz benim ne söyleyeceğimi sormayı bıraktı bu günlük. Ve başka konuları açtı.

"Telefonunu getir."

"Ne?"

"Yenge Oğuz senden telefonunu istiyor. Emre falan aradı ya..."

"Kes sesini Sinan!" dedi Oğuz sinirle.

"T-tamam getiriyorum sakin olun."

Gidip telefonumu aldım elime. Oğuz'un bana bakıp bakmadığına baktım. Sinan'a birşeyler söylüyordu. Hemen son aramalardan onu sildim. Onun aradığı saate de bir alarm koydum. Ve alarmı kapattım. Sadece görüntü olarak vardı. Birazdan anlamayanlar ne yaptığımı anlayacaktır.

"Oyalanmadan getirsene!"

"Ya getirdim işte al!"

"Tamam sakin olun, otur." dedi Sinan ortalığı karıştırmak istemeyerek.

"Eee aramamış Emre falan. Siz yalana mı başladınız şimdi de?"

"Hayır abi bana öyle geldi telefonu açmayınca."

"Tamam kesin! Son aramalardan mı sildin?"

"Hayır ya alarmdı o. Beni kimse aramadı. Ama siz kim arıyor diyince bu saatte ne alarmı olduğunu açıklamak istememiştim. Yani ben o saatte arkadaşlarla buluşacaktım. Ama annemler geldi. Bende ayıp olmasın diye birşey demedim birşey uydurdum."

"Alarmı göster."

"Al bak telefon sende."

"Alarm kurulu evet ama buna inanmamı bekleme. Emre'yi arıyorsun şimdi. Ve seni arayıp aramadığı öğreniyoruz. Hoparlöre al."

Biz bunları konuşurken telefonum çaldı. Emre tekrar arıyordu. Ne yapacaktım. Açacaktım ve yalanım ortaya çıkacaktı. Zaten anlamıştı ne diye üzerine ekleme yaptıysam!

"Açsana kızım şu telefonu!"

Aramayı reddedip hemen telefonla birlikte evden çıktım. Koşarak karşıdaki markete girdim. Sesimi duyduğu o uygulamayı kapattım. Hemen Emre'yi aradım.

"Ya ne var ne var! Arama ya beni artık!"

"Niye? Vaz mı geçtin?"

"Ben evliyim Emre evliyim! Kocamı da seviyorum! Bitti."

Telefonu yüzüne kapattım. Ve eve doğru ilerledim. O sırada kapıda gizlice konuşmalarımızı dinleyen Oğuz ve Sinan'ı gördüm.

"Demek bana söylemeye çalışıpta söyleyemediğin şey buydu. Bana bir türlü bana sırılsıklam aşık olduğunu söyleyemiyordun?"

"Yooo, o değildi benim sana söyleyeceğim şey." dedim salağa yatarak. Ama yemedi.

"Ama onun doğru olduğunu kabul ediyorsun yani?"

"Ay evet! Sana aşığım Oğuz! Kabul."

"Tamam o zaman karıcığım, eve gidiyoruz. Hadi Sinan'cım."

"Abi gay sancaklar deme öyle."

Biz gülüştük falan sonra eve geçtik. Geç olduğu için hepimiz yattık. Sinan kendi odasında kendi yatağında yatarken ben Oğuz'la aynı yatakta yatacaktım.

"Heh şöyle aramıza da yastıklardan duvar yapalım, oldu." Ben bir sürü yastık alıp aramıza koymuştum. Gece ne olacağı belli olmaz değil mi?

"Ya ne yapıyorsun Asena? At şu yastıkları gözünü seveyim."

"Olmaz, ben seninle hemen aynı yatakta yatamam."

"Kendin bilirsin iyi geceler. Işıkları kapat."

Işıkları kapattım ve yatağa doğru ilerledim. Ayağımı sehpaya vurdum. Salak Asena! Salak!

"Ah, serçe parmağım!"

"İyi misin aşkım!"

"Aşkım mı? Neyse iyiyim. Sorun yok yat."

"Tamam dikkat et."

Yattık en sonunda. Sabah uyandığımda kimse yoktu evde. Oğuz ve Sinan'ın tatili bitmişti. Bildiğim üzere bir şirkette çalışıyorlar ve çalıştıkları yer çok ünlüymüş. Yani bu paranın kaynağı ondan. Ama yine de kontrol amaçlı bizimkilere seslendim.

"Oğuz! Sinan! Evde misiniz?" Ses yoktu. Gitmişlerdi. O sırada telefonuma bir bildirim geldi.

"Doğum gününüz kutlu olsun Asena!" Ah, doğru ya. Bugün benim doğum günümdü. Tam telefonu bıraktım ki tek tek mesajlar gelmeye başladı. Çok mutluydum. Ama bizimkilerin bundan haberi var mıydı? Bence hayır. Çünkü daha ilk kez kutlayacağız onlarla. Tabi kutlayacağımız bile kesin değil.

Aradan saatler geçti. Akşam oldu. Bizimkiler yeni yeni işten çıkıyor olmalılardı. Akşam yemeğini yavaş yavaş koysam iyi olacak. Salona indim ve ortalığın biraz fazla dağınık olduğunu düşündüm. Düşünmedim aslında, gerçekten çok dağınıktı. Biraz toplamanın iyi olacağını düşünüp başladım yastıkları düzeltmeye. Halıdaki eşyaları, çorapları vesaire aldım ve eşyaları yerine, çorapları da makineye attım. Biraz daha topladım ve masaya örtüyü serdim. En fazla 5 dakika içerisinde gelmeleri gerekiyor.

Tabakları masaya yerleştirdim. Çatal kaşık koydum. Peçeteleri de koydum. Sandalyelerin üzerine dökülen yemek damlalarını da sildim ve beklemeye başladım. Bekledim, bekledim, bekledim. Ama gelmediler. Aradan yarım saat geçti. Trafik olmalıydı. Araba sürerken bana yazamazlardı. Ya da akıllarına bile gelmemişimdir. Olabilir.

Aradan 1 saat geçti ve ben çok korkmaya başladım. Salonda bir ileri bir geri döndüm durdum. Terleyip bir camı açtım ve kafamı uzatıp derin derin nefesler aldım. Oğuz ve Sinan şu zamana kadar asla geç kalmadılar. Eğer kalacaklarsa da olabildiğince erken bir zamanda bana bunu haber verdiler.

"Of! Nereye gittiler ya? Allah'ım ne olur başlarına birşey gelmesin! Onlara birşey olursa ben ne yaparım?" Sakinleşmeye çalışmalıyım. Belki de ben abartıyorumdur. İş birazcık uzamış olabilir.

2 buçuk saat geçti. Telefonlarıma cevap vermiyorlardı. Kimsenin ailesini arayıp telaşlanmalarını istemiyorum.

Koltuğa oturdum ve olabilecek en iyi ihtimalleri düşündüm. Sohbete dalmış olabilirlerdi. Bugün benim doğum günüm olduğu için pastanede sıra bekliyor olabilirlerdi. Sürpriz mekan ayarlamış oraya son dokunuşlar yapıyor olabilirlerdi.

Evet, saat gece 11 oldu. Artık düşünmekten ve dolaşıp durmaktan yorulmuş biçimde koltukta uzanıyordum. Hâlâ aramalarına bakmıyorlardı. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. Gözlerime dokundum ne kadar şiş olduğunu anlamak için.

"Ah, çok acıyo!" diyerek ağlamaya başladım tekrardan. O sırada kapıda bir anahtar sesi duydum. Heyecanla ayağa sıçrayıp kapıya koştum. Giderken bir yandan da göz yaşlarımı siliyordum.

"Oğuz, Sinan! Nerde kaldınız? Çok korktum..." dedim ve ağlayarak sarıldım Oğuz'a. O da bana sarıldı. Nefes alışverişi çok gergindi.

"Neyiniz var sizin? İyi misiniz?"

"Biz iyiyiz iyi olmasına da..." derken Oğuz telaşla Sinan'ın lafını böldü. Benden birşey saklıyorlardı.

"-da'sı falan yok. Sen iyi misin asıl?"

"Ben çok kötüyüm saat 7-8'den beri sizi bekliyorum. Telefonlarınızı açmıyorsunuz zaten! Beni daha da telaşlandırıyorsunuz. Kendimi çocuklarını kaybetmiş ve elinden hiçbirşey gelmeyen bir anne gibi hissediyorum."

"Sakin ol sen hayatım, o gözyaşların akmasın tamam mı çünkü birazdan lazım olucak."

Ne... Kim bilir yine ne oldu...

"Ne? Noldu?"

"Biz Emre'yi öldürdük." dedi ikisi aynı anda sanki normal birşeymiş gibi.

"Ne! Ya siz şaka mı yapıyorsunuz?"

"Ha..." derken lafını böldüm Sinan'ın.

"Birisini öldürmek için bir sebep gerekir değil mi? Ama sizin bir sebebiniz yok!"

"Var!" dedi Oğuz bana sertçe bağırarak. Ama sanki bu öfkesi, siniri kıskançlıktan çıkıyor gibiydi. Galiba sebebini anlamıştım.

"Neymiş?" dedim yine de.

"Sen... Senin yanında olması. Senin onun yüzünden yaşadıkların. Daha sayacak olursam benim seni kıskanmam en mantıklı sebep."

"Peki neyle öldürdünüz?" dedim dilim varmayarak.

"Merak etme. Gönül isterdi ki gözlerine tornavida sokup, kafasını testere ile yavaş yavaş kesip, dizlerine kurşun sıkıp, gözlerine alev dökelim ama yapmadık. Sadece kafasına kurşun sıktık."

"Oğuz sen ne diyorsun? Nasıl böyle birşey isteyebilirsin? Aklım almıyor gerçekten. Sinan! Peki sen ne yaptın? Buna mı uydun? Sende mi aynı şeyleri düşündün? Size yazıklar olsun! Sizden gerçekten beklemezdim. Siz sadece kendi mutluluğunuzu önemsiyorsunuz. Ama bundan sonra bende sadece kendi mutluluğumu önemseyeceğim. Size kolay gelsin. Zavallılar!" dedim çocuk azarlar gibi. Ama bu yaptıkları için hapise girmeleri gerekiyordu. Yine de doğru olmadığını bile bile bunu kabullendim ve sanki kendi kendine ölmüş gibi düşündüm. Elim varmadı polisi aramaya. Asla masadaki sofrayı umursamadan merdivenlere yöneldim. Ve arkamdan onlara seslendim.

"Yemekleri tencereye boşaltın, ocağı açıp ısıtın ve sıcaklığı iyi olunca tabaklarınıza katıp yiyin. Ocak açıkken yemekleri karıştırın sık sık. Zehir zıkkım olsun katiller!" dedim ve yatağa yatmak için odaya gidip kapıyı kilitledim. Onunla aynı yatakta yatmayacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.