İçeriğe geç

Cinayet Aşk

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Cinayet Aşk

Bölüm 10

O İyileşecek Mi?

Ameliyat esnasında telefonum çaldı. Asistanlardan birisi getirdi. Oğuz arıyordu.

"Efendim Oğuz,ameliyattayım."

"Ne ameliyatı?"

"Sinan'ın ameliyatı. Babanın hastanesine gel." dedim ilk cümlenin üstüne basa basa. Ve kapattım.

Herşey yolunda gidiyordu. Ama aniden birşey oldu. Sinan narkozun etkisinden çıktı. Ve uyandı. Çığlıkla kalktı. O an kafasına işlem yapıyor olduğum için kalkmaması lazımdı. Ve evet. Kalkarken kafasını bir yere vurdu. Nereye vurduğunu görememiştim. Hemen onu geri yatırmaya çalıştık.

"Sinan sakin ol! Sakin olmalısın! Şimdi hemen yavaşça geri ya ve sana narkoz uygulamamıza izin ver. Yoksa sen ayıkken yapacağız ameliyatı. Zorlaştırma daha fazla. ÖLECEKSİN ORUSPU ÇOCUĞU HEMEN GERİ YAT!" dedim etraftakileri dikkate almadan.

"Tamam herkes yapması gerekeni yapsın. Bazen küfür gerekli oluyor. Hemen hemşirelerden birisi narkoz uygulasın. Hadi ne bekliyorsunuz?"

Kendimi gerçek bir doktor gibi hissediyordum. Ama abartmadan ameliyata odaklandım. Durumu çok kötüydü. O an uyanması çok kötü bir mucizeydi. Yani imkansızdı. Ve evet. O kötü olayın yaşanmaması için herşeyi yapardım.

"Bir dakika. Bu şeyde ne? Bir tümor mü? Ama hiçbir belirti yokken bu olmuş olamaz."

"Evet Asena. Hiçbir belirti yokken bunun bir tümör olması imkansız. Bu bir taş. Önceden kafasını bir taşa çarpmış ve içine kafasını delip girmiş olmalı. Biliyorum bu çok düşük bir ihtimal ama öyle. Onu almak çok zor olacak. Çok riskli bir yerde. İstersen ben yapabilirim." dedi yanımdaki doktor.

"Tabiki hocam. Daha iyi olur. Buyrun."

Tam taşı çıkartmışken hücrelerinin yok olmaya başladığını fark ettik. Ama bu nasıl olabilir? Çok saçma. Ve doktor stresten ne yapacağını bilemedi. Ve o öldü. Sinan öldü. Bu cümle beynimin her köşesinde yankılandı. O öldü. Beceremedim. Buraya kadar gelip onu iyileştiremedim.

"Hocam hücre bağışı diye birşey yok mu ben kendi hücrelerimin yarısını ona vermek istiyorum hatta hepsini. Ama yalvarırım onu kurtarın." Doktor onaylamaz şekilde kafasını iki yana salladı umutsuzca.

"Tamam birşey olmaz çekilin ben halledeceğim." Oğuz ameliyata girdi o sırada.

"Asena o öldü zorlama."

"Hocam henüz geç değil. Bunu denemem lazım. Bir ihtimal dahi olsa yaşayabilir. Çok fazla kan var. Hemen kanları temizlemem lazım. Hadi ne bekliyorsunuz. Hocam... Beni asiste edin lütfen. Kimse kendinde değil."

"Sende değilsin."

"Hocam size hadi dedim!"

Oğuz kapıda şaşkınlıktan bayılacak bir şekilde bakıyordu.

"Al Asena."

"Tamam, şimdi kalan küçük taş parçacıklarını alacağım. O çelik taslardan yok mu getirin hemen. Hızlı!"

"Sinan öldü mü?" dedi Oğuz ağlarken.

"Evet, ama geri gelmesi için herşeyi yapıyorum."

"Asena senin ölüleri diriltme gibi bir gücün yok."

"Sus Oğuz."

Başaramadım. Yapabilirim sandım ama olmadı. Oğuz haklıydı. Benim ölüleri diriltme gibi bir gücüm yoktu...

(7 ay sonra)

"Oğuz çıldırdım çıldıracağım bak az kaldı artık."

"Noldu hayatım?"

"Her saniye birisiyle konuşuyorsun. Ayıp olmasın özeli vardır diye bakmıyorum kim olduğuna ama sabrım taşmak üzere. Hemen şifreyi kaldırıyorsun!"

"Laflarına dikkat et. Ben değişmedim. Hâlâ seni bir hareketimle dizlerime kapandırabilirim."

"Bunu görüyor musun" dedim alttan nah çekerek.

"Uğraşamam Asena. Git yemeği hazırla geç olmadan."

Oldu paşam! Sanki bu zamana kadar hep başkası hazırladı da ben bilmiyorum ne yapacağımı! Sinirle mutfağa gittim. Laptop'un başından kalktı sonunda. Duşa girdi. Biraz bekledim ve hemen ellerimi yıkayıp kuruladım. Şifreyi kaldırmıştı. İlk defa sözümü dinlemiş. Hemen notlarını açtım. Birşey yok. Gizli klasörü de temiz. Instagram gayet namuslu. Twitter kullanmıyor zaten 6 senedir. Yani öyle söylüyor. Bende baktım temiz. Ama kafası o kadar başkasında ki WhatsApp'ı temizlemeyi unutmuş. Birisi onu benimle tehdit ediyordu. O da mecburen konuşuyordu. Çünkü beni öldürmekle tehdit eden kişi en yakın arkadaşımdı... Doğa... Doğa Baytaş... Size daha önce ondan hiç bahsetmedim. Çünkü uzak mesafeli bir arkadaşım. Biz İzmir'de oturuyoruz ama o Antalya'da. Çok uzak değil sürekli buluşuyoruz zaten ama hergün görüşmüyoruz.

"Bana bunu yapma Doğa..."

Onun evini biliyordum. Şimdi hiçbirşey olmamış gibi Doğa'yı arayacağım ve normal konuşup onunla buluşmak isteyeceğim.

"Alo Doğa. Naber kankam?"

"İyidir bebiş senden?"

"İyi bende bu hafta buluşalım mı? Ben gelirim."

"Olur! Bende özledim seni valla."

Neyi özledi acaba? Beni öldürmekle tehdit eden birisi neyimi özlemiş olabilir?

"Cuma?"

"Olur Asena'm."

Kapattım. Aptal Doğa. Bakalım hangimiz kimi öldürüyor...

(Perşembe günü)

Oğuz'a hiç haber vermeden gitmiştim. Telefonla konuştum ve herşeyi hallettim.

"Silah, bıçak, çakı, yedek mermi, biber gazı... Hepsini aldım aşkım. Kafanı yorma bana. Sen şirkete git. Sensiz birşey yapamazlar."

"Tamam Asena. Kendine dikkat et olur mu? Bana bu gün içerisinde bir mesaj at halledersen. İyi cinayetler."

Kapattım. Onun evine gittim. Biraz oturduk, konuştuk, çay ve kahveler içildi. Artık zamanı gelmişti. Tuvalete gittim ve Doğa'yı yanıma çağırdım. Acil birşey olduğunu söyledim. Kapıyı açar açmaz kafasına birkaç kere sıktım. Ardından bıçakla karnına defalarca darbede bulundum. Silah onu öldürmeye yetmişti. Bu sebepten dolayı diğerlerini hissetmemişti. Bıçak ve çakı benim içimin soğuması içindi. Sonra hiçbirşey olmamış gibi Doğa'yı klozete oturttum ve kapıyı kilitledim. Apartmandan geldiğim gibi çıktım. Ve bir gün sonra Oğuz'a tekrar kavuştum.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Perşembe günü olmasının sebebi yolun bir gün sürmesi bu arada