Ve içeride yanıp sönen korkutucu kırmızı ışıklar vardı.
"Hayır! Hayır girmem ben buraya!" dedim ağlayarak. Ve sırtıma bir tekme attı. Yere yapıştım. Telaşla etrafıma bakındım. Panik atak geçiriyordum. Ve kapının aniden kapanmasıyla yerimden sıçradım. İçeriye benim ardımdan iki kadın bir erkek girdi. Erkek olan çenemi sıkıca tuttu.
"Eğer ki çok sesin çıkarsa burdan ölü bile çıkamazsın. Ama eğer dediklerimizi yaparsan, karşı gelmezsen, psikolojik baskımıza katlanırsan hiçbirşey olmaz. Anladın mı? Ayrıca Barış efendimizin sözünden çıkmayacaksın." dedi ve çenemi bıraktı.
Kadınlardan birisi yaklaştı ve kulağıma eğildi. "Eğer burda konuşulanlar dışarıya duyulursa asit senin vücudunda dolaşacak. Bunu da unutma." dedi.
Gerçekten çok korkuyordum. Zaten ürkek birşeyim. Kendimi bile koruyamıyorum. Ve bana bir sürü kural söylediler. Hatta kuralların bulunduğu kocaman bir kitap verdiler. Beş yüzden fazla sayfası vardı. Zor kaldırdım. Adımımı bile atmadan önce buna bakacak ve uygunsa atacakmışım. Aman aman aman! Oh ne âlâ! Kitabı bana ve Oğuz'a hazırlanmış özel odaya koydum. Ve aşağıya indim. Barış duvara yaslanmış, ayakta bir şekilde beni bekliyordu. Oğuz'u şuanda göremiyordum.
"B- B- Barış Bey. Bana birşey yapacak mısınız? Yani zarar verecek misiniz?"
"Konuşma işe yaramış sanırım. Gel koltukta oturalım konuşalım Asena'cım."
"Nasıl yani. Benimle mi cidden?"
"Evet. Boş yapma da gel."
Allah'ın barzosu! Oturduk. Ayaklarını bana doğru uzattığı an kalktım ordan ve koltuğun en ucuna, ondan uzak olan yerine oturdum.
"Bana bak! Seni ve kocanı salmamızı istiyorsan kaçmayacak, sözümü ikiletmeyecek, dediklerimi yapacaksın!" dedi parmağını sallayarak.
"Neyim ben pardon? Burda babanın uşağı ya da kölen yok! Ayrıca bu kadar güvenlikli bir yerden nasıl kaçabiliriz ki?"
"Kapa çeneni ve en üst kata çık. Benim odamı toplarsan sevinirim güzelim."
Güzelim mi? "Güzelim mi?" dedim. İçim dışım bir benim sanırım. Hahahahahahahhaahha! Sonra arkamı dönerken koltuğun arka kısmında ve biraz uzakta kalan kapıdan Oğuz'un bizi izlediğini gördüm. Adama dalmak istiyordu sanırım. O sırada yaramda bir acı hissettim. Acıyla dizlerimin üstüne çöktüm ve kafamı tuttum elimle. Kan akıyordu. Hemde çok fazlaydı. Yere yattım gücüm yetmediği için. Oğuz ve Barış benim yanıma geldiler. Oğuz beni kucağına aldı ve hastaneye götürmek istedi. Barış ise kendisinin daha hızlı gidebileceğini iddia etti ve beni Oğuz'un kucağından alıp arabaya bindirdi. Ben ise bunları sadece hissediyor ancak birşey yapmadan gözlerim kapalı elim yaramda bekliyordum. Sonrasında doktor okul zamanında gittiğim doktorla aynı kişi olduğunu gördüm ve bana sakinleştirici verdi. İlaçlarla uyuttular. Aradan iki gün geçti. Atalay, offfff ne Atalay'ı?! Barış hâlâ yanımda bekliyordu. On dakika sonra Oğuz elinde iki tane su şişesi ile geldi.
"Heh! Uyanmış benim biricik karım. Günaydın aşkım. Nasıl hissediyorsun kendini? Daha iyi misin?" dedi Oğuz saçlarıma dokunarak.
"İyidir iyidir. Çok konuşmasın o." dedi Barış. Ardından suyundan birkaç yudum alıp bacak bacak üstüne attı ve kollarını iki yana açarak kolunu dirseklerinden kıvırdı.
"Niyeymiş?" dedim.
"Seni kaçırdıkları gün yalnız kaldığımızda söylediğim şeyi hatırlamıyor musun?" dedi ancak hatırlamıyordum.
"Hatırlamıyorum." dedim ve Oğuz ile bakıştık. Ardından gözlerimi Barış'a çevirdim.
"O zaman tekrarlayayım. Seni neden kaçırdığımı bilmiyorum çok güzeldin. Hâlâ öylesin de çaktırma, her neyse işte seni gözüme çok kestirdim. Yani evli olabilirsin hatta şuanda kocan da yanında olabilir ancak ben seninle bir ilişki istiyorum." dedi. Oğuz onu ,en hassas yeri olacak ki çok kolay oldu, saçından tutup odadan dışarı attı ve kapıyı kilitledi. Ardından sakinleşip elimi tuttu. Elimi hemen geri çektim çünkü küçücük bir hoşlantı bile beslemediğim birisi ile çok fazla yakındım. Ve o iki kelime ağzımdan çıktı sonunda.
"Senden hoşlanmıyorum." dedim ve bunu der demez elimi bırakıp özür diledi.
Doktor geldi ve kapıyı açmamızı istedi. Doktorla beraber Barış'ta geldi.
"Doktor Bey ne zaman eve gidebilicem?" diye sordum. Eve gidemeyeceğimi biliyordum. Ama bunun için birşeyler yapmam lazımdı.
"Serumunuzu yenileyip tekrar bittikten sonra son bir muayene edeceğiz sizi. Eğer ciddi bir durum yoksa evinize gidebileceksiniz. Serumunuzu yenilemeye geldim. Birde iyi misiniz diye kontrol etmek istedim." dedi doktor. Gülümsedim.
"İyiyim, teşekürler."
"Tekrardan geçmiş olsun."
Doktor çıktı ve on saniye sonra yanımdaki başucu komodinindeki cam bardağı elime aldım. Bardağı iyice inceledim ve biraz doğruldum. Hiç beklenmedik bir anda bardağı Barış'ın kafasında kırdım. Çok etkili olmayacağını bildiğim için su dolu sürahiyi de kafasında kırdım. Oysaki bardak yeterli olmuş bile. Yerde baygın yatıyordum. Doktoru çağırdık ve bizi kaçırdığını ve işkence ettiğini söyledik. Ve adam karakoldaydı artık.
Eve gittik. Ve direkt Sinan'a sarıldım. Onunla çok kısa süredir tanışıyoruz evet ama çok özlemiştim.