Ben uyumak için uzanıp gözlerimi kapattığımda Oğuz yanıma oturdu ve saçlarımı okşadı. Benimle hasta olduğumu düşündüğü için ilgileniyordu bence. Benim uyuduğumu anlayınca gitti. Ben ise uyumamıştım. Kafamdaki sirkeli bezi atıp kolumla kafamı sildim. Kapıyı yavaşça ve ses çıkarmadan kilitledim. Zaten salonda olmalılardı ve salona uzak bir odadaydım. Camı açtım ve ilk kat olduğu için rahatlıkla atladım. Buradan gitmek istiyorum. Onlar bana iyilik yapıyordu evet ama ben Emre'ye aşığım. Camların olduğunu bildiğim için eğilerek ilerledim. Ve bahçeden çıkınca koşmaya başladım. Bir parkta salıncağa önündeki korumayı kaldırmadan üstüne oturdum. Parmak ucumla salladım salıncağı. Ve benim için yeni aldığı telefonla Emre'yi aradım.
"Alo. Buyrun?" dedi yabancı numara olduğu için.
"Emre..." dedim ve bir anda heyecanlı bir sesle bağırdı.
"ASENA!" dedi. Mutluluğunu herkes her şekilde anlardı şuanda.
"... parkındayım. Buluşalım ve kaçır beni. Ben sana aşığım hâlâ. Onlarla kalamam sanki Oğuz veya arkadaşından etkilenmiş gibi. Bekliyorum." dedim.
"TAMAM AŞKIM HEMEN GELİYORUM." dedi ve mutlulukla kapattı telefonu. 2 dakika bile olmadan bir araba geldi. Emre olmalıydı. Heyecanla ayağa kalktım. Ve arabaya doğru yaklaştım. Ancak iki adım attığım an içerisindeki adamları gördüm. Ve geriye doğru birkaç adım atıp arkamı dönüp hızla kaçtım. Emre aradı. Açtım.
"Peşimde bir araba eşkiya var! Beni kaçırıp öldürecekler!" dedim. Ve kapattım. Ben 14 yaşındayken bunları mı yaşayacaktım? Allah'ım! Sen beni görüyorsun. Bin türlü suçum oldu biliyorum. Ama çok küçüğüm! Nolur yardım et Allah'ım...
Koşmaya devam ediyordum. Ve arkamdan bir el kolumu tuttu. Kolumu kurtarmaya çalışırken yere düştüm. Ellerimle kendimi geri geri iterek kaçabileceğimi sandım. Salak ben işte! Ve o korkunç an yaşandı. Aslında beklediğimden daha iyi insanlardan çıktılar. Ben öldürürler sandım. Ancak üzerime 12-13 tane sırt çantası fırlattılar. Ve arabanın arka koltuğunda ayak uçlarında oturdum. Hatta birisi bacağıma koymuştu ayağını. Ancak asla baskı uygulamıyordu. Beni ne yapacaklardı? Emre buraya gelecekti elbette anca artık herşey için çok geç olacaktı. Acaba Oğuz ve Sinan yokluğumu farkettiler mi?
İhtişamlı bir yalıya getirdiler. BEN BURADA MI YAŞAYACAKTIM! Buna izin vermezlerdi. Ben anca kilerde kalırdım onlara göre. Ben düşüncelere dalıp yürümeyi unutmuştum. Sonrasında yalının ağası yada abisi midir artık bilemeyeceğim ama o kolumu kangren yapacak gibi sıktı ve içeri doğru sürükledi resmen. Sonra beni hizmetlilerin yanına bıraktığında anladım herşeyi. Bende onlardan olacaktım galiba. Ama hizmetlileri sokaktan topluyor olamazlardı. Bir iş vardı bunda ama neyse. Anlaşılır bir gün. Yalının abisine "Atalay" diyelim şimdilik. Uzatmaya gerek yok her seferinde. Atalay koltuğa oturdu. Herkes başını öne eğip ellerini önde birleştiriyordu. Ben ise ellerimi arkada birleştirmiştim ve başım dikti.
"Başını öne eğ!" diyerek parmağıyla yeri gösterdi Atalay. Reddedermişcesine kafamı sağa sola salladım. Ve gözümle içeriyi üstünkörü inceledim o bana sinirle bakarken. Sonra onun yakınında olan erkek birisi , mesleğini bilmiyorum benimle arabada otururyordu, başıma silah dayadı ancak Atalay ayağa kalkıp silahı eliyle aşağıya indirdi. Ve kolumdan tutup bir köşeye çekiştirdi.
"Ne yapıyorsun sen?!" dedi sanki ne yapmam gerektiğini biliyomuşum gibi.
"Ne yapıyormuşum?" dedim dalgaya vurarak.
"Beni deli etme kızım!" dedi elini kaldırarak.
"Niye vurur musun? Ayrıca ne sanıyorsun? Diğerleri gibi senin kölen olacağımı falan mı? Hahahayt! Güleyim bari!" dedim sinirle.
"Tam olarak öyle yapacaksın. Diğerleri gibi olacaksın!" dedi. Tam birşey diyecekken kolumdan tutup içeri çekiştirdi. Diğerlerini gönderdi. Bir tek ikimiz kaldık. Başbaşa...
"Şurdan kumandayı getir!" diyerek emir verdi bana. Oysaki kumanda parmağının yanındaydı. Serçe parmağını en ufak oynatsa alabilirdi.
"Verdim." dedim. Oysaki vermemiştim. Zaten ondaydı.
"Kaybol!" dedi. Oğuz'un evi kadar olan oda girişteydi. Diğer ucundaki yemek masasından sandalyeyi çektim ve oturup telefon bakmaya başladım. Ciddi ciddi. Hemen Oğuz'a haber verdim. Artık başka çarem yoktu. Ve canlı konum attım.
"Gerek yok. Sesleri ve konumunu duyup görebiliyorum." Bu mesaj beni o kadar rahatlattı ki... Hemen sohbeti sildim. Ve olduğum yerden televizyona baktım Atalay ile birlikte çaktırmadan.
"Sen neye bakıyorsun?! Kalk işleri yap!" dedi kafasını arkaya çevirip öfkeden damarları şişmiş biçimde.
"İşi söylediğiniz var sanki!" diyerek üste çıktım. Ama bu pek iyi bir fikir değildi sanırım.
"Demek öyle ha?!" dedi sanki sinirden beni öldürmek istermiş gibi gülerek.
Ellerim titreyerek ayağa kalktım. Sandalyeye tutunurken düşecektim titremekten neredeyse. Telefonumu cebime attım ve bir kaç adım yana doğru gidip geriye adımlar atmaya başladım. O bir süre sonra durdu. Ellerini cebinde gelmişti yanıma kadar yavaşça. Ellerini mimiksiz şekilde cebinden çıkardı. Yemek masasının üstündekileri gözlerimden gözlerini kaçırmadan yere attı sakince. Doğrusu bu bir sinir sakinliğiydi. Bence anladınız siz beni. Sandalyeleri de fırlattı ve artık öfkesi taşmıştı. Durvarlara herşeyi fırlattı. Kendisini kaybetmişti. Birşey yapmalı mıydım? Hayır. Ezik gibi her boka atlamasam iyi olacak. O sırada her tarafa döne döne birşeyler fırlattığı için bana da dönmüştü. Bir tablo ve vazo fırlattı üstüme sırayla. Aslında bana fırlatmak istememişti. Rastgele fırlatıyordu. Sıra bana gelmişti. Ve ondan sonrası yok bende. Ama gözlerimi açtığımda karşımda Oğuz vardı. Ağlamaya başladım.
"Özür dilerim! Lütfen affet! Emre'yi özlemiştim sadece! Yalvarırım kızma bana..." dedim ağlarken arada hıçkırarak. Ve sözümü kesti.
"Sakin ol! Sana kıyamam ben. Bu durumda sana kızacak değilim. Kaçmana sinir olsam da hiçbirşey senin canından önemli değil. Ağlama, dinlen sadece. Bari bu dediğimi yap." dedi başparmağı ile gözyaşımı silerken.
"Kızmadın mı Emre ile buluşmak istediğim için?" dedim sakince ve derin nefesler alarak.
"Kızmadım." dedi içten bir tebessüm ile. O da ağlamaya başlamıştı. İyiki telefonuma o ses ve konum bilgilerini indirmiş. Yani her ne yapmışsa iyi olmuş. Peki ben neden hâlâ buradayım.
"Oğuz iyiyim. Ama ben niye hâlâ buradayım?" dedim.
"Kaçamayız minik kız... İlk defa bana engel olacak birşey oldu şu hayatta. Senin canınla tehdit ettiler..."
Sonra Atalay yanıma geldi ve yine elleri cebinde bana baktı çekici bakışlarla. Araba mıyım ben? Ne çekicisi? Offf saçmaladım gene! Neyse.
"Özür dilemiyorum. Hem orda bok işin yok hem de benim bu hâle gelmemin sebebi sensin." dedi ukala tavrıyla.
"Senin bir hâle geldiğin yok Atalay. Olan bana oldu."
"Adım Atalay değil."
"Ney?"
"Barış. Ama sen bana 'Efendim, Barış Bey, Ağam' falan diyebilirsin hizmetçi."
"Hı! Çok beklersin!"
"Hizmetçi derken? Anlamadım Barış! Sen arkana falan mı güveniyorsun? Hahaha! Çok komik. O hizmetçi lafını sana yediririm!" diyerek üste çıkıştı Oğuz.
"Lütfen sakin olun gerçekten hiç çekemeyeceğim."
"Senin ne hissettiğin ya da ne düşündüğün umrumda mı sanıyorsun!" dedi Barış. "Şimdi ayağa kalk ve mutfağa git. Aşağı katta. Onlar sana yapman gerekenleri söyleyecekler."
Yavaşça ayağa kalktım. Aşağıya doğru ilerledim. İçeride erkekler sayıca fazlaydı. İki tane kız yedi tane erkek vardı yani. Kızlar yemekleri hazırlıyordu. Sonra yanıma aralarında en üstün tutulan erkek geldi.
Bana bir kapı açtı. Mutfaktan geçişi olan bir kapı. Ancak çok garipti. Burası gizli bir kapıydı. Ve...