Temizliğe evi süpürmekle başladım. Mutfaktaki cam kırıklarının büyük olanlarını elimle topladım ve küçük olanlarını süpürge ile çektim. Ardından bizimkilerin yanına doğru süpürmeye devam ettim. Onların yanına geldiğimde "Ayaklarınızı kaldırın." dedim. Her anne bunu en az bir kere olsun söylemiştir. Biliyorum ben anne değilim. Ama illa ki birgün çoğu kadın bunu temizlik esnasında söyleyecektir. "Koltuğun altınıda süpür!" dedi bağırmasına rağmen emir verici bir tavırla. Zaten televizyonu görmeleri için eğiliyordum. Artık tamamen yere yattım diyebiliriz. Koltuğun altında bir sürü kirli çorap vardı. Iyyyyyyy! Kusucam resmen. Ellemeyecektim tabikide. Kafamı kaldırıp oturur pozisyonda Oğuz'a seslendim. "Pişt! Baksana şuraya. Her taraf kirli çorap dolu. Alıp kirli sepetine atıyorsunuz onları. Ben sizin pisliğinizle uğraşmayacağım!" dedim iğrenmiş bir surat ifadesiyle. "Tamam tamam he işine bak sen!" dedi çokta umursamayarak.
Orayı süpürünce paspası almak için tekrardan temizlik odasına gittim. Tam kapıyı açtığım anda Oğuz'un bağırması ile yerimden sıçradım. "Noldu?" dedim yanına gidip. "Lan oğlum senin öldürürüm! Karımı bir daha aramayacaksın! ANLADIN MI!?" dedi ayağa kalkıp el kol hareketleriyle sinir krizi geçirerek. Ardından mermerden ve üstünde orta kısmı camdan yapılmış iki katlı denebilecek orta sehpaya tekme attı. Ardından telefonumu aynı yere sinirle fırlattı. Sinan onu sakinleştirmeye çalıştı ancak bu ona da zarar vereceği için ısrar etmedi. Ben ise ellerimle ağzımı şok içinde kapatarak sakinleşmesi için dizlerine kapandım.
"Nolur sakin ol! Yalvarıyorum! Kendine zarar vereceksin bak iyi değilsin otur ne olduysa konuşalım. Lütfen yapma bunu daha fazla!" diyerek dakikalarca yalvardım. Ağladım bile! Nefret ettiğim kişi için dizlerine kapanıp ağlayarak yalvardım! Ben gerçekten delirdim. Ardından ellerim bacaklarıyla temas ederken ben önünde dizlerine çökmüş artık sessizce oturuyordum. Çünkü eline gelen herşeyi fırlatıyordu. Ardından eline silah aldığında Sinan ayağa kalktı ve elinden almaya çalıştı. Çok zorlanıyordu. Öylece elim kolum bağlıdır duramazdım. Sarıldım... Ayağa kalktım ve Oğuz'a sarıldım... Hemde sımsıkı sarıldım... "Yalvarıyorum dur artık!" dedim sarılıp ağlarken. Boyu benden 20-30 cm uzundu. Onun göğüslerine geliyordum. O da bana sarıldı. Biraz öyle kaldık ve ilk ayrılan ben oldum. "Ne oldu? Anlat ben sana istediğin açıklamayı fazlasıyla yapacağım. Söz..." dedim. Onun ise gözlerindeki öfke hala sönmemişti. "Elin adamı sana binlerce mesaj atıp yüzlerce arayıp buluşmak istemiş ve benim bundan yeni haberim oluyor!" dedi bağırarak. "Ya kulun kölen olurum ama bana bağırma. Ben yetişkin bile değilim henüz. Yapma bana bunu. Düzgünce konuşalım. Hatta ben o kişiyle buluşayım ve..." derken hızlıca sözümü kesti. "Öyle birşey olmayacak ama neyse devam et sen." dedi kendinden emin bir şekilde. "Buluşayım ve ne amacı olduğunu anlayayım bari. Yoksa boşu boşuna kendine zarar verebilirsin. Bunu istemiyorum. Kimseye zarar gelsin istemiyorum. Anla beni de..." dedim ağlamaklı bir sesle. Gözlerim kıpkırmızı olmuştu ağlamaktan. Ve dudaklarıma karanlık bir gölge kapandı. O sırada dudaklarımın başka bir dudakla birleştiğini anladım o an. Ve hemen dudaklarımı çektim. Elimle dudaklarımı hafifçe ve çaktırmadan sildim. Ve onu kolundan tutup nazikte koltuğa oturttum.
"İstersen beraber gidelim. Sen uzaktan izle ve seni rahatsız eden bir şey olursa 'kalk gidiyoruz' de gidelim. Olur mu?" dedim ikna edici bakışlar sergileyerek.
"Offf! Tamam baş belası, tamam!" dedi ve derin bir nefes aldı. "Tamam o zaman ben hazırlanayım." diyip ayağa kalktım. Tam bir adım attım ki ikinciyi atmak için ayağımı kaldırıp öne uzatmışken beni kolumdan tutup geri oturttu. "Kime veya neye hazırlanıyorsun sen?!" dedi Oğuz. Sinan Oğuz'a bir bardak su getirmişti. "Al kardeşim. Bağırmaktan boğazın tahriş olmasın." dedi suyu uzatırken. Oğuz "Eyvallah" der gibi bir hareket yaptı ve suyu içti. Sonrasında boş bardağı tutmam için bana verdi. Hızlıca ayağa kalktı ve kapıyı sertçe açıp evden çıktı ve geri kapattı.
Sinan "Ben arkasından gideyim. Sende şuralara bir çare bulursun dimi?" dedi eliyle dağılmış salonu gösterirken.
"O iş bende, git sen peşinden." dedim kafamla kapıyı işaret ederek. O da gittiğinde çok sert vurdular. Bizimkiler gelmiş olamazdı. Kim ya bu!? Delikten baktım tanımadığım, kaslı ve sinirli birisi vardı. Ne olursa olsun... Oğuz'a söylemeliydim. Yoksa kendi başıma hiçbirşey yapamayacağım.
Hiçbir cam ya da perdenin açık olup olmadığına dikkat ederek banyoya gittim. Banyo girişten uzaktı. Yani ben uzak olanına gittim. Hemen Oğuz'u arayacaktım ancak telefonumu parçaladığı aklıma geldi. Ama banyodan çıktığımda hemen yanda bulunan sehpa da ev telefonu vardı. Oradan Oğuz'un numarasının çevirdim. Birşey olursa diye ezberlemiştim. Hemen açtı zaten. Korkarak konuştum.
"Oğuz...biliyorum bana kızgınsın ama şuanda kapıyı tanımadığım, kaslı ve sinirli birisi dakikalardır yumrukluyor. Çok korkuyorum..." dedim ve telefon anında kapandı. Sehpanın yanına çömelip kafamı dizlerime koyup sessizce ağlamaya başladım. Kapının şiddeti gittikçe artıyordu. Bizimkiler olamazdı çünkü onlarda anahtar vardı ve bu durumda kapıyı kırarlardı. Kafamı dağıtmak için biraz salonu topladım. Ama sadece kaldırıp sessizce yerine koydum yere düşen eşyaları. Sonrasında ses çıkacağını fark ettim. Ve vazgeçtim.
Kapının deliğinden tekrardan baktığımda bir sürü insan olmuştu. Ve fark ettim ki bütün komşular camlara çıkmış elinde çekirdekleriyle burayı izliyorlardı. Kesin kapıyı açmamı bekliyorlardır. Oğuz ve Sinan gelsin onlar gösterir size çekirdeği falan. Ve geldiler.
Oğuz direk dövmeye başladı. Önüne gelene saldırıyordu. Ama gerçekten korkuyordum. Sonrasında Sinan belinden silahı çıkardı ve havaya sıktı. Herkes evlerine girdi. Sonrasında kapının arkasından çekilip duvara yaslanarak oturdum. Ağlıyordum hâlâ sessiz sessiz. Tahmin ettiğim gibi kapıyı kırdı. Geldi ve yanıma oturup saçlarımı öptü, kokladı, sarıldı. Ama ben karşılık vermedim. Çünkü ona karşı bir hissim yok.
Beni kucağına aldı ve diğer yatak odasına , eşyaları dağıtmadığım bir oda, yatırmak için gitti. Ona göre ateşim vardı. "Hayır, burada yatacaksın. Cayır cayır yanıyorsun şuanda." dedi Sinan. Ben ise elimi alnıma ve sırayla boynuma koyup "Ateşim yok. Sana öyle geliyor. Ellerin soğuktur." dediğim an başıma sirkeli su koydu ve başıma bir kase çorba getirmesi için Sinan'a "Hadi git karıma çorba yap. Tamam mı?" diyerek ona da emir verdi.