Ders başlamıştı. Oğuz sınıftakilerle üstünkörü tanıştı. Herkes ona sinirle bakıyordu. Herkesle iyi anlaştığım için hepsi beni koruma taraftarıydı. Teneffüs oldu. Ben öğretmen masasının orda erkek arkadaşlarıma olanları anlatıyordum. Bütün erkekler olduğu için Oğuz buna sinir olmuştu.
"Çekilin!" dedi ve elini bel kıvrımımdan tutup kendine doğru çekti. "Şimdi anlatın bakalım ben yokmuşum gibi." dediği an kalbim sıkıştı. Nefesim kesildi korkumdan. Aşağıya doğru kalbimi tutup eğildiğimde bütün sınıf etrafıma toplandı. Emre anında yardıma koştu. Beni kucağına aldı ve revire götürdü. Nöbetçi hocalara söyledi ve revirden sonra hastaneye gittik. Bunları ben istemedim. Aniden oldu. Gözlerimi açtığımda Emre, Alperen, Ezel, Damla, Beyza ve Oğuz vardı. Emre ve Oğuz ayaktaydı diğerleri oturuyordu. Korkarak doğruldum ve biraz daha dik oturdum.
"Şey...ben..." dedim sesim titrerken. "Kapa çeneni!" diyerek bir diğer emrini verdi Oğuz. Çaktırmadan Emre'nin elinden tuttum ve ona baktım. Doktor gelince elini bırakmak zorunda kaldım.
"Şimdilik bir şeyi yok. Ancak bu tarz kalp ağrıları sık görülmez. Sizin hayatınızda son zamanlarda sizi çok üzen veya korkutan bir olay olmuş olmalı. Ve tekrar bir rahatsızlık duyarsanız gelebilirsiniz. Geçmiş olsun. Serumunuz bitince çıkabilirsiniz." dedi doktor.
"Teşekkür ederim. Ama son zamanlarda hiç öyle bir olay yaşamadım." dedim yalan söyleyerek.
"Bizim diyebileceğimiz başka bir şey yok. Tekrardan geçmiş olsun." dedi ve odadan çıktı.
"Yalancı!" dedi Alperen. Oğuz ona mimiksiz bakınca sustu. Emre dayanamadı. Ve kibarca Oğuz'a birşeyler söyledi.
"Bak şimdi. Biliyorum evlenmişsiniz. Ama bu Asena'ya kötü davranabileceğin anlamına gelmiyor. Lütfen onu üzme. Çünkü o bizim için herşeyden önemli." dedi. Oğuz ise bu konuşmayı duymazdan geldi ve "Ben kafama ne eserse onu yaparım. Asena da buna uymak zorunda." dedi. "HAYIR DEĞİLİM!" diyerek bağırdım. Eliyle ağzımı sertçe kapatınca herkes ayaklandı. Ezel Oğuz'a yumruk attı. Alperen beni korudu ve sakinleştirdi. Kızlar bizimkileri tutmaya çalıştı. Emre ise Oğuz'a kaş göz daldı. Oğuz da boş durmadı. O da hepsine geçirdi bir kafa. Ben ağlamaya ve nefessiz kalmaya başlayınca kavgayı kestiler.
"Bana bak kızım. Seninle adam akıllı konuşalım. Eğer benden birşey saklarsan veya ben bunu anlarsam çok fena olur. Eğer bana karşı gelirsen bu hastaneye çok sık geliriz. Anlaşıldıysa Emre ile sevgili olduğunu ve ayrılacağını söyle artık." dedi Oğuz. Hepimiz şoka girdik.
Ama Oğuz bimdeydi. Arada küçük şakanın zararı olmaz. Ama bunu nerden bilebilirdi ki? El ele tutuştuğumuzu veya sabah ki olayları anlamış olmalı. Yani salak birisine de benzemiyor zaten.
"EVET DUYAMADIM KARICIM?" dediği an kendime geldim ve Emre'ye son bir kez baktım. Yani daha doğrusu bakamadım.
"Aşkım..."
"Kısa kes! Seni beklemiyorum ben burda. Daha eve gidicez." dedi Oğuz.
"Aşkım... Nolur bizde bir suç arama bunu isteğimle söylemiyorum biliyorsun. Ama ayrılalım." dedim. Dayanamadım ve kolumdaki serumu çıkartıp ayağa kalktım. Son birkez uzun uzun sarıldım ona. Saçlarına dokundum. Onu öptüm. Kokladım. Son kez yanağıyla yanağım yan yana geldi. Son kez gördüm onu.
"Evet. Hadi Asena. Düş önüme. Ha bu arada, artık Asena okula gitmeyecek. Hocalar sorarsa KOCASI İZİN VERMİYOR dersiniz. Hadi Allah'a emanet!" dedi Oğuz ve beni kolumdan çekiştirerek özel şoförün arka koltuğuna oturttu. Yani oturmama yardım etti. Arka koltukta benden başka biriside vardı. Oğuz ön koltuğa oturdu ve şoföre gitmemizi söyledi.
"Şey... Oğuz." dedim öne doğru eğilerek.
"Korkmadan söyle." dedi.
"Yanındakine kim olduğunu sorsam kızar mısın?" dedim. Çünkü sormazsam eve gidemeden hastanelik olabilirdim. O ise dudağının kenarını kıvırdı. Ve sırıtarak güldü. Bunlar hoşuna gitmiş olmalı. RESMEN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜYORUM YA! SALAK ASENA! SALAK!
"Tabiki de sorabilirsin. Kendisi benim en yakın arkadaşım. Tanışın hadi." dedi. Ve o elini uzattı. Elimi uzattım ve "Benim adım Sinan." dedi. "Benimki de Asena." dedim elini sıkarken. "Sen eşi olmalısın değil mi?" dediğinde yüzüm düştü ve kafamı onaylar şekilde salladım. "Buyur buraya telefon numaranı yaz. Kayıt edeyim seni." dedi ve telefonunu uzattı. Numaramı yazdım ve kendimi çaldırdım. "Sinan" diye kaydettim kendi telefonumdan. Onun nasıl kayıt ettiğine baktım istemeden. "Yengemmm" diye kaydetmişti. Hahaha! Ne komik ama! Sinir krizi adam! Eve vardığımızda sadece üçümüz vardık. Ailesi ayda yılda bir gelirmiş onun evine. Sonrasında üstümü değiştirmek için odama çıktım. Kapıyı kilitledim. Çünkü Oğuz ile aynı odada kalacakmışız. Yani başka oda yok. Bu yüzden. Üstümü değiştirdim ve aşağıya indim. Salonda televizyon izliyorlardı. Bende ortalarına oturdum ve telefonuma baktım.
"Asena." dedi Oğuz.
"Ne var?" dedim gözlerimi telefondan ayırmadan.
"Bize iki sade kahve yap!" diyerek sıradaki emir geldi. Telefonu sinirle koltuğa bıraktım. Ve ona döndüm.
"Kölen yok senin burda! Kalk kendin yap! Ayrıca sen emir vermeye çok alışmışsın." dedim. Telefon bakmaya devam ettim. "Kimle konuşuyon yenge?" dedi Sinan ortalığı karıştırmaya çalışır gibi.
"Reels izliyorum kimseyle konuşmuyorum." dedim sakince.
"Tamam şimdi o telefonu sakince sehpaya koy ve iki tane sade kahve yap. Emir vermiyorum. İş buyuruyorum." dedi sanki çok fark varmış gibi.
"Tamam ya. Yeterki çeneniz kapansın!" diyerek ayağa kalktım ve mutfağa doğru gittim. Burası bir villaydı. Modern bir yer olduğu için salon ile mutfak birleşikti. Ben kahve yapmaya giderken arkamdan "Başardık!" demek ister gibi çaktıklarını duydum. Kahvelerini götürdüm.
"Buyrun paşam!" dedim tripli şekilde. O ise yine sırıttı ve "Aferin hep böyle ol." dedi. Sinan'a da kahvesini verdim ve sinirlerime hakim olamayacağım için odaya çıktım. Herşeyi paramparça ettim. Koltukları tekmeledim, vazoları fırlattım, tabloları kırdım. Ve en son kapıya tekme attım ve kapı da kırıldı. Biraz kalitesizmiş. O kadar güçlü olduğumu sanmıyorum çünkü. Sesi duydular ve geldiler. "Neyin var senin?!" dedi Oğuz etrafa bakarken. "Dur dikkat et abi cam kırıntıları var!" dedi Sinan. "Sana diyorum Asena! İyi misin sen?" dedi Oğuz koluma nazikçe dokunarak.
"İyi değilim Oğuz! İyi değilim. Bana sanki senin kölenmişim gibi davranmayı kes!" dedim sinirle. Ardından Oğuz bana doğru bir adım attı. Bende ne yapacağını anlamadığım için geriye doğru bir adım attım. Sinan, Oğuz'a sessizce birşeyler söyledi. Sonrasında Oğuz bana birkaç adım daha attı. "Ama karımsın. İstediklerimi yapmalısın. Yanlış mıyım?" dedi elleri pantolonunun cebindeyken. "EVET YANLIŞSIN!" dedim. Bana mimiksiz ama korkutucu şekilde ciddi baktı. Gözlerimi kaçırdım. "Yani...ben...daha küçük olduğum için öyle söyledim." dedim gözlerinin içine bakamayarak. "Benimsen ki öylesin, dediklerimi yapacaksın. Bunu uygulamakla başlayabilirsin. Hatırlatayım. Okul yok. Evinde oturacaksın. Herhangi bir erkek sinekle bile muhattap olmayacaksın. Benden izinsiz markete bile gitmeyeceksin. Telefonlarım aradığım an açılacak. Dışarıda olduğun zaman canlı konum atacaksın. Anladın sayıyorum. Şimdi bizi aşağıda bekle." dedi. Sesi o kadar ikna ediciydi ki. Resmen beni manipüle ediyordu. İstemsizce aşağıya indim. Birkaç dakika sonra geldiler. Sinan oturduğu an benden su istedi. "Sen benim kocam mısın?" dedim. Oğuz bacağımı hafifçe dürttü. "Hadi Asena. Sinan'a su kat." dedi. Ya daha yeni oturdunuz gelirken içseydiniz ya! Her neyse. Kalktım ve mutfağa doğru ilerledim. Tam bardağı alırken gözümün önüne perde indi sanki. Gözüm karardı. Dengemi kaybettim. Tam yere düşmek üzereyken arkamda birisi beni tuttu. Ancak bardak yere düşüp kırılmıştı.
"Şey.. özür dilerim. Bardağı bilerek kırmadım." dedim titreyerek. Arkama baktığımda Sinan'ın tuttuğunu gördüm. "Bardak önemli değil. Sen iyi misin?" dedi kibarca. "İyiyim. Sadece biraz..." derken Oğuz sözümü kesti. "Ona birşey olmaz. Bütün dağıttıklarını ve kırdıklarını kendisi temizleyecek nasıl olsa." dedi. Gözümü sakin kalmak için iki üç saniye kapattım. Sonrasında yeni bir bardak aldım ve su katıp Sinan'a verdim. "Özür dilerim." dedim bardağı verirken. "Birşey olmaz sıkma canını. Gel otur. Birşeyler izleriz." dedi. Bu çok hoşuma gitmişti. Böylece sakinleşecektik hepimiz. O sırada Oğuz "Hayır. O temizlik yapacak." dedi. Sinan ona dönerek "Hayır şuanda iyi değil! Bizimle kalması en mantıklısı." diyerek karşı geldiğinde Oğuz kanalları geziyordu. Daha sonra bilgisayardan yansıttı ve "O zaman ilk önce bu katı temizlesin. Temizlik eşyaları kapının yanındaki ilk odada. Hızlı ol. Tek bir toz tanesi bile kalmayacak." diyerek bir diğer emrimi almıştım. Ama ben daha bunları yaşamak için çok küçüğüm. Okula gitmem lazım benim. Bari liseyi okusaydım birkaç sene. 14 yaşımdayım ben daha ya! Bu haksızlık. Tam birşey diyecekken, "Tek kelime daha etmiceksiniz." dedi. Sinirle sustum ve temizlik malzemelerinin olduğu odaya girdim.