İçeriğe geç

Cinayet Aşk

Bölüm 26 · 6 dk okuma

Cinayet Aşk

Bölüm 26

Bir Atalay Meselesi

Aradan 6 ay geçti. Ben unutmadım ama acım hafifledi. Toparlandım diyebiliriz. Bu arada Atalay eve gelmedi. Ahshshshahshahahhahah! Sinan'ın verdiği 5 gün yetmedi ona.

O yaşadığım olaydan sonra hiç huzurumuz bozulmadı. 1 senemizi doldurduk Oğuz ile. Onu kutladık. Sinan'ın doğum gününü kutladık. Ve ben tekrardan okula kayıt oldum. 1 hafta önce kayıt oldum. Yarın gideceğim. Çok heyecanlıyım.

Akşam yemeğini hazırlamaya başlamıştım neşeli neşeli. Sinan ile Oğuz 10 dakika sonra işten geleceklerdi. Benim yemeğim ise yarım saat içinde yenmeye hazır hale gelecekti.

Evet. Sonunda geldiler. 20 dakika boyunca üstlerini değiştirip sohbet ettiler. Ben ise sofrayı kurdum. İkisi oturdu ilk önce. Ben Oğuz ve Sinan'ın son 3 aydır akşam yemeğinin yanında içtikleri özel karışımlarından yapıyordum. 5 dakika sonra içeceklerle beraber bende oturdum yanlarına. Bir bardak fazladan çıkınca onu da kendime koydum. Tadını merak etmiştim.

"Yenge limon var mı daha fazla?"

"Var niye sordun ki? Çok mu katmışım limonu?"

"Yok ondan değil ben bol limonlu seviyorum da."

"Heee, tamam ben hemen getiriyorum." dedkm ve bir limonu yıkayıp dörde doğradım. Sinan'ın tabağının yanına koydum.

"Bismillah! Hadi bakalım. Tadını çok merak ediyorum." dedim ve içecekten bir yudum aldım. Almamla lavaboya gidip tükürmem bir oldu.

"Bune be! Ben mi beceremedim acaba?"

"Yoo tam olması gerektiği gibi olmuş. Ellerine sağlık karıcığım."

"Afiyet olsun. İnşallah..." Son kelimeyi fısıldayarak söylemiştim ama duyuluyordu gayette.

Çorbadan birkaç kaşık aldım. Bir kaşık daha alırken Sinan konuşmaya başladı.

"Yenge sen şu Atalay işini naptın?"

Boğazımda kalkmıştı. Zar zor tuttum ve iki kere öksürdüm.

"Sen niye Atalay adı geçince bu kadar stres oluyorsun? Hâlâ görüşüyor musun?"

"Yoo. Ben sadece sofrada kavga çıksın istemiyorum."

"Bunu sofra dışında sorduğumuzda da farklı bir cevap alamıyoruz zaten. Neyse, yemekten sonra televizyonun altındaki çekmeceye bak."

"Neden?"

"Bakınca görürsün."

Heyecanla oraya doğru ilerledim. Yemekten sonra olduğunu bir kez daha söyledi ama umursamadım. Resmen sekiz yaşındaki bir çocuk gibi sevinmiştim az önce. Telefon almıştı bana!

"Oğuz! İnanmıyorum! Bu gerçekten benim mi?"

"Evet." dedi gülümseyerek. "Yarın okula gittiğinde telefonsuz sanmasınlar seni."

Hemen 2 dakikada telefonu kurdum. Artık alışmıştı elim. Sjshxhshhxjsjxhdhxhd! Hemen Atalay ve Emre'nin numaralarını kaydettim. Daha sonra Oğuz ile Sinan'ın. En son ise annemin.

"Kimi kaydettin? Ya da kimleri?"

"Sen, Atalay, Sinan, Emre, annem vs."

"Bir de utanmadan o ikisinin adını sayıyorsun!"

"Yalan söylemektense araya sıkıştırayım dedim. Çünkü ne zaman yalan söylesem teker teker ortaya çıkıyor."

"Çünkü kocaya yalan söylenmez değil mi güzelim?"

"Evet..."

"Şimdi telefonu sakince sehpaya bırak ve yemeğine devam et."

"Tamam."

Telefonu dediği gibi sakince sehpaya bırakıp yemeğime devam ettim. Sinan yine ortalığı karıştırdı.

"Bu arada sen Atalay'ı en son iki sene önce gördüğünü söylemiştin."

"Eee?" dedi Sinan neyi kastettiğini anlamayarak. Ama ben anlamıştım.

"Öhm öhm!" dedim susmasını ima ederek.

Oğuz bir bana birde Sinan'a bakarak "Siz ne işler çeviriyorsunuz?" diye sordu.

"Hiiiiç. Ben sadece öksürdüm ne var bunda?"

"Ben o öksürmenin ne anlama geldiğini biliyorum Asena. Salak değilim ben. Dökülebilirsiniz. İzin verdim."

İkimiz de Sinan'a baktık. Bir yanda kardeşi ama öteki yanda da yengesi vardı. İkimize de korkuyla baktı ve Oğuz'u seçti.

"Madem iki senedir görmedin numarasını nerden hatırlıyorsun demek istedim." dedi bir çırpıda.

"Tü!" dedim tükürerek elimi dikey bir şekilde ileri fırlatarak. "Satıcı!"

"Çok mantıklı... Evet lan nerden hatırlıyon sen hâlâ?!" dedi bağırarak. Her cümlesinin sonuna bağırarak diye eklememe gerek yok bence. Çünkü o hep bağırıyor. Xisjchsjcjskkxksjcjjcj!

"Iıı... Şeyden ya o..."

"Lafı geveleyip geveleyip bana yalandan bir cevap verme. Yoksa Emre'yi gerçekten öldürürüm! Ve o dediklerimi yapa yapa öldürürüm."

"Tamam tamam! Yemin ederim doğruyu söyleyeceğim. Sen yeter ki birşey yapma ona."

"Bekliyoruz yenge." dedi Sinan 5 saniye sonra.

"Ben onunla 1 ay aynı evde kaldım. Yani sevgiliyken. Ailem falan bizi çok yakıştırıyordu. Hatta beni sen istemeye gelmesen aynı gün onunla evlendireceklerdi. Ben onunla aynı evde kalınca doğal olarak ezberledim. Ve annemin numarasını bile o kadar iyi bilmiyorumdur. Yani ömür boyu unutmam onu hafızamı kaybetmediğim sürece. Kızdınız bana dimi?"

"Sence?" dedi sessiz ofkesiyle bana öldürücü bakışlar atarak.

"Kızdınız. Hem de çok..."

"Allah'ın sevdiği kulu muyum sevmediği kulu muyum gerçekten hiç anlamıyorum. Sevdiği kulu olabilirim çünkü seninle evliyim. Ama sevmediği kulu da olabilirim çünkü senin yalanlarınla evliyim."

"Ya deme öyle! Özür dilerim ama senden önce illaki bir ilişkim olabilir."

"Ama sen 13 yaşında nasıl sevgilinin evinde 1 ay kalabiliyorsun ya? Senin ailen bu kadar gavat mı gerçekten?"

"Hayır. Değiller. Sadece onlar beni önceden onunla evlendirmek istediler ve birbirimize alınmamız için böyle birşey yaptılar."

"Emre peki?"

"O evde Atalay ile biraz atıştık. Bende ayrıldım ondan. Sonra Emre ile sevgili oldum. Sonra sen geldin ondan ayrıldım. Şuanda ise seninle evliyim. Yani uzuuuuuuuun bir süre geçti onun üzerinden. Lütfen daha fazla uzatmayalım. Gereken açıklamayı yapabildim mi?"

"Evet... Çok olmasa da yapabildin. Bulaşıkları yıkandıktan sonra konuşucaz seninle bu konuyu. Yani ben sorucam sen ise en şeffaf biçimde cevaplayacaksın."

Sinan ağzı açık kalmış bizi izliyordu. Elimle çenesinden yavaşça kaldırarak ağzını kapattım.

"Yemekleriniz bittiğine göre ben bulaşıkları yıkamalıyım. Tabağı bırakacak mısın Oğuz?"

"Al!" dedi tabağı sinirle masaya vurarak.

"Sen bana dürüst ol dedin ve ben de oldum. Daha ne istiyorsun?"

"Herşeyi bilmeyi. Anladın mı? Senin benden gizlediğin herşeyi bilmeyi."

"Ben senden birşey gizlemiyorum. Sadece alakasız şeyler anlatıp ilgi su kızlar gibi ortalık karıştırmak istemiyorum."

"Aga ben ortalığı karıştırmayı seviyom. İlgi şu kız mıyım ben?"

"Hayır Sinan. Sen satıcısın!"

"Ama sen beni en fazla azarlarsın. Kıyamazsın ki. Ama Oğuz öyle değil. Onu değilde başkasını savunursam şu içecek için beni küp küp doğrayıp blenderdan geçirir. Kusura bakma ama sen belki Oğuz'dan korkmuyo olabilirsin ama ben korkuyom. 15 senelik kardeşim o benim. İlkokuldayken yüzüme top çarpmıştı ve o topu bilerek atan kişileri öyle bir dövmüştü ki çocuk polisi çağırmışlardı. Öyle tanıştık biz. Yani tanışmamız bile bir kavga dövüşken ondan korkmam normal değil mi?"

"Normal...normal. Hemde çok normal. Arada bende korkuyom ama yalan yok."

Bunu duyunca Oğuz'un yüzünde mutlu bir sırıtış vardı. İnsanların ondan korkması galiba onun egosunu tatmin ediyordu. Olabilir.

Hızlıca bulaşıkları yıkadım. Ama bir tabak elimde kırıldıverdi. Elime batmıştı. Acıyla bağırarak konuştum.

"Ulan Ato! Hatice teyzeye dedim ben makineyi tamir ettirsin diye, elimde yıkarken sürekli kırılıyor. Ben sana para veriyim kaliteli birşey alsınlar."

"Tamam Ato! Tamir ettiririz makineyi. KAYNANANA söyliyim ben hemen." dedi sinirle.

Ağzımdan çıkanlara kulaklarım sağır oluyordu artık. Onların evinle kalırken de doğal olarak ev işlerine yardım ediyordum. Ve birkaç kez elimde tabak kırılmıştı. Ama tabaklar 40 yıllıktı yani. Kalitesi o kadar düşmüştü. Benimde ağzımda alışkanlık olmuştu. Hatice onun annesi bu arada.

Korkuyla gözlerim büyüdü. Ağzım şaşkınlıktan kocaman açıldı. Utanarak gözlerimi sıkı sıkı kapattım.

"Ne dedim ben!" diyerek mırıldandım kendi kendime. Korkudan alt dudağımı ıstırdım ve onlara döndüm. Bana Emre'ye "bende öptüm bitanem" dediğimde baktıkları gibi bakıyorlardı.

"Ben... aslında öyle demicektim. Alışkanlık ya hani. O da benim 5 yaşından beri arkadaşımdı. 7 yaşında sevgilim oldu ya hani 13 yaşına kadar... Biraz alışkanlık olmuş. Özür dilerim."

"Asena."

"Efendim Sinan."

"Herşeyi yapıp yapıp özür dileme. Ya hiç yapma ya hiç yapma." dedi. Haklıydı. Ama bende haklıydım. Ağzımdan çıkmış olamaz mı?

"Onu hemen öldürüyorsun. İlk gördüğün yerde... Anlaşıldı mı?"

"Ne..."

"Sana anlaşıldı mı dedim. Bağırmak istemiyorum."

"A a anlaşıldı."

"Güzel."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.