Ben üstüne daha fazla konuşmadım. Ama haklıydı. Bunun giyinişimle bir ilgisi yoktu.
Eve geldik. Sinan ortalıkta yoktu. Şuan hiç onu düşünmeyecektim. Banyoya doğru ilerledim. Üstümü tekrardan çıkaracak olmak beni korkutuyordu. Ama yavaş yavaş çıkardı benim üstümü Oğuz. Teker teker... Onlar gibi hepsini birden yırtmadı.
"Oğuz benden faydalandılar dimi? Ben onların arzularını gidermek için bir deney tahtasıydım. Süre bile vardı biliyor musun? Hepsinin benden nasibini almak için yarım saati vardı. 14 kişiydiler. Sonra onların elebaşları geldi 15 oldular. Gelmeseydin 7 buçuk saat boyunca aralıksız..."
"Tamam devam etme. O cümleyi tamamlama. Orası hep üç nokta olarak kalsın olur mu?"
"Tamam." dedim kafamı duşakabinin camına yasladım ve olanları anlatmayı bıraktım. Oğuz bu sırada vücudumu köpüklüyordu.
"Şey... gözümü açsam rahatsız olur musun?"
"Ne yani? Gözün kapalı mıydı?"
"Evet."
"Açabilirsin Oğuz'cum."
Gözlerini açtı. Vücudumun yorgunluğu karşısında gözleri doldu.
Bir anda fıskiye ile su tutunca yerimden sıçradım.
"Sakin ol birtanem. Su sadece."
"Tamam..."
Uzun süre konuşmadık. Duştan sonra bornozumu giydirdi. Yorgunluktan bitap düşüp ayakta uyuyakaldım. Beni kucağında taşıyıp odama kadar getirmiş. Havluyla saçlarımın nemini alıp kurutmuş. Daha sonra da üstümü giydirmiş sağolsun. Uyandığımda hâlâ başımdaydı.
"Oğuz."
"Efendim güzelim?"
"Kızlık zarım bozulmuş mudur?"
"Aşkım bunu söylemek istemezdim gerçekten ama eğer o özel böylesini bu işe karıştırmadıysa bozulmaz diye biliyorum ben. Sen korkma yinede. Birşey istiyor musun benden?"
"İçeri gidelim mi? Sinan'ı görmedim ben hiç. Biraz da karnım ağrıyor."
"Tamam birtanem."
Üzerimdeki yorganı açtı. Ve çarşafın kan içerisinde olduğunu gördük. Bu tabii ki regl kanıydı. Acayip utanmıştım. Hızla yataktan kalkıp çıkmasını söyledim. Çıktı ve kapıyı kapattı. Hemen herşeyimi değiştirip ped taktım. Bir tane hap içip çarşafı değiştirdim. Ama bir anda olanlar aklıma geldi ve ağlamaya başladım. Çarşafı bir köşeye fırlatıp yere çökerek ağlamaya başladım.
"Yenge girebilir miyim?" dedi Sinan kapının arkasından.
Hemen çarşafı kirli sepetine atıp gelmesini söyledim.
"İyi misin? Olanları anlatır mısın bana da? Ama eğer canını yakmazsa anlatmak..."
"Zaten az önce aklıma geldi. Bu yüzden ağlamaya başladım. Ayrıca bilmek seninde hakkın. Sende benim ailemsin."
"Teşekkür ederim. Hadi salona inelim."
Başımla onaylayıp aşağıya indim. O da arkamdan geldi. Koltuğa oturdum. Onlar da yanıma oturdular.
"Şimdi, ben dolaşmaya çıkmıştım hava almak için. Daha sonra yol birden ıssızlaştı. Rüzgar resmen fırtınaya döndü. Gözlerim kapalıydı. Bir ağaca tutundum ama ne olduysa bayıldım o ara. Sonra gözlerimi bir konakta açtım. 14 kişi duruyordu karşımda. Hepsi erkekti. Ceketimi almışlardı. Ağzım bantlanmıştı. Ellerim ve ayaklarım halatla bağlıydı. Sandalyeden kalkamıyordum. Bana yaptıklarını detaylı anlatmak istemiyorum çünkü bunu söylemek bile beni utandırıyor. Ama ben artık 15 yaşında, ortaokuldan bile mezun olamamış bir namussuzum. Oğuz anlatsın gerisini."
Oğuz sayaçtan başlayıp gözlerimin kanamasına, çırpınışlarıma kadar herşeyi anlattı. Ben ise balkonda sakinleşmeye çalışıyordum.