Bugün sekizinci sınıfın ikinci döneminin ilk günüydü. İkinci dönemde okuldan ayrıldığım için konuları kaçırmak istememiştim. Sinan'la beraber gidiyorduk. O sırada bir mucize oldu. Atalay aradı. Şoför koltuğunda Sinan vardı. Sağ koltukta ise ben. İsim gözükmesin diye hemen açtım.
"Telefonu bana ver!"
"Ne! Yok artık."
Bana öyle bir baktı ki Oğuz'un yapabileceklerini onun da yapabileceğini anladım gözlerinden.
Oflayarak telefonu uzattım.
"Hayırdır kardeşim? Sen ne yüzle evli bir kadını arıyorsun?"
"Ne? Evli mi? Hani 16 yaşımıza gelince evlenecektik Asena! Asena orda mı?"
"Burda burda."
Telefonu bana verirmiş gibi yaptı fakat vermedi.
"Yokmuş ya depoda bekar bir Asena'ya rastlanamadı."
Kapattı. Yüzüne kapattı ve o numarayı her yerden engelleyip numarayı sildi. Telefonu bana uzattı. Bir yandan da iyi oldu. En azından Oğuz'un yanındayken ne arayabilirdi ne de mesaj atabilirdi. Ama ben biraz erken sevindim galiba.
"Alo Oğuz."
"Efendim bir haber mi var?"
Telefonu arabanın mıknatıslı tutacağına koymuştu. Hoparlörde olduğu için duyuyordum. Ve konuşmalarına aşırı canım sıkılmıştı.
"Var abi var..." dedi bana bakarak.
"Eee söylesene artık."
"Atalay aradı Asena'yı."
"Ne?"
"Merak etme ben onların konuşmasına izin vermedim."
"İyi yapmışsın abi. Her yerden engelleyip numarayı silseydin."
"Tam olarak onu yaptım patron."
Ben ise somurtarak onları dinliyordum. O sırada gözüme Sinan'ın parmağındaki alyans takıldı.
"O Oğuz'un alyansı değil mi?"
"Evet. Sana yürüyen birisi olursa evli taklidi yapacağız. Oğuz istedi. İsimleriniz yazmıyormuş. Kimse anlamaz dedi."
"Ben duyuyorum ona göre konuş Asena. Yalanlarını öyle seç." dedi.
"Saçmalama Oğuz. Yalan falan söylemiyorum. Ayrıca dün konuşacaktık biz seninle. Sen öyle söylemiştin ama işim bittiğinde konuşmak istemediğini söyledin. Yalancı olan sensin yani."
"Benimki yalan değil fikir değiştirmek. Sen dersine odaklan minik surat."
"Benim suratım minik falan değil! Ayrıca yaşım küçük diye oyuncağın değilim ben senin! İstediğin zaman şu zamanda şunu konuşucaz diyipte o zaman gelince canım istemiyor diyemezsin. Biz okula geldik. Görüşürüz."
"Görüşürüz yavrum."
Kapattı. Sinan utana sıkıla konuşmaya başladı.
"Bende yengemin elini tutmak ve onunla evliymiş rolü yapmaktan zevk almıyorum hatta rahatsız oluyorum ama emir büyük yerden. Elini tutabilir miyim karıcım?"
"Tutabilirsin Sinan. Amaaaan işte kocacım."
Okula el ele girdik. Tanışma seansı bitti. Okulu da öğrendik. Teneffüste bütün sınıfın erkekleri başıma toplandı. Hepsi aşırı derecede yakışıklıydı ve hepsinin kasları vardı. Benimde hoşuma gitmedi değil. Ama ben erkeklerden ilgi görmeyi değil aralarından birisinin bana daha fazla ilgi göstermesini sevdim. Oğuz'un aynısıydı resmen. Ama o olmadığına yemin edebilirim.
"Naber güzelim?"
"Sen yanıma gelene kadar hiç iyi değildim. Ama sen bana ilaç gibi geldin şu anda."
Hoşuma gidenle flörtleşecektim tabiki de! Onun dmlerini görseniz aklınız hayaliniz durur!
Sinan telefondan birşeyler yaptı. Sonra masaya ters şekilde koydu. Anlamamıştım. Yine de rezil etmemek için sormadım.
"Eee bugün beraber takılalım mı?"
"İkimiz mi?"
"En başta yalnız buluşmak pek doğru olmaz. Benimle birkaç arkadaşım da gelsin. Olur mu?"
"Olur!"
"Olmaz." dedi Sinan.
"Nedenmiş o?" dedim.
"Sen benimle evlisin ya hani güzelim. Ben izin vermediğim sürece hiçbir erkek sinekle bile konuşamazsın. Eğer konuşmanıza ben izin vermeseydim bunu belli ederdim. Tutardım kolumdan götürürdüm seni. Şimdi de onu yapıcam. Yürü Asena!"
"Asena mı?" dedi o adam.
"Evet." dedim.
"Şu sosyal medyada 1,5 milyon takipçisi olan mı?"
"Ta kendisiyim."
"Şu içerik üretememenin sebebi kocan mı? Ailesel demişsin çünkü."
"Hayır hayır! Alakası yok. Özel ama. Anlatamam."
"Tamam canım. Ne zaman söylemek istersen o zaman söylersin."
"Hiçbir zaman söylemek istemeyeceğim. Şimdi gitmem lazım."
"Görüşürüz." dedi.
"Görüşürüz." dedim.
Aşağıya kadar kolumdan çekiştirip durdu beni. En sonunda kuytu köşe bir yerde öfkeyle ama sesini alçak tutmaya çalışarak konuşmaya başladı.
"Sen benimle olmasa bile kardeşimle evlisin Asena! Bunu ona nasıl yaparsın? O çocukla bir daha konuşmayacaksın! Yoksa Oğuz'a anlatırım herşeyi. Her kelimenizi harfi harfine..."
"Ses kaydı mı aldın? Anlamam gerekiyordu telefonu koyma şeklinden!"
"Aynen onu yaptım Asena. Şimdi sınıfa dönüyorsun ve bugün onunla takılmayacağını söylüyorsun. Hemen."
"Sende bu emir verme işlerine baya iyi alıştın he! Oğuz mu alıştırdı seni? Ama çok zorlama bence. Çünkü bugün onunla ve arkadaşlarıyla saat gece 3'e 4'e kadar gelmeyebiliriz. Tabi belkide akşam dokuzda evde olurum. Ama Oğuz'a söyle olur mu? Akşam ezanından önce dön eve diye mesaj atmasın bana."
"Asena kaşınma istersen. Oğuz bana eti senin kemiği de senin diyerek emanet etti. Yani yapabileceklerimin bir sınırı olduğunu mu sanıyorsun?"
"Zaten ikimizde sürekli beni tehdit ediyorsunuz! Başka türlü istedikleriniz olmuyo çünkü. Ya Emre ile tehdit ediyorsunuz ya başka birşeyle. Şimdi de Oğuz'la tehdit ediyorsun beni! Sürekli sizin istedikleriniz olmaz zorunda değil! Ben kendi istediğim şeyleri yapamayacak mıyım ya? Su içerken bile size mi soracağım?"
"Ya kızım sen bu herifin adını bile bilmiyorsun."
"Tek sorun bu mu?"
"Hayır. Lafımı bölmeseydin daha sayıyordum. Ama neyse. Zaten son 1 ders kaldı. Ona da giricez ve sonra direkt eve geçicez. Bu arada ses kaydını hâlâ kapatmadım. Yani bunların hepsini eve gidince Oğuz dinleyecek."
Dın dın dın dın dın dın dın dın dırıdırıdıddırıdırıdırıddı. Zil çalmıştı. Gerçekten çok saçma bir zildi. Ama şuan önemli olan Oğuz ve bendim.
Son ders hemen bitti. Eve gitmek istemiyordum. Oğuz'un o bakışlarını ve laflarını duymak istemiyordum.
Eve geldik. Sinan hemen yüzüğü çıkarıp Oğuz'a verdi.
"Abi Asena'nın kocası olmak niye bu kadar zor? Sen nasıl beceriyon bu işi?"
"Nasıl olacak, tehditle yaptırıyor herşeyi." dedim.
"Ben üstümü değiştireyim." diyerek merdivene yöneldim ki Sinan beni durdurdu. İşte bu an için şuanda benim evde olmamam lazımdı. Korkuyla gözlerimi sıkı sıkı kapatıp arkama döndüm. Gözlerimi açıp derin bir nefes aldım ve orta sehpanın üzerine oturdum.
"Buyur patron. Ses kaydı."
"Yarım saatlik bir ses kaydı mı? O kadar uzun süre ne konuştun sen?"
"Hiçbirşey."
"Oğlum mal mısın sen kız konuşmamış sen niye ses kaydına alıyon?"
"Ya patron valla yalan söylüyor. Neler konuştu bir bilsen... Hadi ben gibiyimde siz biraz yalnız kalın."
O odasına gitti. Biz ikimiz kaldık. Bana öyle bakıyordu ki ona bakamıyordum. O koltukla yatarak dinliyordu. Ayağını diğer ayağının üstüne atmış uzanıyordu sanki şarkı dinler gibi.
Her bir kelime duyulduğunda daha çok stres oluyorum. Tüm ses kaydı bittiğinde korkudan altıma yapacaktım. Onun ise sinirden o şişen damarı patlayacaktı.
"Ne demek bu? Açıklama yap bana!"
"Neyin açıklamasını yapayım ya?"
"Dimi sende haklısın. Herşey apaçık ortada. Bugün bu evden dışarı adımını atarsan..."
"Biliyorum Emre'yi öldürürsün ve dediklerinin hepsini de yaparsın."
"Diyelim ki çıktın bir şekilde. Akşam ezanından önce evde olacaksın. Yok en erken akşam dokuzda dönerim, yok efendim gece 3'e 4'e kadar gelmeyebiliriz eve falan demeler. Onun arkadaş dediği kişiler serserinin teki. Hepsi erkek. Ve seni götüreceklerini yer ise içki içilen bir balo veya parti. Bunu biliyorsun dimi?"
"Evet. Zaten bu yüzden gitmek istiyorum. Ayrıca benim o ünlü Asena olduğumu öğrendiği için peşimi kolay bırakacağını sanmıyorum."
"Asena."
"Efendim Oğuz."
"Sen evlisin."
"Bende gidip öpüşmeyeceğim Oğuz."
"Yaşın çok küçük."
"8 yaşında değilim ben."
"Sen akıllanmıyorsun."
"Biliyorum. Şimdi gidip hazırlanmam gerekiyor. Adresimi verdim. Bir buçuk saat sonra kornaya basar ya da beni arar. Umarım beni arar."
Ben kırmızı, askılı, mini elbisemi giydim. Saçlarımı yarısından itibaren dalgalı görünmesi için maşa yapıp sabitleyici sıktım. En doğal ama bir o kadarda güzel ve çekici duran makyajımı yaptım. Tabiki de abartmadan yaptım. O ruju ne zaman sürsem kadın erkek farketmeden herkes bana hayran şekilde bakardı ve bu benim çok hoşuma giderdi. Yine o ruju sürdüm makyajı tamamlamak için. Ardından azıcık parlatıcı sürdüm. Ve boynumu da hafif ışıldattım. O aradı beni. Kapının önünde olduğunu söyledi. En güzel kırmızı topuklularımı giydim ve ojelerimle aynı renk olan yani siyah olan bir çanta seçtim. Tırnaklarım siyah tahma tırnaktı. Ama asla 1 haftadan önce çıkmazdı. Seyit onbaşı gelse yapamazdı bunu. Bu yüzden çok rahat bir kilde taktım tırnaklarımı. Aşağıya indiğimde ayakkabının sesi dikkati üzerime çekti.
"Harika..." dediğini duydum Oğuz'un. Ağzı açık beni izliyordu ikiside.
"Sana kötü veya çirkin demek istiyorum modum düşsün diye ama çok güzel olmuşsun Asena. Sana tekrardan aşık oldum şuanda..."
"Taş gibisin yengem. Erik gibisin maşallah kütür kütür..."
Oğuz elinin tersiyle Sinan'a bir tokat attığında"Hakettin ama." dedim.
"Yengen o senin ayı!" dedi Oğuz tokat attıktan sonra.
"Neyse ben çıkıyorum. Lütfen beni arayıp darlamayın eve gelince herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlatacağım. Nefes alma saniyelerine kadar söylerim gerekirse ama biraz rahat takılayım orda."
Utana sıkıla onayladılar ve gitmeme izin verdiler. Yanıma anahtarımı ve telefonumu ayriyeten de rujumu alıp çıktım. Beni hayatımda gördüğüm en lüks araba ile bekliyordu. İltifatlarını yağdırdı ve kapımı açtı. Bu arada hiçte serseri yerine gidiyor gibi hazırlanmamıştı.
Bugün sekizinci sınıfın ikinci döneminin ilk günüydü. İkinci dönemde okuldan ayrıldığım için konuları kaçırmak istememiştim. Sinan ile birlikte okula gittik. Uzun zaman sonra bir mucize gerçekleşti.
Atalay arıyordu. Şoför koltuğunda Sinan, sağ koltukta ise ben oturuyordum. İsim gözükmesin diye hızlıca açtım.
"Telefonu bana ver."
"Yok artık!"
Kafasını çevirip öyle bir baktı ki bana Oğuz ne yapabilirse aynısını onun da yapabileceğini anladım gözlerinden. Oflayarak te