Gelen kişiyi gördüğümüzde hepimiz ayağa kalktık ve ağzımız açık hir şekilde şok içinde ona baktık. Anahtarı kapıdan çıkardı ve içeri girip kapıyı kapattı.
"Selamün aleyküm canım ailem! Özlediniz mi bakayım beni? Çok ağladınız mı arkamdan? AHAHAHAHAHAH!"
BAYILDIM... Gerçek anlamda yere düşüp bayıldım. Anlamış olacaksınız ki gelen kişi Sinan'ın ta kendisiydi. Hortlamış galiba, aman Allah'ım!
"Pek hoş gelmedim ben galiba?"
En son Sinan'ın bu cümlesini duydum. Sonrasında hiçbirşey hissetmedim zaten.
Gözlerimi açtım ve gördüğüm şey karşısında tekrardan şoka uğradım. Sinan bana bir önceki yaptığı çorbadan yapmıştı. Beni hasta sandıkları zamanki. Nereyedeyse bir sene olacak o olay olalı. Unutmamış en sevdiğim çorbayı...
"Sen ölmemiş miydin?"
"Oğuz'un babası kurtardı beni. Sen öldüğümü sanmıştın evet. Zaten öyle olmuştu. Ama sağolsun o temiz kalbini bana verdi. Bunu ben istemedim. Ben ölüyken yapmış. İntihar etmeden bir gün önce."
"Ne! Arif babam öldü mü? Senin için mi?"
"Hayır, benim için değil. Öleceği için bir yandan da beni kurtarmak istemiş. Oğuz zaten intihar edeceğini biliyordu. Yani üzülmez buna. Aksine sevinir ben geldiğim için. Harbi o nerde yenge?"
"Ayık olan sensin ben baygındım. Birde bana soruyor ya! Haydi içeri taşı beni."
"Ne diyon yenge sen?"
"Ya sen hâlâ malsın ya! Başım dönüyor aptal ondan içeriye kadar taşıyıver yengeni."
"Heeee! Öyle desene sende."
O beni içeriye taşıdı. Olayları onlara da anlatmış. Bizde annemin olayını, babamın olayını ve o Burak'ın olayını anlattık. Benim baş dönmem yarım saat sonra geçti. Annem evine gitti. Yarın yan villamızda yaşıyor olacaktı. Akşam saatlerine doğru televizyonun başından kalktım ve telefonumu yanıma alıp mutfağa doğru ilerledim. Instagram'a girdim. Yeni bir fotoğraf paylaşmam lazımdı. Herkes hesabı kapattığımı düşünüp dm atmış. En iyisi hikaye paylaşmaktı.
"Arkadaşlar bazı ailesel sebeplerden dolayı baya bir uzun süredir içerik üretemiyordum. Ama artık geri döndüm ve haftada en az bir tane fotoğraf atacağım. Size sözüm olsun. Hepinizi öpüyorum. Hoşçakalın!"
Hikayeyi attım. Attığım an 100.000 kişi gördü. 462 takip isteği geldi. Ve 498 kişiden dm geldi. O kadar sık dm alan birisi değilim ilk defa bu kadar çok oluyor. 15 yaşındaki bir çocuk için baya fazla takipçim vardı zaten. Ama artık 1,5 milyon takipçim olmuştu. Sesi duyan Sinan seslendi.
"Kimle konuşuyon yenge?"
"Bu anı daha öncede yaşadım ben!"
"Ne?"
"Yok birşey sana demedim. Ayrıca hikaye paylaştım kimseyle konuşmadım. Ve bu hayatımda aldığım en iyi kararlardan birisiydi."
"Niyeymiş o?" dedi Oğuz.
"462 takipçi, 100.00 hikaye izlenmesi ve bir o kadar da beğenisi oldu. Ayrıca 498 kişiden dm geldi."
"Kimden onlar? Sakıncası yoksa bende bakayım. Hikayeni de inceleyip silip silmemeni söylerim."
Klasik Oğuz olduğu için takılmadım. Telefonu verdim. Kıskançlıktan çıldırır biçimde telefonu sehpaya bırakıp yanıma geldi. Ben o sırada yemek hazırlıyordum.
Yanağıma bir öpücük kondurdu ve arkamdan sarılarak konuşmaya başladı.
"Sen çok mu seviyorsun insanların sana mesaj atmasını?"
"Rahatsız mı oldun? Öyleyse kapat hesabı senden önemli değil. Zaten yaşım çok küçük daha." dedim somurtarak.
"Hayır bitanem, öyle bir şey demek istemedim."
"Yardım edeyim ben sana. Salata yapayım mı? Ben gerçekten çok güzel yaparım."
"Tamam yap. Al hayatım hepsini yıkadım ben güzelce."
"Okeyy!"
Berbaber yemek yapmak o kadar güzeldi ki. Tavada ki köfteleri çevirmesini söyledim. Yaptı.