Annem babamı gerçekten öldürmüştü. İlk gördüğümde şok olmuştum ancak biraz daha bakınca gülmeye başladım ve anneme sarıldım.
"Anne seninle gurur duyuyorum!"
"Teşekkür ederim kızım. Tek kurtuluş yolum buydu. Ve biliyor musun hiç ama hiç korkmadım. Tetiği çektim ve vurdum. Sesi duymadınız mı?"
"Hayır duymadık. Amaaaan, her neyse ya. Kurtulduk ya önemli olan o."
"Evet kızım. Neyse hadi gel içeri gidelim."
Başımla onaylayarak içeri geçtik. Geçmeden önce tüm ışıkları kapattım.
Oğuz eve geldi. Bodrum kapısına baktı ilk. Çünkü dikkat çekiyordu gerçekten. Cesedi birazdan kamyon ile şehir dışındaki bir çöpe atacaktık. Kimsenin yaşamadığı bir yere.
"Hanımlar, sakin olun ama bodrum kapısından kan akıyor."
"Merak etme. Kötü birşey yok. Birkaç kutu vişne suyu dökülmüş ve annem babamı öldürmüş. Bu kadar."
"He iyi o zaman. Ne? Sen ne dedin az önce? Annem o pislik adamı mı öldürmüş?"
"Evet."
Kollarını açıp koşarak anneme sarıldı. Kucaklayıp sevinçten onu döndürdü.
"Helal kız sana!"
"Dur oğlum! Yavrum dur! Yahu gerizekalı indir beni!"
"Tamam anne kızma ya."
Oturup biraz konuştuk. Oğuz biryere kadar gidip geleceğini söyledi. Bende annemi duş almak istediği için banyoya gönderdim. Yani yolunu gösterdim. Bende bodrumu temizlemeye başladım. Sadece o adamdan akan kanı temizlemeyecektim. Çünkü zaten akmaya devam etmiyordu. Onun kanı yerde kalacaktı...
Şarkı mırıldanarak ışıkları açtım ve temizlemeye başladım. Yerleri viladalamaya başladım.
Kapı çaldı on dakika sonra. Vişne suyu ve kan yere işlemişti. Zor çıkıyordu. Gelen Oğuz'du.
"Hoşgeldin aşkım. Bu kim?"
"Yeni kankam! Adı Burak. Tanışın hadi."
Elini uzattı Burak. "Merhaba, adımı duydun zaten. Burak ben."
Uzattığı elini sıktım. "Asena bende. Kısa bir süre önce kardeşi gibi olan arkadaşını kaybetti. Onun yerini tutabilecek misin?" dedim onu istemez bir şekilde.
"Daha iyi bir arkadaş olucam."
Elimi çekip göz devirerek villada yapmaya devam ettim.
"Asena! Gel şuraya." Uzun zaman sonra ilk kez bana emir verdi. Tabikide garipsedim.
"Anlamadım Oğuz?"
"Sana gel şuraya dedim." Arkadaşıyla gülüşmeye başladı. Koltuğa geçmişlerdi. Ayaklarını orta sehpaya uzatıp konsol oyunu oynamak için hazırlanıyorlardı. Sanırım Oğuz biraz salaktı. Salak Oğuz! Salak!
"Arkadaşının yanında rezil ettirme kendini. Neyse ne var?"
"Bize marketten ... ve ... falan al gel. İçeceği büyük yiyeceği çok al. Birkaç gün bizde kalacak."
"Ama fazladan başka odamız yok."
"Sen koltukta yatarsın nolcak."
"Saçmalama Oğuz! Misafirler koltukta yatar."
"O misafir değil ki."
"Seninle tartışmayacağım. Para ver madem."
"Girişteki raftan al işte. En geç 10 dakika içerisinde burda olmuş ol."
"On goç on dokoko oçorosondo bordo ol!" diyerek mırıldandım kapıyı açarken.
Bu neydi şimdi? Bana ne hakla emir veriyordu? Tamam önceden de veriyordu ama o normal haliydi. Şimdi arkadaşına sert erkek rolü yapıyordu. Ayrıca beni koltukta yatıracak değildi.
İstediklerini aldım beyfendilerin ve eve doğru ilerledim. Saate baktım. Çok sıra vardı ve Oğuz'un tribüne çekmek istemiyordum. 10 saniyem vardı. Koşarak eve gittim. Kapıyı çaldım. 5 saniye sonra açtı.
"5 saniye geciktin!"
"Kes sesini Burak! O sen kapıyı geç açtığın için oldu."
"Tamam Asena daha fazla kavga etmeyin. Git onları tabak ve bardaklara boşalt."
Hiçbirşey söylemeden sakin kalmaya çalışarak aldıklarımı servis ettim.
"Boğazında kalsın Burak!" diyerek mırıldandım.
Oğuz ayağa kalkıp kolumdan tuttu. O her zaman kolumu nazikçe tutardı. Sinan için bile bana zarar vermemişti. Ama onun için... kolumu sıkabildiği kadar sıktı. Şok içerisindeyim. Ağzım açık kalmıştı. Bir Oğuz'a birde kolumu tuttuğu eline bakıyordum.
"Çabuk Burak'tan özür dile!"
"Ne diyosu..."
Sözümü sertçe kesti. Sinirinden gözlerini kapattı ve öyle konuştu. Kolumu daha da sıkmaya başlamıştı.
"Sana Burak'tan özür dile dedim!"
Bu sefer ki öfkesi rol değildi. Gözleri bana aşık bakmıyordu. O ne kadar sinirli olursa olsun beni istemeye geldikleri gün bile çok güzel bakıyordu bana. Sanki meleğe bakar gibi... Ama şuan bana düşmanına bakar gibi bakıyordu. Ve bu benim kalbime kocaman bir bıçak saplıyordu.
"Ö-özür dilerim."
"Bir daha ne Burak'ın sözünden çıkıp ona kötü laf söyleyeceksin ne de bana. Anlaşılmayan birşey var mı?"
"Yok." dedim gözyaşımı tutmaya çalışarak.
Odama çıktım. Annem çoktan odasına çıkmış benim bakım malzemelerimin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu halde onun karşısına çıkmamalıydım. Onu daha çok üzmek istemiyordum.
Aynanın karşısına geçtim. Gözyaşlarımı silerek toparlanmaya çalıştım. Makyajımı temizledim. Normalde evde makyaj yapmam ama bugün canım sıkılmıştı ve uyanınca yapmıştım. Aşağıya indim. Çünkü eğer yanlarında durmazsam daha çok üzülebilirdim. Beni üzebilirlerdi.
Oğuz'u yanıma çağırdım konuşmak için.
"Gelemem şuan."
"Oğuz önemli."
"Senin çocukça konuların beni ilgilendirmiyor."
Bunu üzerine birşey söyleyemedim. Oturduğum sandalyeden kalkıp televizyonu kapattım