İçeriğe geç

Çınar Yaprağı

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Çınar Yaprağı

Bölüm 3

Görkemli Balo

Hala Waldoria’da olduğuma inanamıyordum. Daha geçen gün köyümde yıldızları seyrederek özgür olmanın hayalini kuruyordum. Şimdi ise bir kralın hırsları ve benim ailemin de kurbanı olduğu bir katilin yakalanması uğruna bir savaşa girmem gerekecekti. Evet, ailemin ve kraliçenin katili kesinlikle yakalanmalıydı fakat Kral Alexander’ın ülkemizi asla ele geçirmemesi gerekiyordu. Çünkü eğer kral ülkemizi ele geçirirse yolsuzluk, köle ticareti, hırsızlık, cinayet ve bunun gibi her türlü suç artacaktı. Waldoria her ne kadar görkemli ve güzel gözükse de halk bu tür olaylar yüzünden sürekli acı çekiyordu. Ülkemin böyle bir krallığa yem olmasını istemiyordum. Bunun için savaşmak zorundaydım.

Baloya çok az kalmıştı, hemen cesaretimi toplayıp hazırlanmaya başladım. Önce güzel bir banyo yaptım, ardından sarı saçlarımı havluyla kuruttum ve taradım. Daha sonrasında altın varaklı ve oldukça göz alıcı duran gardırobu açtım ve içinden bana en uygun olan beyaz bir takım elbiseyi aldım. Hızlıca giyindim ve nihayet odamdan çıktım. Çıktığımda Chris’in odamın önünde beni beklediğini gördüm, mavi ve siyah detaylı bir takım elbise giymişti. Başını bana doğru çevirip “Hazırlanman neden bu kadar uzun sürdü?” diye sordu. Ben de “Kusura bakma, dalmışım.” diye cevap verdim. “Mason hazırlandı mı?”

Chris “Evet. Balo salonunda bizi bekliyor.” diye cevap verdi. “Haydi çabuk gidelim, yoksa geç kalacağız!” Ben ve Chris alelacele balo salonuna doğru yola koyulduk. İçeri girer girmez Mason’ı karşımda gördüm. Salonun tam ortasında bir yer ayarlamıştı. “Merhaba.” dedi bizi görünce. “Geç kalmadık değil mi Mason?” diye sordum. O da “Yani. Az kalsın geç kalıyordunuz, balo başlamak üzere.” dedi.

Sonra Maddox çıkageldi ve “Sevgili misafirler, balomuza hoş geldiniz!” dedi neşeyle. Bütün salonda bir alkış koptu. “Arena savaşları öncesi yaptığımız bu balolar, bizim uzun yıllardan beri süregelen bir adetimizdir. Birçok ülkeyle mücadele ettiğimiz birçok savaştan önce tertip ettiğimiz bu balolar bizim gücümüzü ve itibarımızı simgeler. Umarız ki her zaman olduğu gibi bu savaştan da galip olarak çıkacağız!”

Waldoria’lı savaşçılar ve diğer konuklar alkışlarken, biz ve diğer Solarina’lılar ise suskunduk. Bize karşı yapılan güç gösterilerini alkışlayamazdık.

“Şimdi iki güzel ve asil hanımefendiyi buraya davet etmek istiyorum. Huzurlarınızda Prenses Francesca ve Prenses Alessia!”

Prenseslerin adı duyulur duyulmaz salondaki herkes başını eğmeye başladı. Tabii ki biz de öyle. Salonun uzun merdivenlerinden iki genç kız indi. Biri kırmızı, kabarık bir saten elbise giymişti. Kısa, siyah saçları ve kahverengi gözleri vardı. Dudaklarını kıpkırmızı boyamış ve yakutlarla bezenmiş mücevherler takmıştı. Kız kardeşi ise tıpkı onun gibi saten fakat mavi bir elbise giymişti. Kız kardeşi de tıpkı onun gibi mücevherler takmıştı ve saçını topuz yapmıştı.

İlk başta arka taraftaki tahtlarına doğru gideceklerini sanmıştım fakat tam da bizim yanımıza doğru geliyorlardı. Başımı eğmişken bile bunu fark ettim. Hatta bunun bir çeşit göz yanılsaması olduğunu bile düşündüm fakat resmen bizim yanımıza geliyorlardı.

Kırmızı elbiseli prenses, salondaki herkese ”Lütfen rahatsız olmayın, keyfinize bakın.” dedi ve bunun üzerine konuşmadan önce çalan müzik tekrar çalmaya ve insanlar dans etmeye başladılar. Kırmızı elbiseli prenses ve kız kardeşi ilk önce Mason’a doğru döndü. Kırmızı elbiseli olan prenses “Mason! Seni görmeyeli yıllar oldu.” dedi. Mason ise “Evet majesteleri uzun zaman oldu.” diye cevap verdi. Sonra prensesler bana ve Chris’e doğru dönüp “Bu çocuklar da kim?” diye sordular. Mason beni işaret ederek “Bu Daniel.” dedi. Sonra kırmızı elbiseli prensese “O da tıpkı sizin gibi 22 yaşında.” dedi.

Kırmızı elbiseli prenses “Aa öyle mi? Çok sevindim. Ben de Francesca memnun oldum.” Gerçekten çok güzel ve hoş bir kızdı. “Ben de memnun oldum majesteleri.” dedim. Mason “Bu da Christian.” dedi. “İkisini de ben büyüttüm.” Prenses Francesca “Ne kadar güzel!” diye cevap verdi. Sonra Prenses Alessia merakına yenik düşerek “Peki sen kaç yaşındasın Christian?” diye sordu. Chris’in nutku tutulmuştu. “Ben mi? Şey, ben arkadaşım Daniel’dan sadece bir yaş küçüğüm o kadar.” Prenses Alessia “Aa, o zaman aranızda en küçük olan benim herhalde.” diye cevap verdi. “Daha yeni on dokuza girdim.”

Prenses Francesca ise “Evet, sevgili kardeşim. En küçük sen oluyorsun.” dedi gülerek.

Prenses Alessia, Chris’e döndü ve “Bir şeyler içmek ister misin?” diye sordu. Chris “Tabii ki, siz nasıl isterseniz majesteleri!” diye cevap verdi. Adeta büyülenmişti, bu hali gerçekten çok komik görünüyordu. Mason “Ben de Maddox’un yanına gidiyorum.” dedi ve yanımızdan ayrıldı. Prenses Francesca ile baş başa kalmıştık. Prenses gülümseyerek “Bahçeye çıkalım mı?” diye sordu. Ben de kabul ettim.

Bahçeye çıktık, dışarısı esiyordu fakat üstümde ceketim vardı. Prenses de pek bozuntuya vermedi. “Solarina’dan mı geldiniz?” diye sordu. “Evet majesteleri.” diyordum ki tam “Majesteleri.” derken eliyle beni susturdu.

”Ne oldu?”

”Bir daha senden şu majesteleri kelimesini duymak istemiyorum. Prenses falan da deme bana.”

”Neden ki?”

”O zaman kendimi konuşurken rahat hissetmiyorum da ondan, aramızda mesafe varmış gibi. Sanki bana hizmet eden biriymişsin gibi. Ama ben senin arkadaşım olmanı istiyorum.”

“Demek öyle.”

”Evet, çok ilgi çekici birine benziyorsun. Seni daha yakından tanımak istiyorum. Mesela, sizi neden Mason’ın büyüttüğünü merak ediyorum doğrusu.”

”Pekala. Christian, Mason’ın çok yakın bir arkadaşının oğluydu. Arkadaşı ölünce ona Mason sahip çıktı. Bana gelince…”

”Evet?”

”Ailem yüzünü gizleyebilen bir katil tarafından öldürüldü. Aslında bu katil az kalsın beni de öldürecekti fakat Mason beni kurtardı.”

”Çok üzgünüm hiç sormamalıydım özür dilerim.”

”Hayır lütfen, özür dilemene gerek yok. Nereden bilebilirdin ki?”

”Seni çok iyi anlıyorum. Benim de aynen o fenotipte bir katil tarafından annem öldürüldü, tam 15 sene oluyor.”

Gözlerim dolmuştu. Susup onu dinledim.

”O günden sonra bir daha asla tam anlamıyla mutlu olamadık, mutluymuş gibi yaptık sadece. Bir yanımız hep eksikti. Özellikle babam çok sarsıldı, bize karşı olmasa bile halkına, ülkesine ve diğer ülkelere karşı çok zalim olmaya başlamıştı. Hırs gözünü kör etti. İçinde iyi biri olduğunu biliyordum, benim gözümde bu üzüntüsünün bir dışa vurumuydu sadece. Ben asıl Alessia için endişeleniyordum, ikimiz de çok küçüktük. O dört yaşındaydı, ben ise yedi yaşındaydım. Ama o günden sonra onun hem ablası hem de annesi oldum. Kötü etkilenmesin diye elimden geleni yaptım.”

Ağlamaya başlamıştı, artık kendini tutamıyordu.

“Keşke annem hep bizimle kalsaydı! Onu o kadar çok özlüyorum ki! O öldükten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, artık hiç korkmadığım kadar korkuyorum her şeyden. En çok da sevdiklerimi kaybetmekten, anlıyor musun?”

Ona sarılmak istedim, ancak utandığım için ona ceketimi vermekle yetindim. Daha sonra o boynuma sarıldı. Her ne kadar güçlü ve otoriter biri gibi gözükmeye çalışsa da içten içe hassas biriydi ve tıpkı benim gibi onun da korkuları vardı. Onun bu hali canımı acıtıyordu, her ne kadar belli etmemeye çalışsam da onunla birlikte ben de ağlıyordum.

“Güçlü olmalısın Francesca, o katili elbet bir gün yakalayacağız. Yaptıkları cezasız kalmayacak, er ya da geç yaptığı her şeyin hesabını verecek. Sen hayatımda gördüğüm en cesur, en güçlü ve en asil kızsın. İnanıyorum ki o katili yakalayacak ve ona hak ettiği cezayı vereceksin. Ben de hep senin yanında olacağım ve ne pahasına olursa olsun sana hep yardım edeceğim.”

Francesca başını kaldırdı ve “Söz mü?” diye sordu. “Söz” diye cevap verdi. Biz birbirimize sarılmış halde otururken, Mason “Kral Alexander birazdan salona gelecek, içeri gelseniz iyi olur.” diye seslendi. Ağladığımızı görmemiş olmalıydı. Başımı sallayarak “Tamam geliyoruz.” dedim.

Kral Alexander, arena savaşlarının kurallarını açıkladı. Kurallara göre dövüşler teke tek yapılır ancak bazen Waldoria’dan iki kişi de dövüşebilir. Bu şüphesiz ülkemize üstünlük sağlamak için koyulmuş bir kuraldı. Ayriyeten eğer gerekiyorsa bir savaşçı rakibini öldürebilir ve genellikle istisnai bir durum olmadığı sürece taraflardan sadece biri hayatta kalabiliyordu. Ayrıca Kral Alexander yarından itibaren antrenmanların başlayacağını da duyurmuştu.

Kral Alexander konuşmasına yaptıktan sonra tahtına oturdu ve eğlencenin devam etmesi için işaret verdi. Ardından romantik bir dans müziği çalmaya başladı. Herkes birbirini dansa kaldırıyordu. Ben yerimde durmuş salonda dans edenleri incelerken Francesca yanıma geldi. Gülümseyerek “Dans edelim mi?” diye sordu. İlk başta utandığım için biraz tereddüt etsem de Francesca beni kolumdan tuttu. ”Haydi ama, bu kadar çekingen olma!” Francesca’nın ısrarı üzerine dans etmeye başladık.

Dans ederken büyük bir mutlulukla gözlerimin içine bakıyordu. Aynı şekilde ben de onun gözlerine bakıyordum. Öyle parlak öyle güzellerdi ki, bu gözlere saatlerce bakabilirdim. Eli elimdeydi, bu yumuşacık bembeyaz ve ince elleri bana adeta huzur ve güven veriyordu. Dans ettiğimiz o dakikalar, sanki hayatımın en güzel dakikalarıydı.

Bir sonra ikimiz de dönüp etrafımıza baktığımızda fark ettik ki, pistte dans eden sadece ikimiz kalmıştık. Diğer herkes bizi izliyordu. Francesca tedirgin olmaya başladığımı fark edince “Sakin ol, bana güven.” diye fısıldadı. Cesaretimi topladım ve o dakikadan itibaren etrafımızdaki kimseyi aldırmadan, dünyada sadece ikimiz varmışız gibi dans etmeye devam ettik. Bir süre sonra müzik durdu ve salonda alkış sesleri yükseldi.

Francesca “Bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim.” dedi. “Gerçekten harika bir iş çıkardın.” Gülümseyerek teşekkür ettim. Biz dansımızı bitirdikten sonra Maddox “Ve nihayet bu güzel balonun sonuna geldik, yarın bütün savaşçılarımızı antrenmana bekliyoruz. Herkese iyi geceler.” dedi ve balo sona erdi.

Mason yanıma geldi ve daha sonra da Chris’i yanımıza çağırdı. Chris aceleyle Prenses Alessia ile vedalaşıp yanımıza geldi. Tam Francesca ile vedalaşıp salondan çıkacaktık ki Francesca kolumdan tutup “Daniel!” diye seslendi. Dönüp ona baktım. “Yarın görüşürüz Daniel, bol şans.” Gülümsedim ve “Sana da, yarın görüşürüz.” dedim.

Odalarımıza çıkarken Chris “Dans konusunda bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum.” dedi. “Sen ve prenses harikaydınız. Neredeyse bütün salon sizi izledi.” Gülümseyip “Yaptık işte bir şeyler.” diye cevap verdim. Mason, “Evet gerçekten harikaydınız, ama kraliyet üyeleriyle gereğinden fazla yakın olmayın. Bu yakınlığınızı ağzınızdan laf almak için avantaj olarak kullanabilirler, en önemlisi kral her söylediğinizi size dezavantaj olarak yansıtabilir. Yapacağınız hamleler konusunda size kısıtlama getirebilir, karşınıza daha fazla rakip çıkartır ve bunun gibi şeyler yapar.”

Chris “Vay be!” diye haykırdı. “Sistem bu kadar adaletsiz mi?” Mason “Maalesef öyle, ayrıca unutmayın Waldoria’lıların hepsi rakibiniz.” İkimiz de “Anlaşıldı.” diye cevap verdik ve Mason hepimize bol şans diledikten sonra odalarımıza döndük. Hemen kendimi yatağa attım. Bu geceki baloyu ve Francesca ile dansımızı düşünüyordum. Resmen rüya gibiydi, Francesca’nın ifadesinde samimiyet ve sevgi vardı sanki. Hayatımda ilk defa birinden böylesine etkilenmiştim. Ama hayır, Mason haklıydı. Kendime hakim olmalıydım, düşmanıma aşık olamazdım değil mi? Belki de saf samimiyet ve sevgi olarak algıladığım o tavırlar aslında zayıf noktamı bulmak için bir taktikti sadece.

Sonra bahçedeki o hüzünlü an geldi aklıma, iyi de zayıf noktamı bulup bana karşı kullanmak isteyen bir insan neden bana acılarından bahsedip zayıf noktasını göstersin ki? Neden karşımda ağlayıp bana sarılmak istesin ki? Kafam gerçekten çok karışıktı, Francesca’ya karşı bir şeyler hissetmeye başlamış olabilirdim fakat bunu öncelik haline getirip dikkatimi dağıtmamalıydım. Önceliğim ülkemi kurtarmak ve işgalden korumaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.