Balo bittikten hemen sonra odama geçip sabaha kadar uyudum, hayatımda yattığım en rahat yataktı. Gece boyunca deliksiz uyumuştum. Aslında halen uyumaktaydım fakat sonra odamın kapısının çaldığını duydum. Hemen kapıyı açtım, bir de ne göreyim? Prenses Alessia hazırlanmış beni bekliyordu. Gülümseyerek “Günaydın uykucu!” dedi. “Dün gece iyi uyudun mu?” Prensesi kapımın önünde görmeyi beklemiyordum. Üstelik hangi odada kaldığımı da söylememiştim, saraydaki hizmetçilerden öğrenmiş olmalıydı.
Telaşla eğilerek selam verdim ve “Evet majesteleri.” dedim. Bunun üzerine prenses kahkahayı patlattı. “Çok komiksin Chris! Bu kadar resmî olmana gerek yok. Biz bizeyiz adımla hitap edebilirsin bana.” Yanaklarım kızarmıştı, Alessia hâlâ gülmeye devam ediyordu. Bir anda gülmeyi kesti ve “Haydi, ablam ve arkadaşın çoktan dördümüz için yer ayarladı bile. Çabucak giyin ve benimle gel, bekliyorum.” dedi.
Bulduğum ilk giysileri giydim ve hemen Alessia ile aşağıya indim. Danny, Prenses Francesca ile beraber oturmuş sohbet ediyordu. Eminim Mason dördümüzün bir masada toplandığını görse bizi ikaz yağmuruna tutardı. Aslında haksız da sayılmazdı, ettiğimiz laflara dikkat etmemiz ve biraz olsun mesafeli olmamız gerekiyordu. Fakat birazcık sosyalleşip eğlenmekten kime ne zarar gelirdi ki?
Biraz sonra kahvaltımız servis edildi. Hem yemeklerimizi yiyor hem de sohbet ediyorduk. Yemekler Mason’ın yemekleri kadar lezzetli olmasa da yine de çok güzeldi.
Kahvaltılarımızı bitirdikten sonra hep birlikte Maddox’tan antrenmanlarla ilgili ayrıntıları öğrendik. Yaklaşık on dakika sonra da bahçedeki özel antrenman alanına geldik.
Danny telekinezi gücüyle bana kuvvet uygulamaya çalışırken ben de ışınlanarak ondan kaçmaya çalışıyordum. O daha çok saldırı esaslı çalışırken, ben daha çok savunma odaklıydım. Daha sonra klasik dövüş hareketlerine geçtik, antrenmanlarımız çok yoğun geçiyordu. Alessia ve ablası ise bizi seyrediyordu. Danny “Ee, Francesca senin gücün ne?” dedi. “Gücünüz vardır diye tahmin ediyorum.” Prenses Francesca alaycı bir gülümsemeyle bir manevra yaptı ve Danny’nin hemen yanından bir ateş topu geçti. Arkadaki hedef tahtası alev almıştı.
Danny şok içinde “Ödümü patlattın!” diye haykırdı. “Ama çok etkilendim doğrusu.” Francesca güldü. “Çok özür dilerim, bir yerin yanmadı ya?” Danny gülerek “Hayır ama gerçekten korktum.” dedi. Sonra Alessia bana “Sen de benim gücümü görmek ister misin Chris?” diye sordu. Büyük bir merakla kabul ettim ve on saniye geçmeden parmağıma elektrik çarptı. Kendimi tutamadım ve bağırdım.
“Ne yapıyorsun, acıdı!”
”Çok özür dilerim Chris.”
”Çok güçlüymüşsün doğrusu.”
”İşin sırrı sıkı çalışmakta.”
Prenses Francesca ve Danny bize bakarak kıkır kıkır gülüyorlardı. Daha sonra Mason geldi. Yanında Maria ve Luke da vardı. Luke “N’aber millet?” diye sordu sevinçle. Prenses Francesca “Bu ne enerji sabah sabah?” diye sordu bunun üzerine. Luke saygıyla iki prensesin de önünde eğildi. “Benim tarzım bu majesteleri.” diye cevap verdi.
Mason Maria ile prensesleri selamladıktan sonra, Danny ve bana “Çalışmalarınız nasıl gidiyor?” diye sordu. Biz de ona durumun gayet iyi olduğunu ancak biraz daha sıkı çalışmamız gerektiğini söyledik. Daha sonra antrenmanlara devam ettik. Biz antrenmanlarımızı yaparken Mason da bizi gözlemliyordu, biraz sonra prenseslerin hocaları da geldiler. Bir yandan çalışırken diğer yandan Maria, Luke, Danny ve ben sohbet ediyorduk.
”Dün geceki balo hakkında ne düşünüyorsunuz? Bana sorarsanız harikaydı! Bir sürü yeni insanla tanıştım.”
”Ve bütün içecekleri içtin!”
”Aman be Maria! Biz burada misafiriz, savaşa kadar her şeyin tadını çıkarmak gerek. Bu arada Daniel, dün gece Prenses Francesca’yla sen mi dans ettin? Gerçekten harikaydınız! Bana sorarsan yılın çifti siz olacaksınız, ama ikiniz de farklı taraflardasınız ne üzücü!”
Danny’nin yanakları kızarmıştı. ”Luke! Lütfen sessiz ol, yoksa duyacaklar. Prenses duyarsa gerçekten mahcup olurum lütfen.”
Luke gülerek “Tamam, özür dilerim.” diye cevap verdi. Sonra da antrenmanlara devam ettik. İlerleyen zamanlarda Luke ve Maria’nın güçlerini de görmeye başladık. Maria süper derecede hızlıydı, Luke’un ise görünmezlik gücü vardı. Bu güçler şüphesiz çok büyük ve çok özel güçlerdi ancak bunları doğru kullanabilmenin en iyi yolu antrenman yapmaktı. On iki saatlik yoğun bir antrenman yaptık, en güzel kısımlar Alessia ile çalıştığımız kısımlardı. Öyle tatlı ve sevecendi ki. Şüphesiz en büyük motivasyonum oydu, ayrı saflarda olsak da bana çok destek oluyordu ve ben bunu hissediyordum.
Akşam yemeğinde de tıpkı sabahki gibi beraber vakit geçirip çok eğlendik biz tam yemeklerimizi yerken Danny ve ben bir adamın bize doğru baktığını fark ettik. Muhtemelen Waldoria tarafından biriydi, sert bakışlıydı ve baktıkça insanı daha da huzursuz ediyordu. Onu antrenmanlarda da birkaç kez bize bakarken yakaladık. Danny ve ben baktıkça epey rahatsız olduğumuz için bir süre kafamızı çevirdik. Sahiden bu adam kim olabilirdi ki? Ve neden bize bakıp duruyordu?
Akşam odalarımıza geçerken bu konuyu Danny’ye de açtım.
”Sence şu adam neden bize bakıp duruyordu?”
”Bilmiyorum.”
”Ailenin katili o olmasın?”
”Belki de, fakat peşin hükümlü olmamak gerek. Çünkü eldiven takan tek kişi o değil. Antrenmanlarda biri kadın ikisi erkek eldiven takan üç kişi daha vardı. Kadın daha gençti onun olduğunu sanmıyorum. Bu durumda şüphelenmemiz gereken üç kişi var. Şimdilik.”
”Sana güveniyorum dostum. Eminim o katili yakalayacağız, bu hem prensesler ve babaları için hem de senin için çok iyi olacak.”
”Teşekkür ederim Chris, yarın sabah görüşürüz. Bu hafta çok yoğun geçecek.”
“Aynen öyle, görüşürüz.”
Odama geçtim, çok yorulmuştum. Bir hafta daha böyle geçecekti. Üstelik yaşamımızın da garantisi yoktu belki de ben bütün duygularım, düşüncelerim ve her şeyimle tarihe karışacaktım. Aynı tehlike Danny için de söz konusuydu, ama önemli olan ne olursa olsun bu dostluğu devam ettirmekti. Odağımı toparladım ve kendimi zihinsel olarak yarınki antrenmanıma hazırlayıp uyudum.
Gece uyurken bir rüya gördüm, yine o katildi. Tıpkı prenseslerin annesini, Danny’nin ise ailesini elinden aldığı gibi tüm sevdiklerimi elimden alıyordu. Ben ise hiçbir şey yapamıyordum. Kan ter içerisinde uyandım. Daha sabah olmamıştı, çabucak elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım. Kimdi bu adam? Ne yapmaya çalışıyordu? Bu kadar insanı öldürme amacı neydi?
Danny’nin yaşadığı duyguları anlayabiliyordum. Benim de büyürken bir ailem yoktu, ama ailenin böylesine trajik bir şekilde öldüğünü öğrenmek daha da zor olmalıydı. Üstelik hem ülkeni savaştan korumaya çalışıp hem de bir katili yakalamaya çalışmak ayrı bir çaba isterdi doğrusu. Tabii ki bütün bunları yaparken yalnız olmayacaktı, ben ve Mason da onun yanında olacaktık. Ne de olsa biz birbirimizin ailesi sayılırdık değil mi? Yirmi bir yılım onlarla geçmişti, gerçek ailemi hiç tanımadım. Bu yüzden ailem olarak hep Mason ve Danny’yi kabul ettim. Bu yüzden zor zamanlarımda ona yardım etmek görevimdi, katilin daha fazla insanı öldürmesine izin veremezdim. Bu yüzden cesaretimi toplayıp kendimi psikolojik olarak yarına hazırlamanın en iyisi olacağını düşündüm ve tekrardan uykuya daldım. Çünkü yakalamamız gereken bir katil ve kurtarmamız gereken bir ülke vardı. Bütün bunlar daha fazla kan dökülmemesi içindi.