(Aras’ın Anlatımıyla)
Dükkanın kapısındaki çıngırak çalındığında, dürüst olmak gerekirse son iki saattir yaptığım gibi saniyede bir kapıya bakmayı bıraktım ve havalı görünmek için elimdeki kilit milini inceliyormuş gibi yaptım.
Başımı yavaşça kaldırdım. İçeri girdi ama ofisteki o süslü kız gitmiş, yerine tam bir sokak serserisi gelmişti.
Üzerinde bol, lacivert bir Adidas ceket, altında sanki içinde üç kişi daha yaşayabilirmiş gibi duran upuzun, bol bir kot pantolon ve spor ayakkabılar vardı. Saçlarını tepesinde alelade toplamıştı. Dükkanın tozlu, metal kokulu havasına o kadar garip bir şekilde yakışmıştı ki, bıyık altından gülmemek için yanağımın içini ısırdım.
"Selam," dedi, ellerini ceketinin ceplerine sokup etrafı süzerken. "Sözümü tuttum rızık ortağım, yardıma geldim. İnşallah bugün dükkandan tek parça çıkarız."
"Selam," dedim tezgahın arkasından çıkıp ona doğru yürürken. "Kıyafet seçimin tam bir sanayi çırağı kıvamında Yıldız, gözlerim yaşardı. En azından bugün bir yerlere takılıp yırtılma riskin sıfır."
"Dalga geçme be!" diye hayıflandı, o tatlı dudaklarını büzerek. "Kapı nerede? Acilen yapalım da şu utanç verici görüntülü arama mevzusunu unutalım."
Onu dün gece tamamen pert ettiği personel odasının kapısına götürdüm. Küçük oda esmiyordu, haziran sıcağı da tepemize çökünce on dakika içinde dükkan resmen hamama döndü. Yıldız’a elimi uzatıp "Vidaları ver," diyordum ama her vidayı vermeden önce içinden gizlice 'bir, iki, üç, dört' diye saydığını görüyordum. Tabii çaktırmıyordum, eğlencemi bozamazdım.
"Of, Aras burası neden bu kadar sıcak?" dedi en sonunda, elinin tersiyle alnındaki teri silerken. "Ben resmen bu ceketle buharlı pişiriciye döndüm."
"E çıkar ceketi," dedim, kapı menteşesini tornavidayla sıkıştırırken. "Yabancı yok, dükkan bizim."
"Doğru," dedi ve ceketinin fermuarını tek hamlede aşağı indirdi.
Ceketi omuzlarından geriye doğru sıyırıp köşeye bıraktığında, siyah askılı bluzuyla kaldı. Sıcağın etkisiyle beyaz teni ve omuzları hafifçe pembeleşmişti. Tam kafamı çevirip işime dönecektim ki, sağ köprücük kemiğinin üzerindeki o detay bakışlarımı resmen kilitledi.
Orada, teninin üzerinde sanki canlıymış gibi duran incecik, simsiyah bir dövme vardı. Küçük, parıldayan yıldızların arasında sırayla uçan üç tane minik yusufçuk... O kadar zarif duruyordu ki, o kaba saba sanayi ortamında resmen parlamıştı. Elimdeki tornavidayı havada unuttum.
Sakin ol oğlum Aras, dedim kendi kendime. Kızın köprücük kemiğinde resmen samanyolu galaksisi var, sen burada kilit tamir ediyorsun.
Yıldız, ona dik dik baktığımı (tamam, itiraf edeyim, resmen dikizlediğimi) fark edince panikle elini omzuna götürdü. Yanakları anında kıpkırmızı oldu. "Şey... Dövmem mi dikkatini çekti? Çok mu çirkin duruyor yoksa?"
Bakışlarımı omuzlarından çekip o şapşal ela gözlerine diktim. Yüzüme o muzip gülümsememi yerleştirip bir adım yaklaştım.
"Yok, çirkin değil de..." dedim, sesimi bilerek gizemli bir tona bükerek. "Merak ettim. Koskoca dükkanda kapıyı kırıp beni içeri kilitleyen, arabayı çalışır vaziyette bırakıp köfte yiyen bir sakarın teninde neden yusufçuklar var? Yani yusufçuklar narin hayvanlardır, senin gibi yıkım ekibi değillerdir normalde."
Yıldız gözlerini devirdi, utancı bir anda sinire dönüştü ama o tatlı hali hiç bozulmadı. "Aşk olsun ya! Yusufçukların bir özelliği var bir kere, biliyor musun?"
"Neymiş?" dedim, kollarımı göğsümde birleştirip kapıya yaslanarak.
"Onlar asla geriye doğru uçamazlar," dedi, çenesini hafifçe yukarı kaldırıp gururla. "Sadece hep ileri giderler. Bana geçmişe takılmamayı, hep ileri bakmayı hatırlatıyor."
Gülümsedim. Parmağımı hafifçe kaldırıp, tenine dokunmamaya özen göstererek dövmesindeki en baştaki minik yıldızı işaret ettim. "Peki ya bu yıldızlar? Onlar da ileri mi uçuyor?"
Yıldız hafifçe yutkundu, aramızdaki o komik didişme bir anda havayı acayip bir şekilde ısıttı. "Onlar... Hayatıma aniden giren parıltıları temsil ediyor."
"Anladım..." dedim, sesimi iyice alçaltıp gözlerimi gözlerine kenetleyerek. "Umarım o parıltılar girdikleri yeri benim dükkanın kapısı gibi kırıp dökmezler Yıldız'ım."
Yıldız "Yıldız'ım" kelimesini duyduğu an elindeki vida kutusunu heyecanla yere düşürdü. Şangırrr! Yüzlerce küçük vida dükkanın zeminine saçılırken Yıldız şokla bana baktı.
Kafamı iki yana sallayıp derin bir iç çektim. "Bak, ne dedim ben daha yeni? Gerçekten tam bir yıkım ekibisin."