İçeriğe geç

Çilingir Bey?

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Çilingir Bey?

Bölüm 8

8. Bölüm

(Yıldız’ın Anlatımıyla)

Ertesi gün ofiste masamın başında oturmuş, önümdeki dosyalara bakıyordum ama dürüst olmak gerekirse aklım tamamen dünün enkazında kalmıştı. Kafamı her salladığımda Aras’ın o beyaz tişörtündeki el izlerim ve o insanı eriten gülüşü gözümün önüne geliyordu.

En sonunda dayanamayıp sandalyemi hızla döndürdüm ve yan masadaki en yakın arkadaşım Aslı’ya doğru eğildim. "Aslı, acil durum. İşimi gücümü bırakıp beni dinlemek zorundasın yoksa patlayacağım."

Aslı elindeki kahve bardağını masaya bırakıp gözlerini kıstı. "Yine ne yaptın Yıldız? En son dün sabah bir çilingire sapık deyip kapatmıştın."

"İşte olay da tam orada büyüdü zaten!" dedim ellerimi heyecanla havaya kaldırarak. "Dün akşam anahtarı almaya gittim. Kızım adamı bir görsen... Üzerinde beyaz bir tişört vardı, şansıma kilit tamir ederken üstüne motor yağı fışkırmış. Ama bak yemin ederim, adama o motor yağı bile o kadar çok yakışmıştı ki! Resmen karizma fışkırıyordu."

Aslı gözlerini devirdi. "Eee? Sen kesin bir sakarlık yapmışsındır."

"Sorma..." dedim sesimi alçaltarak. "Heyecandan anahtarları düşürdüm. Eğilince kafa kafaya bir tosladık, benim dengem kayboldu. Düşmemek için ellerimi bunun göğsüne bir yasladım... Beyaz tişörtünde simsiyah iki tane el izim kaldı! Adamı resmen damgaladım. Üstelik o şokla arabadan inerken motoru kapatmayı unutmuşum, biz arkada köfte yerken araba yarım saat çalışır vaziyette bizi beklemiş!"

Aslı kahkahayı basarken ben o sırada masanın üzerindeki telefonumu elime almış, jest ve mimiklerle olayı anlatmaya devam ediyordum. "Adam bana 'Sen benim rızık kapımsın' diyor ya, şaka gibi! Ama görsen o kadar yakışıklı ki, o yağlı tişörtle bile benden daha havalı duruyordu..."

Tam o sırada heyecanla ellerimi sallarken telefon avcumun içinden kaydı. Panikle havada yakalamaya çalıştım, telefon masaya çarptı, oradan klavyenin üstüne düştü. Ekranın bir yerlerine parmaklarım çılgınlar gibi bastı.

Ve o uğursuz, o korkunç melodiyi duydum. Dıt... dıt... dıt...

Ekran bir anda parladı ve ön kamera açıldı. Ben ekranda kendi şok olmuş yüzümü görürken, yukarıda yeşil harflerle şu yazı belirdi: "Rızık Ortağım 🤩 Görüntülü Aranıyor..."

"Hayır, hayır, hayır! Kapat, kapat!" diye çığlık attım. Parmağımı ekrandaki kırmızı butona vurmaya çalıştım ama telefon o an dondu. Tam dört kere (evet, tam dört kere!) bastım ama ekran tepki vermedi.

Ve karşı taraf telefonu açtı.

Ekran ikiye bölündü. Alt tarafta benim korkudan gözleri fal taşı gibi açılmış yüzüm, üst tarafta ise... Aras vardı.

Dükkandaydı. Üzerinde dünkü beyaz tişörtün yerine siyah bir askılı atlet vardı, saçları hafifçe alnına düşmüştü ve elinde bir İngiliz anahtarı tutuyordu. Telefonu kulağından çekip ekrana baktı. Yüzünde önce şaşkın, sonra o her zamanki muzip gülümseme belirdi.

"Yıldız?" dedi, arkadan gelen gürültülü bir kilit sesi eşliğinde. "Yanlış görmüyorum değil mi? Beni görüntülü aramışsın. Hem de... 'o yağlı tişörtle bile benden daha havalı duruyordu' cümlesinin hemen üzerine. Zamanlaman harika."

Yerin dibi neredeydi? Tam olarak neredeydiyse oraya girmek istiyordum. Aslı arkada elini ağzına kapamış, sessizce gülmekten geberiyordu.

"Aras!" dedim, sesim her an ağlayacakmışım gibi detone çıkarak. "Selam... Şey, ben... Ben aslında seni aramadım. Yani aradım da, telefon elimden düştü. Masaya çarpınca klavye... Klavye şey yaptı... Görüntülüye bastı. Yoksa ben arkandan konuşmuyordum. Yani konuşuyordum ama kötü anlamda değil..."

Aras elindeki İngiliz anahtarını tezgaha bıraktı, ekrana iyice yaklaştı. O ela gözleri kameranın içinden resmen içimi okuyordu. "Kötü anlamda olmadığını duydum zaten," dedi sesini hafifçe düşürerek. Yüzündeki gülüş iyice büyüdü. "Motor yağının bana yakıştığını düşünmene sevindim. Ama bil istedim, şu an üzerimde o tişört yok. Dükkandaki kapıyı tamir ediyorum. Hani şu dün gece senin tamamen kullanılmaz hale getirdiğin kapıyı..."

"Çok özür dilerim!" dedim kafamı masaya gömmek isteyerek. "Ben kapatayım en iyisi, seni işinden alıkoymayayım."

"Dur, kapatma," dedi Aras aceleyle. Kamerayı hafifçe dükkanın kırık kapısına doğru çevirdi. "Bak, mil içeride öyle bir sıkışmış ki, tek başıma sökemiyorum. Madem beni bu kadar yakışıklı buluyorsun ve hakkımda konuşuyorsun... Bunun diyeti olarak akşamüstü dükkana gelip bana yardım etmeye ne dersin rızık kapım? Söz, bu sefer üzerine yağ sıçratmam."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.